============İLM-İ SİYASET======
İlm-i siyaset,
bugünlerde bilinçsizce,
hoyratça ve menfîde kullanılan bir ilim haline gelmiştir.
Eskiden mektep ve medreselerde bir ders olarak okutulan ilm-i siyaset, aslında bugünde çok ihtiyaç duyulan bir derstir.
Bütün krizler, iletişim kazaları, kavgalar ve hatta savaşlar bile bu ilmi bilmemekten ya da menfî bir tarzda kullanmaktan kaynaklanmaktadır.
İlm-i siyasetin formülüze edilmiş hali,
” HER SÖYLEDİĞİN DOĞRU OLMALIDIR,
FAKAT HER DOĞRU HER YERDE SÖYLENMEZ” hakikatidir.
İlm-i siyasetin içerisinde belâgat vardır.
İlm-i siyaset, muhatabın kapasitesini bilerek konuşmaktır.
Mevlânâ’nın dediği gibi ,
“ SEN NE SÖYLERSEN SÖYLE,
SÖYLEDİĞİN KARŞIDAKİNİN ANLADIĞI KADARDIR.”
İlm-i siyaset;
gizlenme,
farklı görünme,
sinsilik,
hile,
birilerini tutma,
ötekileştirme,
etiketleme,
sınıflandırma,
gruplaşma,
fişleme,
tecessüs,
kayırma,
karalama,
unutturma,
parlatma,
geçiştirme,
oyalama,
imaja odaklanma gibi stratejik davranışlar temelinde gerçekleştirilen bir ilim değildir!!!.
İlm-i siyaset;
temelinde dürüstlük ve samimiyet olan bir ilimdir.
Hızla değişen dünyada, hızla değişen algı ve yaşantıları bilerek bu değişime göre,
geçmişe takılı kalmadan,
sabit fikirli olmadan manevralar yaparak,
fakat dürüstlük ve iyi niyet ve hakikatten ödün vermeden sonuca ulaşmak demektir….
Bir hikâye anlatılır;;;;
”Hapishanedeki bir adamın yaşlı babasına son iyiliğidir.
Yaşlı baba hapishanedeki oğluna bir mektup yazar “Oğlum tarlanın sürülüp ekim yapma zamanı geldi, fakat ben artık çok yaşlıyım ne yapacağımı bilemiyorum” der mektubunda.
Oğlu babasının bu çaresizliğini, hapishane şartları içerisinde nasıl gidereceğini düşünür kara kara.
Sonra aklına bir fikir gelir.
O da babasına mektup yazar.
Hapishane mektupları hapishane yönetimi tarafından didik didik okunmaktadır. Bunu bilen oğul mektubunda şöyle der,
“Aman baba sakın tarlayı sürdürme ben oraya silâhlar gömdüm“ der.
Bunun üzerine bir grup asker yaşlı adamın evine gider ve tarlayı aramak için tek tek çapa yaparlar.
Sonra oğul bu şartlar da babasına yardım etmenin verdiği sevinçle bir mektup daha yazar
“BABA Artık tarlayı ekebilirsin”.
İlm-i siyaset zahirde belki değişken, ama batında hakikatten,
prensipten,
kırmızı çizgilerden,
ödün vermemek demektir.
Bu yüzden, ilm-i siyaset, herkesin yapabileceği bir şey değildir.
İlm-i siyaseti müsbet anlamda uygulayacak kimsenin önce hakikate sadâkatli olması şarttır.
Bu yüzden, insanlara karşı sorumluluk mevkiinde olanların, kitleleri yönetenlerin belki de en çok kullanması ve bilmesi gereken bir ilimdir.
Vel Hasılı kelam ;
ilm-i siyaset çok hassas bir mesele olup müsbette de, menfîde de kullanılabilir.
Müsbet ilm-i siyaset, dürüstlük samimiyet ve hakikat temelinde gerçekleştirilirken,
menfî ilm-i siyaset bugünün argo tabiriyle “üç kâğıtçılık”, tamamen hile, hurda ve yalan üzerine kurgulanır. Yani stratejiktir.mct

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap