Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

BİR DİLİN SÜRGÜNÜ

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Bîr, yani kuyu; kader kuyusu,
Ölüm kuyusu

Bîr, yani bellek… kuyuya
Düşmüş bellek…

Kuyu, ömür ve hayat kaynağı,
İlk ve son mekân…

Kader kuyusu
Mehmed Uzun

Bir dil yazıldıkça yaşar; hatırlandıkça, anlatıldıkça ve yeni hayatlara taşındıkça özgürleşir.

Bazı insanlar vardır; ömürlerini yalnızca kendileri için değil, dilleri, kültürleri ve halklarının hafızası için yaşarlar. Mehmed Uzun, işte o insanlardan biriydi.

Kürtçenin yasaklarla, baskılarla ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde o, Kürtçe yazarak yok sayılmaya karşı direndi ve mücadele etti. Kürtçeyi 17 yaşında öğrenmesi, bu baskıların onun hayatında ne denli belirleyici olduğunu gösterir. Sonradan öğrendiği bu dili yalnızca kullanmakla kalmadı; onu edebiyatın, düşüncenin ve halkının hafızasının güçlü bir taşıyıcısına dönüştürdü.

Çünkü biliyordu ki bir dil yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bir halkın tarihidir, hafızasıdır, geleceğidir ve yaşam kaynağıdır.

Bu uğurda bedeller ödedi. Tutuklanıp cezalarla ve baskılarla karşılaşınca 1977 yılında ülkesinden ayrılarak İsveç’e gitmek zorunda kaldı. Fakat sürgün, onun sesini susturamadı. Aksine, uzak diyarlarda Kürtçeye daha sıkı sarıldı. 17 yaşında öğrendiği bu dili, yıllar içinde büyük bir edebiyatın dili hâline getirdi. Yazdıklarıyla bir halkın hikâyesini sınırların ötesine taşıdı.

Mehmed Uzun’un mücadelesi yalnızca roman yazmak değildi. O, yazılmak istenmeyen bir tarihi yazıyor, duyulmak istenmeyen bir sesi dünyaya duyuruyordu. Her satırında Kürtçenin yaşama hakkını, her eserinde bir halkın hafızasını savunuyordu.

Çünkü bir dili yaşatmanın yalnızca konuşmakla sınırlı olmadığını biliyordu. O dilde düşünmek, yazmak, üretmek ve onu gelecek kuşaklara emanet etmek gerektiğinin farkındaydı. Mehmed Uzun, bunu başaran ender Kürt yazarlarından biridir. Hele ki Kürtçeyi 17 yaşında öğrendiğini düşündüğümüzde, bu çabanın yalnızca kişisel bir tercih değil, bilinçli bir kültürel direniş olduğunu daha iyi anlarız.

Mehmed Uzun’un çalışma masası

Mehmed Uzun’un edebî mirası, sürgünde büyüttüğü bir dilin ve o dille yeniden kurduğu bir hafızanın mirasıdır. O, Kürtçeyi yalnızca yazının aracı olarak kullanmadı; onu romanın, şiirin, düşüncenin ve tarih anlatısının güçlü bir dili hâline getirdi. Ardında bıraktığı eserler, Kürtçenin susmaya mahkûm olmadığını; yazıldıkça, okundukça ve yeni kuşaklara aktarıldıkça yaşayacağını gösteren kalıcı bir tanıklıktır.

**11 Ekim 2007’de, çok sevdiği ülkesinin tarihî şehri Amed’de hayata veda ettiğinde, geride yalnızca kitaplar bırakmadı. Kürtçenin yaşaması için açılmış bir yol, halkının hafızasına kazınmış bir edebiyat ve gelecek kuşaklara uzanan güçlü bir emanet bıraktı…

SİRACETTİN ATAK

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
Siracettin ATAK

10 Ekim: Unutmadık, Unutturmayacağız!

“Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun…” — A. Arif 10 Ekim 2015 sabahı Ankara Garı önünde insanlar barışın, kardeşliğin ve güzel bir geleceğin umuduyla...

OTUZ ÜÇ KURŞUN’DAN HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTIM’E

OTUZ ÜÇ KURŞUN’DAN HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTIM’E

Sus, Kimseler Duymasın… “Sus, kimseler duymasın,Duymasin, ölürüm ha…”Bazı okuyucular için Leyla’ya duyduğukarşılıiksız aşka rağmen hiç bitmeyensevgisiyle tanınır. Bazıları için ise bitmeyenumudun ve mazlumdan yana duruşunsimgesidir. Kimden bahsettiğimiz elbettemalum: 35 yıl...

Siracettin ATAK

BİR KUŞLUK VAKTİ ÖLÜM

​”Ölüm bu!.. Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü. Ya da seher, mahmurlukta. Bakarsın, olmuş olacak…” ​diye yazmış üstat Ahmed Arif. ​Ölümün kol gezdiği bir coğrafyada yaşamak… Ölümün...

Siracettin ATAK: Diyarbakır Kitap Fuarı’nın önemi

Siracettin ATAK: Diyarbakır Kitap Fuarı’nın önemi

Diyarbakır Kitap Fuarı, yalnızca bir kitap etkinliği olmanın ötesinde, toplumsal ve kültürel bir canlanma platformu olarak büyük bir önem taşıyor. Şehrin kitaba olan ilgisi, fuar boyunca gözlemlenen yoğun katılım ve...

Siracettin Atak: PATRİA MİNEVRA MARIA

Siracettin Atak: PATRİA MİNEVRA MARIA

Mirabal Kardeşler, kadın mücadelesinin evrensel simgelerinden biri olarak tarihteki yerlerini almışlardır. 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Rafael Trujillo’nun baskıcı rejimine karşı direnişlerinden dolayı katledilen Patria, Minerva ve María Teresa...

Siracettin ATAK

Siracettin Atak: Barışın Dili

Son günlerde siyasetin gündemi hayli hararetli. Uzun süredir dile getirilmeyen toplumsal barış, Kürt sorunu çözümü, imralidaki tecrit politikası sorunları görmezlikten gelinen yokmuş gibi tutunulan tavır birden gündemin ana konusu olacak...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.