Ajans News Haber

OROSPULUK KALABALIK BİR MESLEKTİR

OROSPULUK KALABALIK BİR MESLEKTİR
Aziz GülmüşTÜM YAZILARI
13 Okundu Okundu
09 Ekim 2021 - 16:49

OROSPULUK KALABALIK BİR MESLEKTİR

”Her giden, benden bir parça koparıp gitti Cemal beycim. İşte geriye kalan da karşınızda duruyor” dedi.

Hiç haz etmediğim fakat Zeki abenin ”Gel yahu, sana da malzeme çıkar” zoruyla girdiğim Malatya Cezmi kartay caddesindeki batakhanelerinden birindeydim. Yanıp sönen renkli ışıkların altında, berbat sesli bir kadın sallana sallana bir şeyler söylüyordu. ”Bir şeyler” diyorum çünkü ne dediğini anlamak mümkün değil. zaten dinleyeni de yoktu.

Yarı karanlık masalar tıka basa doluydu her masada farklı bir gürültü vardı. Sonra o gürültüler bir yerde birleşip kulaklarımın ırzına geçiyordu. Yanımdaki Zeki abe iyice kafayı bulmuş ve masalara paylaşılan kadınlardan en sonuncusunu ve en yaşlısını bizim masaya davet etmişti. Mavi ve siyaha boyanmış saçları, derin yüz çizgileri ve kıpkırmızı rujuyla karşımızda oturan kadın sürekli anlatıyordu. Ben ne anlattığından çok ellerine bakıyordum. Çünkü elleri çorak bir gibiydi. Kupkuru morarmış damarların kıyısında, delik deşik bir ten vardı.

Derin bir iç çektikten sonra, ”artist şampanyası” dolu kadehini kaldırdı, bize baktı. Biz de kadehlerimizi kaldırdık. İşte o anda kadınla göz göze geldim. Masmavi gözlerinde gördüğüm gemiyi yıllar sonra bile unutamadım. Şimdi siz bunu birl abartma olarak okuyacaksınız fakat inanın öyle değil. Gerçekten o anda sanki koskaca bir gemi o bambaşka mavi gözlerin sularına gömüldü.

Ayakta uyuklayan garsonlar can sıkıntısıyla, saatlerinin dolmasını patronlarından evlerine gitme iznini bekliyorlardı. Masamızda suskunluk vardı. Yanımdaki arkadaş Zeki abe sızdı sızacak haldeydi ama yine de her kalkmaya niyetlendiğimde, beni, “Biraz daha yahu” diyerek yerime oturtuyordu.

Sanırım laf olsun diye, kadına doğru eğilip, ”Neden buradasınız?” diye aptalca bir soru sordum. kadın önce bir kahkaha patlattı ardından da, ”Ah Cemal beycim, siz neden buradaysanız ben de ondan buradyım…” dedi.

Bu hiç beklemediğim cevap karşısında önce bir yutkundum sonra da kekeleyerek, ”Şey…Ne alaka canım, ben yalnızlıktan buradayım” diye saçmalamaya devam ettim. Paketindeki son sigarasını çıkardı etrafı kontol ettikten sonra bu kez o bana doğru eğildi, “Yalnızsanız tadını çıkarın efendım. Benim başıma ne geldiyse kalabalıktan geldi. Siz bilmezsiniz, orospuluk kalabalık bir meslektir.” dedi.

Bu sırada arka masalardan birinde çıktı. Anladığım kadarıyla, hesaba itiraz eden bir herif garsonlardan dayak yiyordu. Ben onlara bakarken, kadın işaret parmağıyla çeneme dokunup, kafamı ona doğru çevirdi. ”Siz Devrimcisiniz değil mi?” diye sordu. Şaşırmıştım ”Evet ama o kadar belli oluyor mu Devrimci olduğum?”‘ diye işi komikliğe vurdum. ”Aaa, Cemal beycim, ben Devrimciyi oturuşundan, kalkışından, konuşmasından tanırım” dedi.

Bu çilekeş kadın tarzı, oturuşu, kadehi tutuşu, bakışı kurduğu cümlelerle iyiden iyiye onunla ilgili meraklanmama sebep olmuştu ama ben o kadar yorgundum ki, yine de sigara dumanı ve alkol kokusundan kurtulup, Malatya daki bekar evime gitmek istiyordum. Kadın sıkıldığımı anlamış olacak ki, ”Biliyor musunuz, annem babam izin verseydi devrimci olacaktım ben” dedi.

Kadehi elimden düşürdüm. Rakı üstüme başıma döküldü. Ne, ne demişti kadın. “Devrimci” mi? Ben daha onun ne dediğini anlamaya çalışırken, o devam etti. ”Ben Almanya’da büyüdüm. Orada saygıdeğer, çok sevdiğimiz, devrimci abilerimiz ablalarımız vardı. Her fırsatta, oturduğumuz mahalleye gelip bizimle konuşurlardı. Dertlerimizi dinlerlerdi. Tertemiz çocuklardı.” İyice bana doğru sokuldu. “Yalan yok, ben de onlardan, onların anlattıklarından, güzel gelecek hayallerinden, barıştan, insanlıktan, sevgiden çok etkilenmiştim. Sonracıma, giyimleri, kuşamları, davranışları…Ahhh..! Bir süre sonra, onların derneklerine gitmeye başladım. Bana kitaplar verdiler. Benimle gezdiler, hiç bilmediğim şeyler anlattılar. Biliyor musunuz Cemal beycim beni ilk defa insan yerıne koyan onlardı. Fakat gelin görün ki, bu buluşmaları duyan annem babam bana çok kızdılar, onlarla konuşmamı yasakladılar. ‘Onlar seni kandırıp dağlara göndermek istiyorlar’ diyerek, beni eve kapattılar. Çok üzüldüm çokkk… Derken efendim, biz bir süre sonra oradan taşındık ve ben bir daha onların izlerini bulamadım. Bu arada alman diskolarına gitmeye ve saçma sapan insanlarla arkadaşlık kurmaya başladım. Bir bardak bira ve bir fırt sigara derken, hoop bir baktım ki, viski ve uyuşturucuya kadar gelmişim.” Başını öne eğdi, sesi titreyerek “Ve bir gece geç vakit diskodan eve dönerken, beni yolda becerdiler. Sabaha karşı beni bir çöp kutusunun yanında buldu. Ailem başıma geleni öğrendiğinde, beni yaka paça, İstanbul’a, amcamın yanına gönderdi. Olmadı. Burada da yapamadım. Dik durmayı beceremedim dik durmayı. Bir kere tren kaçtı mı, sonrakilere de yetişemiyor insan.”

Kadehindeki son yudumu da içti.
Bir süre birbirimize baktık. ‘
‘Maksim Gorki…Ana…” dedi.
Haydaaa! Gecenin bilmem kaçında, boktan bir pavyon masasında, karşımda oturan kadın bana Maksim Gorki, Ana diyordu. Kekeleyerek “Şey…Özür dilerim.. Anlayamadım.” dedim.

”Ahh be Cemal beycim…Maksim Gorki’nin diyorum Ana kitabı….Bilirsiniz…İşte o kitap ilk kitaptır. Siz bakmayın benim bu orospu hallerime. Ben Ana’yı okumuş kadınım. Bedenimi kurtaramadım belki ama ruhum hala tertemiz.”

Kafam iyice karışmıştı.
Gorki…Ana…Devrimci…Almanya…Orospu…Kadeh…Disko…Tecavüz…Ruh…Beden…

“Ana benim de ilk okuduğum kitaptır.” dedim. Gülümsedi.

Müşteriler birer ikişer gitmiş, geriye sadece biz kalmıştık.
Muzipçe kulağıma “Hadi siz de gitmeden, beraber 1 Mayıs Marşını söyleyelim mi Cemal beycim ” diye sordu.
Gülümsedim. “Elbette” dedim. Biz onunla, omuz omuza ”1 mayıs işçi marşını” fısıldarken, sahnedeki kadın bağıra çağıra
“muratgilin damından atlayamadım”ı hönkürüyordu.

Hesabı ödedikten sonra kalkıp kapıya yöneldik. Elini sıktım. ”Sizin o tertemiz kalan ruhunuzu çok sevdim” dedim. Yanakları kızardı. On altı yaşındaki bir kız mahçubiyetiyle “O da sizi çok sevdi efendim…” dedi.

Rahmetli Babam ”Kimin yüreğinde ne sırlar var bilinmez” derdi hep. Düşe kalka bekar evime doğru yürürken, Babamin bu sözü geldi aklıma. Gerçekten Baba, kimse bilemez…

Aziz Gülmüş

Not: Bu hikaye Cemal Damar
Kardeşimin bizzat tarafıma anlatımıyla
kaleme alınmıştır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

%d blogcu bunu beğendi: