Son Dakika !
--:--:--
serdar özdemir

Kuzey Kore’de Darbe ve Halk Ayaklanması Neden Olmaz!

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Kuzey Kore’de askeri darbe neden olmaz? Halk neden ayaklanmaz, neden isyan etmez? Bu sorular, dışarıdan bakan herkesin zihnini kurcalamaya devam ediyor. Açlık, yoksulluk, sistematik insan hakları ihlalleri… Tüm bunlara rağmen, dünyanın en kapalı rejimi üç kuşaktır ayakta. Cevap, basit bir “baskı” veya “korku” anlatısının çok ötesinde, tarihsel kökleri olan, yapısal ve psikolojik katmanlardan oluşan karmaşık bir ağda gizli.

Kuruluş ve Hanedanlığın İnşası

Kuzey Kore’nin hikâyesi, 1945’te Japon İmparatorluğu’nun çöküşüyle başlar. 38. paralelin kuzeyine konuşlanan Sovyet güçleri, bölgede kendi ideolojisine uygun bir devlet yapılanması kurma hedefindeydi . Bu süreçte öne çıkan isim, Sovyetler tarafından desteklenen genç bir gerilla lideriydi: Kim Il-sung.

Ekim 1945’te Sovyetler, merkezi bir yönetim sistemi ve parti yapısı örgütlemeye başladı. Şubat 1946’da “Kuzey Kore Geçici Halk Komitesi” kuruldu ve 1947’de yerini “Kuzey Kore Halk Meclisi”ne bıraktı . Bu meclis, Kore Halk Ordusu’nun temellerini attı ve bir anayasa hazırladı. 1948 yılı Eylül ayında ise “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” resmen ilan edildi ve Kim Il-sung Başbakan olarak göreve başladı . Böylece, bugün “Baekdu Kan Soyu” olarak adlandırılan hanedanlığın ilk tuğlası örülmüş oldu .

1950-1953 Kore Savaşı, rejimin militarizasyonunu ve ideolojik katılaşmasını derinleştirdi. Savaş sonrası Kim Il-sung, kendi mutlak otoritesini pekiştirmek için “Juche” (kendine güven) ideolojisini sistemin temeline yerleştirdi. Bu ideoloji, sadece ekonomik bir doktrin değil, aynı zamanda lideri tanrılaştıran, onu “her şeyin merkezi” olarak konumlandıran bir düşünce sistematiğiydi .

Kim Il-sung’un 1994’teki ölümüne kadar süren bu dönemde rejim, çok katmanlı bir kontrol mekanizması inşa etti. Oğul Kim Jong-il, babasının ideolojisini daha da ileri taşıyarak liderlik etti. 2011’de onun ölümünün ardından ise torun Kim Jong-un, 27 Eylül’de ordu generali rütbesi ve 28 Eylül’de Parti Merkez Askeri Komisyonu başkan yardımcılığı ile halef ilan edildi . Babasının cenazesinde “partinin, ordunun ve halkın yüce lideri” olarak anılan Kim Jong-un, 2012’de Parti Birinci Sekreteri ve Ulusal Savunma Komisyonu Başkanı olarak resmen iktidarı devraldı . 2013’te ise ekonomik kalkınma ile nükleer gelişimi eş zamanlı yürütmeyi hedefleyen “Byeongjin” politikasını ilan etti .

Korkunun Mekaniği – Üçlü Komuta ve Songbun

Peki, bu hanedanlık nasıl oluyor da onca yoksulluğa rağmen hâlâ ayakta? Cevap, rejimin orduyu ve toplumu tasarlama biçiminde gizli.

Kore Halk Ordusu (KPA) , klasik ordulardan tamamen farklı bir mantıkla inşa edilmiştir. Sistem, birbirini denetleyen ve potansiyel bir darbeyi yapısal olarak imkânsız kılan üç ayrı komuta zincirine dayanır:

  1. Askeri Komuta Zinciri: Geleneksel emir-komuta hattı.
  2. Siyasi Komuta Zinciri: Her birliğe atanan ve Parti adına hareket eden siyasi komiserler. Bu memurlar, askeri kararları onaylamak ve doğrudan Parti’ye rapor vermekle yükümlüdür.
  3. Güvenlik/Karşı İstihbarat Zinciri: Doğrudan Kim ailesine bağlı olan ve subayları birbirine karşı izleyen gizli birimler. Bu birim, “tehlikeli” görülen subayları henüz fikir aşamasındayken tespit edip tasfiye eder.

Bu üç zincir arasında yatay iletişim neredeyse yasaktır. Bir generalin başka bir birimdeki generalle darbe planlaması, üçüncü zincir tarafından anında ihbar edilmesi anlamına gelir. Bu yapı, gizli bir organizasyonun kurulmasını matematiksel olarak engeller.

Ancak bu yapısal engellerin ötesinde, rejimin asıl gücü, bireyin zihnine ve aile bağlarına işlemiş olan Songbun sistemidir. Songbun, her Kuzey Kore vatandaşına doğuştan atanan ve sadakat, aile geçmişi, siyasi güvenilirlik gibi kriterlere göre belirlenen kalıtsal bir sosyal sınıflandırmadır. Yüksek Songbun’a sahip olanlar Pyongyang’da yaşama, iyi eğitim alma ve rejimin nimetlerinden faydalanma hakkına sahipken, düşük Songbun’lular hayatları boyunca aşağılanma, işsizlik ve açlıkla mücadele eder. Elitler arasında bile bu sistem işler; yüksek sadakat puanı, aile güvenliği ve lüks anlamına gelir.

İhanetin cezası ise kolektiftir. Bir subayın ihaneti durumunda, üç nesil aile üyesi ceza kamplarına gönderilir. Bu, potansiyel muhalefeti daha düşünce aşamasında yok eder. Birey, sadece kendi hayatını değil, tüm soyunu riske atmaktadır.

Ekonomik Çöküş ve Piyasanın Gölgesinde Hayatta Kalma

1990’ların ortasındaki büyük kıtlık, Kuzey Kore toplumunun kırılma noktasıydı. Resmi söylemin aksine, devletin tahıl dağıtım sistemi çöktü . İnsanlar açlıktan ölürken, hayatta kalmanın yolu, rejimin resmen yasakladığı ancak göz yummak zorunda kaldığı yeraltı piyasalarında bulundu .

Bu piyasalar, Kuzey Kore toplumunda paradoksal bir dönüşüme yol açtı. Bir yandan devletin ideolojik kontrolünü zayıflattı, diğer yandan halka ekonomik özerklik alanı açtı . Ancak rejim bu duruma karşı esnek bir strateji geliştirdi: Piyasa faaliyetlerini tamamen ezmeye kalkışmadı. Bunun yerine, zaman zaman sert müdahalelerle sınırlarını çizdi.

Bu müdahalelerin en çarpıcı örneği, 2009’daki para reformu ve ardından gelen piyasa baskınlarıdır. Halkın elindeki neredeyse tüm birikimi silip süpüren bu reform, ülke çapında nadir görülen sınırlı protestolara yol açtı . Ancak bu öfke, kitlesel bir ayaklanmaya dönüşmedi.

Birleşme Bakanlığı’nın verilerine göre, 2016-2020 yılları arasında kaçanların %72,2’si devletten hiç gıda yardımı alamadığını belirtirken, %70’ten fazlası gıda ihtiyacını piyasalardan karşıladığını ifade ediyor . Bu istatistikler, devletin temel işlevini yitirdiğini ve halkın hayatta kalma stratejilerinin tamamen gayriresmî ekonomiye kaydığını gösteriyor.

Kaçışın Anatomisi – Tanıklıklar

Sistemin bu kadar sıkı örülmüş duvarları arasından sızmayı başaranların hikayeleri, Kuzey Kore’nin bilinmeyen yüzünü aydınlatıyor.

Kim Kang-woo’nun İmkânsız Yolculuğu

2016 yılında, 20’li yaşlarının ortasında Güney Kore’ye kaçan Kim Kang-woo’nun hikâyesi, insanın aile bağları için neleri göze alabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Babası, 2009’da iftira sonucu hayatını kaybettikten sonra kaçan Kim, üç yıl sonra bu kez annesini kurtarmak için Kuzey Kore’ye geri dönme riskini göze aldı .

Yalu Nehri üzerinden gizlice ülkeye sızdıktan sonra, dikenli tellerle çevrili sınırı geçmeye çalışırken bir nöbetçiyle karşılaştı. Askerin çantasını karıştırmasıyla birlikte dehşet anları yaşandı. İçinde Güney Kore pasaportu olan çanta, onun için bir ölüm fermanı anlamına geliyordu. Kim yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Pasaportum bulunursa her şey biterdi, diye düşündüm ve boğuşmaya başladım. Bir taş kaptım. Askerin bağırmasını engellemek için ağzını kapattım ve taşla birkaç kez vurdum. İnleyip hareketsiz kalınca, çitin üzerinden atladım” .

Annesine ulaştığında bacaklarına kuvvet kalmamıştı. Onu ikna etmek için yanında getirdiği iPhone’daki fotoğraf ve videoları gösterdi. Ancak kaçış planları, askerle yaşadığı çatışma nedeniyle sınırın alarm durumuna geçmesiyle altüst oldu. Tam 22 gün boyunca dağdaki bir kulübede gizlendi, sadece Çin Telekom’un sinyalini yakalayabildiği anlarda kaçakçıyla 2-3 dakikalık görüşmeler yapabildi .

Annesiyle birlikte kaçma girişimi başarısız olunca, güvenlik görevlilerinin evini bastığını öğrendi. “Annemi kurtarmak için Kuzey Kore’ye geldim ama sonuçta onu yetkililere teslim ettim. Eğer kendimi gösterip tutuklanırsam, tüm ailem götürülürdü” diyerek çaresizliğini dile getiren Kim, tek başına kaçmaya karar verdi .

Güney Kore’ye döndükten hemen ertesi gün, Ulusal Güvenlik Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle polis tarafından tutuklandı. Beş ay süren sorgunun ardından, annesinin Tayland üzerinden Güney Kore’ye ulaşmasıyla suçlamalardan kurtuldu. Toplam 10 ay tutuklu kaldıktan sonra, mahkeme “sisteme karşı kötü niyet taşımadığına” hükmederek ertelenmiş ceza verdi .

Kim Hyuk: “Güney Kore’ye İndiğimde Cennete Geldiğimi Sandım”

Kim Hyuk, 2001 yılında kaçmayı başaran bir başka isim. Henüz 15 yaşına gelmeden her iki ebeveynini de kaybetmiş, kotjebi (sokak çocuğu) olarak hayatta kalmaya çalışmıştı. Çin sınırını geçerken yakalanıp dokuz ay hapis yattı, bu süre boyunca sadece bir kez güneş ışığı görebildi .

Kaçış rotası, onu Gobi Çölü’nden geçirdi. Susuzluk ve bitkinlikten ölmenin eşiğine geldi. Eylül 2001’de Incheon Havaalanı’na indiğinde hissettiklerini şöyle anlatıyor: “Incheon Havaalanı’na indiğimde cennete geldiğimi sandım” .

Ancak Güney Kore’ye uyum süreci de ayrı bir mücadeleydi. “İki Kore çok farklı. Siyasi sistemleri çok farklı ve elbette kültürleri de farklı” diyen Kim Hyuk, Kuzey’deki kolektif toplum yapısına o kadar alıştığını ki, Güney’de talimat almadan karar vermekte zorlandığını itiraf ediyor: “Kuzey Kore kolektif bir toplum, Güney Kore ise insanların özgürlüğü ve medeni haklarıyla daha çok ilgileniyor. Belirli kurallara uymaya o kadar alışmıştım ki, talimat olmadan karar vermekte zorlandım” .

Yüksek lisans derecesi alan ve hikâyesini anlatmak için Güney Kore’yi dolaşan Kim Hyuk için, geride bıraktıkları hâlâ bir sızı: “Kuzey Kore’de kalan insanlar çok zor hayatlar yaşıyorlar ve şu anda bile acı çektiklerini biliyorum. Onları düşündüğümde kalbim sızlıyor ve keskin bir şey saplanıyor gibi oluyor” .

Kim Duk Hong: Sistemin Kalbinden Kaçış

Kim Duk Hong, Kuzey Kore’den kaçan en üst düzey yetkililerden biridir. 1997’de, rejimin resmî ideolojisi Juche’nin mimarı Hwang Jang Yop ile birlikte kaçtı. Yıllarca Hwang’ın asistanlığını yapmış biri olarak, rejimin işleyişini en iyi bilenlerdendi .

Aslında onun kaçma fikri çok daha eskiye, 1958 yılına dayanıyordu. “20 yaşımdayken Kuzey Kore’de bir sorun olduğunu fark etmiştim. Sadece bağlantıları olan insanlar başarılı olabiliyordu” diyor. Ancak tam 40 yıl bekledi .

Kim Jong Il’i yakından tanıyan biri olarak, liderin ülkeyi nasıl yönettiğine dair çarpıcı detaylar veriyor: “Onunla iletişim kurmak gerçekten zor. Aynı bölgede yaşayan insanlar bile ona sadece faksla rapor verir. Nadiren konuşur. Otokrasi ile yönetiyor” .

Kim Duk Hong’un en vurucu ifadeleri, Kim ailesinin insanlıktan çıkmış haline dair: “Kim Il-sung ve Kim Jong-il’i insan olarak görmüyorum. Sadece kendi hırsları için, sadece kendileri için çalışıyorlar. Eğer bir insanlık duyguları olsaydı, bu tür liderler olmazlardı” .

Kaçışının nedenini ise şöyle açıklıyor: “Açlık hakkında konuşmak için buradayım. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kim Jong-il ile asla anlaşmaması gerektiğini düşünüyorum. Ona güvenmeyin, asla, asla” .

Shin Dong-hyuk’un Karmaşık Tanıklığı

Kaçak anlatımlarının her zaman doğrusal ve hatasız olmadığını gösteren önemli bir örnek de Shin Dong-hyuk’tur. “Camp 14’ten Kaçış” kitabıyla dünya çapında tanınan Shin, anlattığı bazı detayları daha sonra değiştirmek zorunda kaldı .

Blaine Harden gibi gazeteciler ve psikologlar, bu durumun Shin’in yaşadığı aşırı travmayla ilgili olduğunu belirtiyor. “O, bir siyasi çalışma kampında doğdu ve Güney Kore’ye gelen bilinen herkesten daha ağır işkence gördü. Psikologlar, bu kadar travmatize olmuş bir insanın basit, doğrusal bir hikâye anlatmasının neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor” .

Bu durum, kaçak tanıklıklarının değerini düşürmez; aksine, bu insanların yaşadığı travmanın boyutunu gösterir. Shin’in hayat hikâyesinin özü değişmemiş, hatta bazı temel gerçekler ilk anlattıklarından daha da vahim çıkmıştır .

Halk Neden Ayaklanmıyor? Sessizliğin Teorisi

Tüm bu tanıklıklar, Kuzey Kore halkının yaşadığı acıları gözler önüne seriyor. O halde, neden kitlesel bir ayaklanma olmuyor? Neden 1989 Romanya’sındaki gibi bir halk hareketi yaşanmıyor? Bu sorunun cevabı, Monash Üniversitesi’nden Dr. Andy Jackson’ın araştırmasında detaylıca analiz ediliyor .

Jackson, Jack Goldstone’un devrim teorilerini kullanarak, Kuzey Kore’de kitlesel bir ayaklanmanın neden olmadığını inceliyor. Temel argüman şudur: Piyasalaşma ve dış dünya bilgisine erişim artsa da, bu Tunus’taki (2010-11) gibi bir devrime yol açmamıştır çünkü:

  1. Birleştirici Bir İdeoloji Yok: Tunus’ta halkı birleştiren pan-Arap dayanışması ve sosyal medya etkisi varken, Kuzey Kore’de rejime karşı birleştirici bir ideoloji veya ortak bir kimlik duygusu oluşmamıştır .
  2. Rejimin Esnek Stratejisi: Kim Jong-un yönetimi, protestoları tamamen ezmek yerine esnek bir tutum benimsemiştir. Özellikle ekonomik nedenli protestolara (piyasa satıcılarının haklarını savunma gibi) karşı daha toleranslı davranarak, öfkenin siyasal bir boyut kazanmasını engellemiştir .
  3. Muhalif Elitlerin Yokluğu: Romanya’da devrime giden yolda, rejimin kendi içinden kopan muhalif elitler (ordu gibi) kilit rol oynadı. Kuzey Kore’de ise baskıcı kurumlar (ordu ve güvenlik birimleri) rejime sadık kalmaya devam etmektedir .
  4. Şiddetin Kontrolü: Rejim, huzursuzluk dönemlerinde aşırı şiddet kullanmaktan kaçınarak, tepkilerin kırsal alanların ötesine yayılmasını engellemiştir .

Bir diğer önemli faktör ise, rejimin kendini meşrulaştırma biçimidir. Cults of personality, diktatörlüklerin demokrasi taklidi yapma ihtiyacından doğar. Kim rejimi için halkın protestosu sadece yasak değil, aynı zamanda “düşünülemez” olandır. Propaganda, Güney Kore’deki protestoları “Amerika’nın kuklası” bir rejimin kaosu olarak sunarken, Kuzey Kore’de böyle bir şeyin olmamasını “halkın lidere olan sarsılmaz sevgisi” ile açıklar . Bu döngü, rejimin bekasını pekiştirir.

Sonsuz Sanılanın Kırılganlığı

Kuzey Kore rejimi, tarihsel bir miras, yapısal bir kontrol mekanizması, ekonomik bir esneklik ve psikolojik bir korku ağıyla ayakta duruyor. Darbe ihtimali, ordunun tasarımı gereği neredeyse sıfır. Halk ayaklanması ise, rejimin esnek stratejileri ve birleştirici bir muhalif ideolojinin yokluğu nedeniyle şimdilik gerçekçi görünmüyor.

Kaçakların tanıklıkları, bu görkemli görünen kalenin aslında ne kadar kırılgan temeller üzerinde durduğunu gösteriyor. Kim Kang-woo’nun bir taşla nöbetçiyi etkisiz hale getirip sınırı aşması, Kim Hyuk’un çölde ölümüne yürüyüp özgürlüğe kavuşması, Kim Duk Hong’un 40 yıl bekleyip sistemin kalbinden kaçması… Bu hikâyeler, insan ruhunun özgürlük arzusunun her türlü baskı mekanizmasına rağmen bir yol bulduğunu kanıtlıyor.

Kim Hye-jin’in de belirttiği gibi, hiçbir sistem sonsuz değil. Tarih, en güçlü görünenlerin bile bir noktada kırıldığını gösteriyor. O kırılma anı geldiğinde, belki değişim başlar.

Serdar ÖZDEMİR

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
serdar özdemir
serdar özdemir Bukalemun Stratejisi: Hasan Sabbah’tan MOSSAD’a Gizli Tarih
serdar özdemir
serdar özdemir İran Devrimi’nin Kanlı Arşivi: Sine Havaalanı Katliamı ve Saklanan Gerçekler
serdar özdemir
serdar özdemir Sermayenin En Parlak Ambalajı: Nesneleştirilen Kadın ve 8 Mart İllüzyonu
serdar özdemir
serdar özdemir Kaddafi Neden Öldürüldü!
serdar özdemir
serdar özdemir Eski Dünyanın Sonu: 3. Dünya Savaşı ve Yeni Küresel Mimari
serdar özdemir
serdar özdemir Şarj Ünitesindeki Göz: Gardiyanını Bizim Satın Aldığımız Bir Dijital Hapishane
Yazarlarımız
Ajans News