Sakın düşme!..
Düşersen eğer, merhaba vermeyi bile çok gören olur, başka mecralara yönelir tüm selamlar..
Sakın düşme!..
Gözbebeği iken, gözlerin sakındığı çöp olursun bir anda.. içine akıttığın göz yaşların başkasının gülen gözlerine dönüşür.. düşme!..
Düşme!..
Düşersen eğer, bir bir dökülür tüm yaprakların, zemheriye yenilir kurumuş dalların, hazan ne ki? savrulursun fırtınaların zulmünde, bir bir kırılırsın..
Bir evsiz serçe bile konmaz dallarına..
Düşme!..
Düşersen eğer, gelen bakar, giden bakar umursamadan.. başını kaldırıp bakamazsın hiç bir yüze.. “Acıyanın taaa anasını, avradını” dersin içinden.. kimbilir belki de haketmişti diyecekler; biri kader, diğeri ilahi adalet, sense “Ben böyle şansın..” dersin.
Düşme!..
Düşersen eğer, önce annen gelir aklına, hüzün göğsüne vurur, dilin lal, gözlerin dolu dolu.. oysa içinde fırtınalar koparken, sen sıcak bir anne elini özlersin alnına dayanan..
Düşme!..
Binbir hengameyle büyüttüğün çocuklarının sırtını görürsün, yüzleri hatırlanmayan.. kendini yabancı bir ülkede sanırsın kimliksiz, yahut ıssız bir adada uzaktan gelecek bir gemiyi özlersin kimi zaman..
Düşme sakın!
Düşme! düşme.. İyisi mi; uyu bence, uyanmamak üzere yahut da uzun bir yolculuğa çık vedasız..
-İsmet dayı ne yapıyorsun? diye sordu -Kürdçe mektup yazıyorum ! Adam alaycı bir dokundurma yaparak: -Yaaa !! Kürdçe yazılabiliyor mu? -Tabii ne sandın ? elbette yazılıyor ! -Bilmiyordum valla !...
Yaşamla bağım gittikçe kopuyor, ben ona gittikçe o uzaklaşıyor. Kendimi ağır yaralı yoğun bakım odasında bitkisel hayatta sanıyorum. Uyanık olduğum halde kabuslar doluşuyor beynime. Uyanır gibi oluyorum kimi vakit.. bir...
Bir gün Kurumuş çamur parçası taş parçasının yanına gitmiş ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış, Taş merakla: –Çamur kardeş neden ağlıyorsun, bir derdin mi var? diye sormuş. Çamur parçası...
Bizim Berber Ehmo’nun çok samimi arkadaşı olan kısaca Oro dedikleri Orhan, onbeş-yirmi günde bir Ehmo’nun berber dükkanına gelerek evde yatalak olan dedesi Hınnuş’u traş edeceğini söyleyerek ondan şarjlı traş makinasını...
Çok uzun yıllar önce bizim Diyarbakır’da oldukça cimri bir adam varmış. Eve ekmek almayı bile büyük bir eziyet görür, karısı ondan evin ihtiyaçlarını bile istemekten çekinirmiş. Karısı bir sabah uyandığında...
Bugünkü Kahvaltı yapan üç çocuk ile ilgili yaptığım bir paylaşımı, bu çocukların kapı komşusu olan “Mütedeyyin” abimiz görmüş. Bana, “Yahu hocam çocukları rencide etmişsin, keşke paylaşmasaydın” dedi. Güldüm, “Kardeşim bak...
Yorum Yap