Türkiye’de okullardan çıkış saatlerinin geç vakitlere kadar sürmesi, öğrencilerin karanlıkta eve dönüş yolculuklarında birçok tehlikeyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bu durum, veliler ve uzmanlar arasında giderek daha fazla endişe uyandırıyor.
Okulların ders saatlerini uzatması ve ek etkinlikler için öğrencilerin okulda daha uzun süre kalması, çocukların karanlıkta eve dönmelerini kaçınılmaz hale getiriyor. Özellikle kış aylarında günlerin kısa olması, bu sorunu daha da belirgin hale getiriyor.
Birçok veli, bu durumun çocukların güvenliği açısından ciddi riskler doğurduğunu vurguluyor. Ana yollardaki trafik, güvenlik kameralarının bulunmadığı karanlık ara sokaklar ve yeterince aydınlatılmayan bölgeler, çocukları kazalara ve olası diğer tehlikelere açık hale getiriyor. Bir veli, durumu şu sözlerle özetliyor:
“Çocuğum her akşam karanlıkta eve dönüyor. Sürekli endişe içindeyim. Trafik yoğun, mahallede güvenlik az. Bu saatler çocuklar için uygun değil.”
Çocuk gelişim uzmanları ve eğitimciler de konuyla ilgili endişelerini dile getiriyor. Geç çıkış saatlerinin öğrencilerin fiziksel ve zihinsel yorgunluğunu artırdığını, bunun da akademik başarıyı ve sağlıklı gelişimi olumsuz etkilediğini belirtiyorlar. Ayrıca, eve geç saatlerde dönen öğrencilerin uyku düzenlerinin bozulduğuna ve bu durumun genel sağlıklarını tehdit ettiğine dikkat çekiyorlar.
Uzmanlar ve veliler, bu sorunun çözümü için birkaç öneri sunuyor:
Veliler ve uzmanlar, Milli Eğitim Bakanlığı ve yerel yönetimlere çağrıda bulunarak bu soruna acil çözüm bulunmasını talep ediyor. Çocukların güvenliği ve sağlığı için atılacak adımlar, sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek.
Her çocuk, güvenli bir şekilde eğitim almayı ve sağ salim evine ulaşmayı hak ediyor. Bu durumun ciddiyetle ele alınması ve çözümler üretilmesi, toplumsal bir sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Haber: Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap