İnsanlık tarihi, varoluşu anlamlandırmak için iki temel “mekân” yaratmıştır. Biri, korkularından arınmak için gökyüzüne kaçanların inşa ettiği Akropolis; diğeri ise toprağa sarılıp birbirine karışanların var ettiği Hamravat.
Batı’nın dikey hiyerarşisi ile Mezopotamya’nın yatay dayanışma kültürü arasındaki bu kadim diyalog, mermerin soğukluğu ile suyun hafızası arasındaki farkta gizlidir. Bu makale, Antik Yunan’dan Yukarı Mezopotamya’ya uzanan bu iki kavramın mistik, tarihsel ve az bilinen yüzlerini inceler.
Antik Yunan’da Akropolis (“Yukarı Şehir”), sanıldığı gibi sadece estetik bir harika değildir; o, bir **”Ayrışma Projesi”**dir.
Akropolis göğe yükselirken; Sümer, Asur, Keldani, Ermeni, Kürt ve Türkmenlerin harmanlandığı kadim coğrafyada yaşam, suyun etrafında şekillenmiştir. Bölgesel etimolojide, özellikle Kürtçede “Ham” (Birlikte/Aynı) ve “Ravat/Rev” (Akış/Gidiş/Yolculuk) kökleriyle ilişkilendirilen Hamravat, “Birlikte Akmak” ve “Aynı Hayatı Sürmek” felsefesini taşır.
Tarihsel süreçte Büyük İskender ve ardılları (Seleukoslar), Batı’nın “Akropolis” mantığını Doğu’ya getirdiğinde, karşılarında Mezopotamya’nın “Hamravat” ruhunu buldular.
Bugün modern dünya, plazalar ve güvenlikli sitelerle kendi “Yeni Akropolislerini” inşa etmekte, insanı yükseklere ama yalnızlığa hapsetmektedir. Oysa tarihin fısıldadığı hakikat şudur:
Akropolisler yıkılır, sütunlar devrilir ve müzeye dönüşür. Ancak Hamravat (birlikte yaşam kültürü) bir su gibi çatlaklardan sızar ve yoluna devam eder. Coğrafya, tek bir ırkın veya dinin değil; o suyun başında eğilip aynı avuçtan su içenlerin ortak kaderidir.
İhtiyacımız olan; başımızı göğe kaldıran o mermer gururu değil, ayaklarımızı aynı toprakta buluşturan o suyun bilgeliğidir.
Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap