Diyarbakır’ın Eğil ilçesine giden biri, daha ilk bakışta buranın sıradan bir yer olmadığını anlar. Bazı ilçeler vardır, tarihi eserleriyle öne çıkar; bazıları doğasıyla, bazıları inanç merkezleriyle. Eğil ise bunların hepsini aynı anda içinde taşır. Ama asıl ilginç tarafı şudur: Eğil, kendini hemen ele vermez. Taşlarının, sularının, mağaralarının ve türbelerinin ardında hâlâ tam çözülememiş bir sessizlik vardır.

Burası yalnızca eski medeniyetlerin gelip geçtiği bir yer değildir. Eğil’de geçmiş, sanki hâlâ yaşamaya devam eder. Kimi zaman bir kayanın yüzünde beliren siluette, kimi zaman baraj sularının altında kaldığı söylenen eski yerleşimlerde, kimi zaman da yaşlıların anlattığı yarım kalmış hikâyelerde karşımıza çıkar.
Eğil Kalesi, ilçenin en dikkat çekici yerlerinden biridir. Kayaların üzerine kurulmuş bu eski yapı, Dicle’ye hâkim bir noktada durur. Ama kaleyi gizemli yapan yalnızca manzarası değildir. Halk arasında kalenin altında gizli yollar, sığınaklar ve eski geçitler bulunduğuna inanılır. Bazı anlatılara göre bu geçitler savaş zamanlarında kaçış yolu olarak kullanılmıştır. Bazılarına göre ise kaleden su kenarına inen gizli bir tünel vardır.

Bugün bu anlatıların hangisi gerçek, hangisi zamanla büyümüş bir rivayet, bunu kesin olarak söylemek zor. Fakat Eğil’de yaşayanların dilinde bu tüneller hep vardır. Birinin dedesi duymuştur, bir başkasının babası çocukken görmüş gibi anlatmıştır. İşin büyüsü de biraz buradadır zaten. Eğil’de tarih, yalnızca belgelerde değil, insanların hafızasında da yaşamaya devam eder.
İlçede en çok konuşulan rivayetlerden biri de “Kral Kızı” hikâyesidir. Kayalıkların bir bölümünde, güneş belirli bir açıyla vurduğunda daha net seçildiği söylenen bir figürden bahsedilir. Halk uzun yıllar bu figürü kralın kızı olarak anlatmıştır. Kimi rivayetlerde bu kız güzelliğiyle ünlüdür, kimi rivayetlerde babasına karşı gelen cesur bir genç kızdır, kimilerinde ise düşmanlardan kaçarken kayalara sığınan talihsiz bir prenses.

Belki gerçekten bir kral kızı vardı, belki de kayadaki şekil zamanla halkın hayal gücüyle bir hikâyeye dönüştü. Ama bu rivayetin hâlâ anlatılıyor olması bile Eğil’in nasıl bir yer olduğunu göstermeye yeter. Çünkü burada taş bile susmaz; ona bakan insanın zihninde bir hikâye uyandırır.
Eğil’in en derin taraflarından biri de manevi havasıdır. İlçede peygamber kabirleri olduğuna inanılan türbeler bulunur. Bu yüzden Eğil, yalnızca tarih meraklılarının değil, dua etmek, içini ferahlatmak, sessizce düşünmek isteyen insanların da uğrak yeridir. Türbelerin çevresinde garip bir dinginlik hissedilir. İnsan orada yüksek sesle konuşmak istemez. Sanki geçmişten gelen bir saygı, kendiliğinden insanın üzerine çöker.

Bölgede anlatılanlara göre bazı insanlar türbeleri ziyaret ettikten sonra içlerinde büyük bir huzur hissettiklerini söyler. Kimileri burada edilen duaların daha içten olduğuna inanır. Kimileri ise gece vakti Eğil’in havasının değiştiğini, özellikle türbelerin ve eski kalenin çevresinde insanı ürperten ama korkutmayan bir sessizlik oluştuğunu anlatır.
Eğil’i gizemli yapan bir başka şey de baraj sularıdır. Bugün Dicle’nin üzerinde oluşan o geniş su manzarası insana huzur verir, fakat o suların altında eski hayatların izleri olduğuna inanılır. Eski yollar, evler, mezarlar, belki de artık kimsenin adını bilmediği küçük yerleşimler… Su, bir yandan ilçeye güzellik katarken diğer yandan geçmişin bir bölümünü gözlerden saklamıştır.
Bu yüzden Eğil’de suya bakmak, sadece manzara izlemek değildir. İnsan ister istemez düşünür: Bu suyun altında kimler yaşadı? Hangi çocuklar bu yollarda koştu? Hangi kapılar kapandı, hangi ocaklar söndü, hangi hikâyeler yarım kaldı?
Kimi zaman baraj suyunun çekildiği dönemlerde eski kalıntıların ortaya çıktığı anlatılır. Bu da halk arasında yeni söylentilere yol açar. “Orada eski bir yol vardı”, “Şurada bir mezar görünmüştü”, “Biz küçükken o taraflarda başka yapılar da vardı” diyenler çıkar. Böylece Eğil’in geçmişi, bazen suyun altında kaybolur, bazen de kısa bir süreliğine yeniden yüzünü gösterir.
Kaya mezarları da ilçenin en etkileyici ve ürpertici yerlerindendir. Kayaların içine oyulmuş bu mezarlar, eski insanların ölümle kurduğu ilişkiyi düşündürür. Bugünün insanı için mezar çoğu zaman toprağın altındadır; ama Eğil’de ölüm, kayanın kalbine işlenmiştir. Bu mezarların karşısında durunca insan, binlerce yıl önce yaşamış insanların da korktuğunu, sevdiğini, yas tuttuğunu ve geride bir iz bırakmak istediğini hisseder.
Halk arasında bu mezarlarla ilgili define hikâyeleri de eksik olmaz. Bazıları eski kralların değerli eşyalarının kayaların içine saklandığını söyler. Bazıları belirli işaretlerin gizli odaları gösterdiğine inanır. Elbette bu anlatıların çoğu rivayetten ibarettir. Fakat yine de bu tür söylentiler, Eğil’in gizemli havasını besler. Çünkü burada her oyuk, her çizgi, her taş parçası bir anlam taşıyormuş gibi görünür.
Eğil’in belki de en güzel tarafı, kesin cevaplar vermemesidir. Bazı yerler insana her şeyi açık açık anlatır. Eğil öyle değildir. O, sorular bırakır. Kalenin altında gerçekten gizli yollar var mıydı? Kral Kızı kimdi? Suların altında hangi hayatlar kaldı? Kaya mezarlarının içinde bilinmeyen başka odalar var mı? Bu soruların hepsine net cevap bulmak mümkün olmayabilir. Ama Eğil’i çekici yapan da zaten budur.
Bugün ilçeye gelen biri, kısa bir geziyle birkaç fotoğraf çekip dönebilir. Fakat Eğil’i gerçekten hissetmek isteyen kişi biraz yavaşlamalıdır. Kaleye çıkmalı, kayalara uzun uzun bakmalı, Dicle’nin kıyısında susmalı, türbelerin çevresinde acele etmeden dolaşmalıdır. Çünkü Eğil hızlı gezenlere sırlarını açmaz.
Eğil, taşın, suyun ve inancın iç içe geçtiği eski bir hafıza gibidir. Bir yanı tarihtir, bir yanı rivayet, bir yanı da insanın içine dokunan tuhaf bir sessizlik. Belki bütün gizemi de buradadır: Eğil, geçmişi tamamen anlatmaz; sadece kapısını aralar. Geri kalanını insanın merakına bırakır.
Cihat TOPRAK
Yorum Yap