Gazze… Artık bu isim, insanlığın gözleri önünde sistematik bir şekilde yok edilen bir halkın, uluslararası hukukun çiğnenişinin ve kolektif vicdanın iflasının simgesi haline geldi. Hamas’ın 7 Ekim saldırısı, İsrail’e, uzun zamandır hazırladığı bir yıkım planını “meşru müdafaa” kisvesi altında uygulama fırsatı verdi. Sonuç? Hayalet bir şehir. Çadır kentlerde sefalet içinde yaşam mücadelesi veren, açlıkla pençeleşen yüz binlerce masum. On binlerce ölü – kadınlar, çocuklar, yaşlılar, doktorlar, gazeteciler… Bir açık hava hapishanesi, adım adım bir toplu mezara dönüştürülürken, dünyanın, özellikle de kendini bu halkın dini kardeşi ve hamisi olarak gören İslam dünyasının tepkisi nedir?
Sözde Kınamalar, Gerçekte Sessizlik ve İşbirlikçilik:
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvelerinden, çeşitli başkentlerden yükselen “şiddetli kınamalar”, “acil ateşkes çağrıları”, “insani yardım talepleri”… Hepsi havada asılı kalan, hiçbir somut eyleme dönüşmeyen boş sözler. Bu retorik, acı bir şekilde, eylemsizliğin üzerini örten bir perdeye dönüştü. Peki, bu “kınamalar” neyi değiştirdi? Bombardımanlar durdu mu? Açlık sona erdi mi? Abluka kalktı mı? Hayır. İsrail, uluslararası mahkemelerin (ICJ) “soykırım olasılığı” uyarılarına ve “acil önlem” kararlarına rağmen, vahşetini, giderek daha da pervasızlaşarak sürdürüyor.
Burada eleştirinin odağı, Batı’nın ikiyüzlülüğü veya İsrail’in vahşeti değil – bunlar zaten açıkça görülüyor. Asıl yıkıcı olan, İslam ülkelerinin bu vahşete karşı gösterdiği çarpıcı eylemsizlik ve bazı durumlarda dolaylı/dolaysız işbirliğidir.
Tarih Kaydediyor, Vicdanlar Sorgulanacak:
Gazze’de yaşanan, sadece bir savaş değil; bir insanlık trajedisi, bir etnik temizlik girişimi ve uluslararası hukukun topyekün çöküşüdür. İslam dünyasının bu tablo karşısındaki toplu eylemsizliği ve parçalanmışlığı, sadece bir başarısızlık değil; ahlaki bir çöküştür. “Ümmet” söylemi, Gazze’nin enkazları ve açlık çeken çocukları karşısında acı bir alay konusu haline geldi.
Bu sessizlik ve dolaylı işbirliği, İsrail’in elini güçlendiriyor. Batı’ya, “Müslüman dünyanın tepkisi söylemden öteye gitmez” mesajını veriyor. En önemlisi, Gazze halkını, kaderlerine terk edilmiş bir halde, uluslararası toplumun ve özellikle de dini kardeşlerinin seyirci bakışları altında ölmeye mahkum ediyor.
Tarih, bu dönemi kaydedecek. Filistin halkının çektiği acılar kadar, onların yardım çığlıklarını duyup da somut adımlar atmak yerine, petrol gelirlerine, silah ticaretine, Batı ile ilişkilere ve koltuk hesaplarına öncelik veren İslam ülkelerinin liderleri ve rejimleri de ağır bir şekilde yargılanacak. Gazze’nin hayalet şehirleri ve çadır kentleri, sadece İsrail’in vahşetinin değil, aynı zamanda İslam dünyasının kolektif vicdanının iflasının da sessiz tanıkları olarak kalacak. Sessizlik, suça ortaklıktır. Ve bu ortaklığın bedeli, insanlık tarihinin kara lekesi olarak asla silinmeyecek.
Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap