Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

Karacadağ’ın Kara Rüyası: Diyarbakır Surlarında Uyuyan Ejderha

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Diyarbakır’ın uçsuz buçsuz düzlüğünde, ufka doğru hafif bir kambur gibi yükselen Karacadağ, dışarıdan bakıldığında sessiz bir dev gibi görünür. Ancak o sessizliğin altında, binlerce yıl öncesinden kalan, jeolojinin “lav akıntısı” deyip geçtiği ama kadim halkın “ejderha nefesi” olarak adlandırdığı bir sır yatar.

Diyarbakır’ı Diyarbakır yapan o meşhur siyah bazalt taşın doğuşu, aslında bir coğrafya dersinden ziyade, karanlık ve büyüleyici bir efsanenin sonucudur.

Yerin Altındaki Mahpus: Uyuyan Ejderha

Eski Mezopotamya inanışlarına göre, Karacadağ sıradan bir dağ değildir; o, yerin yedi kat altında zincirlenmiş devasa bir ateş ejderhasının sırtıdır. Bu ejderha, dünyanın ilk zamanlarında gökyüzünden yeryüzüne düşmüş ve toprağın derinliklerine hapsedilmiştir.

Rivayet odur ki, bu ejderha her bin yılda bir derin bir “ah” çeker. Onun bu sıcak nefesi yeryüzüne ulaştığında toprak erir, nehirler gibi akmaya başlar. Karacadağ’ın eteklerine yayılan o simsiyah taşlar, aslında ejderhanın donmuş öfkesidir. İnsanlar bu taşlara dokunduğunda hissettikleri o garip soğukluk, aslında içindeki hapsedilmiş ateşin zıttıdır.

Gizemli Söylem: Bazı yaşlılar, rüzgarlı gecelerde Karacadağ’dan gelen uğultunun rüzgar değil, bu ejderhanın zincirlerini koparmaya çalışırken çıkardığı metalik bir ses olduğunu fısıldarlar. Derler ki; “Zincir koptuğunda, taşlar yeniden eriyecek ve şehir aslına dönecek.”

“Dünyanın Günahını Emmiş Taşlar”

Karacadağ bazaltının neden bu kadar siyah olduğuna dair anlatılan en sarsıcı söylemlerden biri de “taşın hafızası” ile ilgilidir. Söylenceye göre, bu taşlar ilk püskürdüğünde bembeyaz ve parlaktır. Ancak yeryüzündeki haksızlıkları, dökülen kanları ve insanların birbirine ettiği zulmü gördükçe, bir sünger gibi bu karanlığı içine çekmeye başlar.

Gizemli İnanış: Diyarbakır’ın eski taş ustaları, bir taşı yontmaya başlamadan önce ona fısıldarmış. İnanılırdı ki, eğer taş çok sertse ve murç (keski) işlemiyorsa, o taş çok fazla keder yutmuştur.

Taşın Canlanması: Gece yarısı Karacadağ civarındaki ıssız yollarda yürüyenler, bazen taşların arasından gelen derinden bir inilti duyduklarını iddia ederler. Bu, taşın içinde sakladığı o “insani yükün” dışa vurumu olarak yorumlanır.

Delikli Taşın Sırrı: Ejderhanın Gözyaşları

Bazalt taşının en karakteristik özelliği, üzerinde bulunan irili ufaklı deliklerdir (gözenekler). Bilim buna “gaz boşlukları” derken, Diyarbakır’ın yaşlıları buna “taşın nefes delikleri” der.

Bir rivayete göre, Karacadağ’ın ateşi şehri yakmasın diye, gökyüzündeki koruyucu ruhlar ateşin üzerine devasa bir buz tabakası sermişlerdir. Ateşle buzun o efsanevi savaşında, buharlaşan her damla taşın üzerinde bir iz bırakmıştır. Bu yüzden derler ki: “Diyarbakır’ın taşı deliklidir, çünkü o taşın içindeki ateş hala nefes almaktadır.” Eğer o delikler olmasaydı, taşın içindeki basınç tüm şehri havaya uçurabilirdi.

Karacadağ’ın Kayıp Şehri ve “Gölge İnsanlar”

Karacadağ’ın püskürdüğü lavların altında, henüz insanlık tarihinin kaydetmediği çok eski bir medeniyetin kaldığına dair fısıltılar vardır. Rivayete göre, bu taşlar sadece doğa olayı değil, o eski medeniyetin büyücülerinin şehri korumak için yaptığı bir “mühürdür”.

Unutulan Sır: Dağın bazı bölgelerinde, güneş tam tepedeyken siyah taşların üzerinde beliren ancak sahibi olmayan gölgeler görüldüğü söylenir. Bu gölgelerin, lavlar altında kalan “Eski Zaman İnsanları” olduğu ve hala kendi şehirlerinin sokaklarında (taşların altında) yürüdükleri anlatılır. Köylüler arasında yaygın bir deyiştir: “Kara taşa uzun bakma, seni kendi vaktine çeker.”

Mühürlü Dehlizler: Dağın Kalbine Giden Damarlar

Karacadağ’ın zirvesinden Diyarbakır Surları’nın altına kadar uzanan, lavların soğumasıyla oluşmuş devasa yer altı tünelleri olduğu rivayet edilir. Bu dehlizler, sadece fiziksel birer boşluk değil, aynı zamanda şehrin “ruhsal enerji damarlarıdır”.

Gizemli Söylem: Derler ki, bu tünellerin bazıları o kadar derindir ki, içinde rüzgar bile yönünü şaşırır. Eskiler, şehri kuşatan düşmanların bu tünelleri asla bulamadığını, çünkü dağın sadece “sadık olanlara” kapılarını açtığına inanırdı. Bu dehlizlerde yürüyen birinin, zamanın dışına çıkıp Diyarbakır’ın kuruluşuna tanıklık edebileceği söylenir.

Siyah Işığın Kehaneti: Obsidyen Aynalar

Karacadağ’ın eteklerinde nadiren bulunan volkanik camlar, yani obsidyenler, bölgedeki kadim bilgeler tarafından “geleceği gören aynalar” olarak kullanılırdı. Ancak bu aynalar, normal ışığı değil, sadece “siyah ışığı” yansıtırdı.

Sır Dolu Rivayet: Bu taşlardan yapılan aynalara bakan birinin, kendi suretini değil, ruhunun gerçek rengini gördüğü iddia edilirdi. Söylentiye göre, Karacadağ’ın en yüksek noktasında, güneşin battığı anda ortaya çıkan “Büyük Kara Taş” aslında evrenin tüm sırlarını üzerinde barındıran devasa bir kitaptır. Fakat bu kitabı okumak için insanın gözlerini değil, kalbini siyah taşın sertliğine alıştırması gerekir.

Tılsımlı Kara Zırh: Sur ve Şehir

Diyarbakır Surları’nın bu kadar dayanıklı olmasının sırrı sadece mühendislik değil, Karacadağ’dan gelen bu “canlı” taşın ruhudur. Eski bir inanışa göre, şehri çevreleyen surlar aslında ejderhanın nefesiyle mühürlenmiş bir “kara dairedir.”

Kanlı Harç Rivayeti: Surların inşası sırasında, Karacadağ’dan getirilen en büyük taşların altına, şehrin sonsuza dek ayakta kalması için “dağın kanı” denilen kırmızı bir sıvının döküldüğü söylenir. Bu sıvı muhtemelen nadir bulunan volkanik bir cam (obsidyen) parçalanmasıdır, ancak halk arasında bunun ejderhanın gerçek kanı olduğuna inanılır. Bu yüzden bu surların, dünyadaki hiçbir silahla yıkılamayacağı, sadece kendi içindeki gizemli bir anahtarla (belki de o meşhur ejderhanın uyanışıyla) çözüleceği rivayet edilir.

Bir Düşünce: Taş mı Bizi Şekillendiriyor?

Karacadağ’ın o gizemli lavları sadece bir şehri inşa etmedi; bir kimliği, bir edebiyatı ve bir bakış açısını da taşın sertliğinde yoğurdu. Belki de Diyarbakır’da yürürken bastığınız yer sadece asfalt değil, binlerce yıl önce gökyüzünden düşen bir ejderhanın donmuş rüyasıdır.

Cihat TOPRAK

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
¨Cihat TOPRAK

PROFESÖRLÜK UNVANI KAYNAKÇAYI SUSTURAMAZ

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

¨Cihat TOPRAK

Okul Toplumun Aynasıdır: Güvenlik Kamerasıyla Ruh İnşa Edilmez

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

¨Cihat TOPRAK

KANUN MADDELERİ ORTADA: HAVUZ İHALESİNİN HESABINI VERİN!

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.