Diyarbakır; bazalt taşların siyahlığı ile güneşin sarısının, acı ile neşenin, kadim ile modernin iç içe geçtiği, dünyanın en eski yerleşimlerinden biridir. Şehrin sokaklarında dolaşan hemen herkesin aklında o kaçınılmaz soru belirir: “Bu şehrin gerçek sahibi, gerçek yerlisi kimdir?”
Bu soruya verilecek cevap, basit bir nüfus kaydı incelemesi değildir. Bu, 33 medeniyetin izini sürmek, surların fısıldadığı hikayeleri duymak demektir. Gelin, Diyarbakır’ın “yerlilik” kimliğini tarihsel katmanları, seyyahların tanıklıkları ve sosyolojik gerçekleriyle, hiç olmadığı kadar derinlemesine inceleyelim.
Diyarbakır’ın yerlisini anlamak için önce şehrin ismine bakmak gerekir. Şehir, Amida iken yerliler Hurriler ve Mittanilerdi. Diyar-ı Bekr (Bekr’in Yurdu) olduğunda, Hz. Ömer döneminde bölgeye yerleşen Beni Bekr kabilesi şehrin yeni yerlileri oldu. Osmanlı’da Diyarbekir eyalet merkeziyken, şehir tam bir imparatorluk mozaiğiydi.
Şehrin “yerli” kavramı, ırka dayalı bir kavramdan ziyade, **”Suriçi Kültürü”**ne dayalı bir üst kimliktir.
Diyarbakır yerlisi, tarih boyunca çevresindeki kırsal nüfustan keskin çizgilerle ayrılan bir “şehirli” (Hajari / Bajari) sınıfı oluşturmuştur. Bu sınıf, sadece zenginlikle değil, görgü, edeb ve yaşam tarzıyla tanımlanmıştır.
Diyarbakır yerlisini en net ele veren unsur dilidir. Bu dil, standart bir Türkçe veya Kürtçe değildir. Bu, yüzyılların birikimiyle oluşmuş **”Esperanto”**vari bir karışımdır.
Bir Diyarbakır yerlisi “Küçe” derken Farsça’dan, “Hene” (işte/öyle) derken Arapça’dan, “Pışik” (kedi) derken Kürtçe’den, “Pencere” derken Ermenice’den miras kalan kelimeleri kullanır. “Sahan” (tabak), “Peşkir” (havlu), “Mabeyn” (ara oda) gibi kelimeler, o eski konak yaşamının sözlü kalıntılarıdır. Gerçek bir Diyarbakır yerlisi, bu kelimeleri yapay bir çabayla değil, ana dili gibi doğal bir akışla kullanır.
Bugün “Eski Diyarbakırlı kalmadı” serzenişinin altında yatan tarihsel travmalar ve göç dalgaları vardır:
Tüm bu tarihsel süzgeçten sonra, Diyarbakır’ın yerlisi kimdir?
Diyarbakır’ın yerlisi; Cahit Sıtkı Tarancı‘nın şiirindeki hüzündür. Ahmed Arif‘in mısralarındaki isyandır. Celal Güzelses‘in hoyratındaki yanıktır.
Yerli olmak, kütükteki bir kayıttan ibaret değildir.
Sen, kökenin ne olursa olsun, o kara taşların ruhunu taşıyan bir Diyarbakır yerlisisin demektir.
Diyarbakır, gidenlerin özlemi, gelenlerin umudu, kalanların ise sevdasıdır. Yerli, işte bu sevdayı göğsünde bir madalya gibi değil, bir yara ve bir onur gibi taşıyan kimsedir.
Cihat TOPRAK
Kalemine ve yüreğine sağlık değerli insan.
11 Ocak 2026"Seni sevmek Diyarbekir, Adamda yara bırakır." Yüreğinize sağlık Hocam👌👏
11 Ocak 2026Yüreğine kalemine sağlık kardeşim sağolasın 🙏👏👏👏
11 Ocak 2026Güzel bir yazı. Elinize sağlık
11 Ocak 2026
Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap