KÜRDÜN NOK’U LEBLEBİ OLURSA..
Yıllar önce henüz yedi-sekiz yaşlarında iken, ailesi İstanbul’a göç etmişti. İstanbul’a geldiğinde kalabalık ailesinde kendisi dahil hiç bir kardeşi, ağabeyi ve yengeleri Türkçe bilmiyordu.
Büyüdüğünde tam özenti bir tip haline gelmişti. Ailesi içinde mümkün oldukça Kürdçe değil, Türkçe konuşmaya zorluyordu kendi kendisini.. Tek kelime Türkçe bilmeyen annesi ile bile Türkçe konuşmaya çalışıyor ve böylece “farklılığını” göstermek için özel bir çaba sarf ediyordu..
Yani bizim delikanlı köyde (*)”Nok” iken, şehire geldiğinde birden bire Leblebi kesilmişti.
Karadenizli bir kızla evlenince de “Nok”luktan eser kalmamıştı. Eşi, aile içinde yabancı kalmamak için Kürdçeyi öğrenmek istediğinde bizim leblebi delikanlımız, şiddetle karşı çıkmış ve Kürdçeyi yasaklamıştı.
Yıllar sonra çocukları olmuştu. Çocuk büyüyüp konuşmaya ve ileriki zamanlarda okula bile başlamıştı.
Evde oldukları bir gün köydeki kuzenleri onu aramış ve mecburen bizzat kendisinin yasakladığı “Anadili” Kürdçe konuşmaya başlamış. Çocuğu babasının Kürdçe konuştuğunu görünce çok şaşırmış ve mutfaktaki annesine doğru koşarak heyecanla :
—Anneee… anneee babam yabancı dil konuşuyor ! diye bağırmaya başlamış.
Evet, İnsanın kendini inkarı ile başlayan bir yabancılaşma.. hani bir reklam var, belki bilirsiniz; çikolata yedikten sonra, “Artık sen, sen değilsin..!” meğer ne kadar doğru demiş..
Aziz Gülmüş
-İsmet dayı ne yapıyorsun? diye sordu -Kürdçe mektup yazıyorum ! Adam alaycı bir dokundurma yaparak: -Yaaa !! Kürdçe yazılabiliyor mu? -Tabii ne sandın ? elbette yazılıyor ! -Bilmiyordum valla !...
Yaşamla bağım gittikçe kopuyor, ben ona gittikçe o uzaklaşıyor. Kendimi ağır yaralı yoğun bakım odasında bitkisel hayatta sanıyorum. Uyanık olduğum halde kabuslar doluşuyor beynime. Uyanır gibi oluyorum kimi vakit.. bir...
Bir gün Kurumuş çamur parçası taş parçasının yanına gitmiş ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış, Taş merakla: –Çamur kardeş neden ağlıyorsun, bir derdin mi var? diye sormuş. Çamur parçası...
Bizim Berber Ehmo’nun çok samimi arkadaşı olan kısaca Oro dedikleri Orhan, onbeş-yirmi günde bir Ehmo’nun berber dükkanına gelerek evde yatalak olan dedesi Hınnuş’u traş edeceğini söyleyerek ondan şarjlı traş makinasını...
Sakın düşme!..Düşersen eğer, merhaba vermeyi bile çok gören olur, başka mecralara yönelir tüm selamlar..Sakın düşme!..Gözbebeği iken, gözlerin sakındığı çöp olursun bir anda.. içine akıttığın göz yaşların başkasının gülen gözlerine dönüşür.....
Çok uzun yıllar önce bizim Diyarbakır’da oldukça cimri bir adam varmış. Eve ekmek almayı bile büyük bir eziyet görür, karısı ondan evin ihtiyaçlarını bile istemekten çekinirmiş. Karısı bir sabah uyandığında...
Yorum Yap