Diyarbakır’ın ruhunu, Sur’un dar sokaklarını ve Hevsel (ESFEL-i ADN) Bahçeleri’nin bereketini yansıtan bu kıymetli Aşefçiler Çarşısı, sadece bir alışveriş noktası değil, aynı zamanda kentin toplumsal hafızasının ve kadının üretimdeki gücünün yaşayan bir anıtıdır.
Diyarbakır’da Sur’un kalbine, Balıkçılarbaşı’na yolunuz düştüğünde sizi karşılayan o telaşlı uğultu, aslında binlerce yıllık bir hikâyenin fısıltısıdır. Çoğu insan için Aşefçiler Çarşısı, taze ve ucuz sebzenin adresidir. Ancak bu çarşının taş duvarları arasında, etiket fiyatlarından çok daha derin, toprağa ve emeğe dair saklı bir tarih yatar.
Pek çoğumuz bu çarşının ismini “ucuzluk” ile özdeşleştirsek de kelimenin kökeni bizi Dicle’nin kıyısına, kentin yaşam pınarı olan Hevsel (ESFEL-i ADN) Bahçeleri’ne götürür. Kürtçede “Aşef”, ekinlerin arasında kendiliğinden yetişen farklı otları toplamak ya da toprağı çapa ile havalandırmak anlamına gelir.
İşte bu çarşı, ismini o toprağı elleriyle yoğuran, yabani otları ayıklayıp berekete dönüştüren “Aşefçi” kadınlardan almıştır.
Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda, Aşefçiler Çarşısı’nın sadece bir ticaret alanı değil, bir dayanışma ekosistemi olduğunu görürüz. Hevsel (ESFEL-i ADN) Bahçeleri’nde gün doğumundan batımına kadar çapa yapan, ot toplayan kadınlara çoğu zaman emeklerinin karşılığı para ile değil, hasat edilen ürünle verilirdi.
Bu kadınlar, nasırlı elleriyle topladıkları o taze sebzeleri ve şifalı otları sırtlanıp Balıkçılarbaşı’na getirirlerdi. Aşefçiler, aslında mülksüzlerin ama emeğiyle var olanların çarşısıydı. Toprağın içinden cımbızla çekilen o rızık, kadının emeğiyle kentin sofrasına ulaşırdı.
Aşefçiler Çarşısı’nı diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, buranın bir “kadın çarşısı” olmasıdır. Satıcısı kadındır, müşterisi kadındır; dili, üslubu ve pazarlığı kadına hastır. Eskisi kadar yoğun olmasa da bugün hala tezgâhların başında o geleneksel dokuyu sürdüren kadınları görmek mümkündür.
Erkek egemen çarşı kültürünün ortasında, kadınların kurduğu bu ekonomik kale, Diyarbakır’ın sosyal yapısındaki anaerkil damarın bir yansıması gibidir. Burası, sadece sebze alınıp satılan bir yer değil; Hevsel’in çamurunun, Dicle’nin serinliğinin ve kadının alın terinin hikâyeye dönüştüğü bir mekândır.
Bugün Aşefçiler Çarşısı’ndan geçerken sadece fiyatlara bakmayın. O tezgâhlardaki her bir maydanoz demetinde, her bir taze patlıcanda Hevsel’de (ESFEL-i ADN) çapa sallayan bir kadının hikâyesini görmeye çalışın. Çünkü Aşefçiler, sadece bir pazar yeri değil; Diyarbakır’ın toprağa olan sadakati ve kadının vazgeçmediği üretim mücadelesidir.
Saklı kalan bu tarih, kentin gerçek zenginliğidir.
Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap