Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

Kara Taşın Hafızası ve Bir Telgrafın Ucundaki Şehir: ‘Bekir’den ‘Bakır’a Gizli Tarih

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Şehirlerin ruhu vardır derler, ama Diyarbakır’ın bir ruhu değil, binlerce yıllık bir “hafızası” vardır.

Karacadağ’ın öfkesiyle püskürttüğü o siyah bazalt taşlar, sadece surları değil, şehrin kaderini de örmüştür. Bu şehir, tarihin şafağından beri pek çok isme büründü. Asurlular ona Amida dedi; kılıçtaki kabza, sütundaki dayanak anlamında… Romalılar bu ismi aldı, surlara kazıdı.

Ancak şehrin ismindeki asıl büyük kırılma, ne Roma kılıçlarıyla ne de Moğol istilasıyla oldu. Asıl hikaye, bir harfin bir medeniyet tasavvurunu nasıl değiştirebileceğinin; tozlu raflarda kalmış bir telgrafın ve “e” harfinin “a”ya, Bekir’in Bakır’a dönüşümünün hikayesidir.

Çölün Oğlu: “Diyar-ı Bekir”

Tarih 639… İslam orduları, İyaz bin Ganm komutasında surların kapısına dayandığında, şehir yeni sahiplerini bekliyordu. Fetihten sonra bölgeye, Arabistan’ın en köklü kabilelerinden biri olan Beni Bekr (Bekir Oğulları) kabilesi yerleştirildi.

Bekir bin Vail’in torunları Dicle kıyılarına çadırlarını kurduklarında, burası artık “Bekir’in Yurdu” yani Diyar-ı Bekir olarak anılmaya başlandı. Yüzyıllar boyunca Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı; hepsi bu ismi hürmetle korudu. Belgelerde, fermanlarda, şairlerin divanlarında şehir hep “Diyar-ı Bekir” idi.

Taa ki 1937 yılının o soğuk Kasım gecesine kadar.

Tren Penceresinden Görünen Hakikat: 1937 Kırılması

Tarih: 17 Kasım 1937.

Yer: Diyarbakır’dan Elazığ’a doğru, gecenin karanlığını yaran Cumhurbaşkanlığı Özel Treni.

Vagon: Atatürk’ün çalışma masası.

Dışarıda, Karacadağ’ın volkanik taşları üzerine çökmüş bir sessizlik vardı. Ancak trendeki o masada, bir şehrin bin yıllık kaderi yeniden yazılıyordu. Mustafa Kemal Atatürk, şehri ziyaret etmiş, ancak zihninde bir huzursuzlukla ayrılmıştı. Çantasında dönemin popüler tezlerinden “Güneş Dil Teorisi” ve “Türk Tarih Tezi” notları vardı.

Atatürk’e göre, Anadolu’nun kadim halkları olan Sümerler ve Subarlar aslında Orta Asya kökenliydi. Dolayısıyla Diyarbakır gibi kadim bir merkezin isminin, 7. yüzyılda gelen bir Arap kabilesine (Bekir Oğulları) dayandırılması, Cumhuriyet’in tarih tezine uymuyordu. Bu toprakların tarihi, İslam fetihlerinden çok daha eskiye, maden devirlerine uzanmalıydı.

Tarihi Değiştiren Telgraf

Tren Elazığ’a yaklaşırken Atatürk yaverini çağırdı. Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri İbrahim Necmi Dilmen’e çekilmek üzere, şehrin nüfus kağıdını değiştiren o meşhur telgrafı yazdırdı:

“Diyarbekir şehrinin isminin etimolojisine dair etüt var mıdır? Esasta bu şehrin ismi ‘Bakır Memleketi’ manasına olan ‘Diyarbakır’ olması gerektir ve artık bu isimle tanınacaktır. Dil Kurumu’nun bu hususta Tarih Kurumu ile işbirliği yaparak, historik ve lengüistik tetkikatta bulunması emrediliyor…”

Bu telgraf, basit bir isim değişikliği isteği değildi; bir “tarih inşası” talimatıydı. Atatürk, “Esasta bu şehrin ismi Diyarbakır olması gerektir” diyerek hükmü çoktan vermişti.

Bir Gecede Yazılan Rapor: Bekir Gitti, Bakır Geldi

Telgraf Ankara’ya ulaştığında saatler gece yarısını geçiyordu. Türk Dil Kurumu’nda hummalı bir çalışma başladı. Sabahın ilk ışıklarıyla, beklenen “bilimsel” kılıf hazırdı. Raporda; Yakut Türkçesindeki kelimelere atıf yapılarak, şehrin aslının “Bakır Ülkesi” olduğu teyit ediliyordu.

Ertesi gün yayınlanan genelgeyle, 1300 yıllık Diyar-ı Bekir, bir gecede resmi olarak Diyarbakır oldu.

Bu değişim, sadece fonetik bir uyum değildi. Şehrin kimliğini “Doğulu/İslami” bir referanstan (Bekir bin Vail), “Endüstriyel/Milli” ve tarih öncesi bir referansa (Bakır madeni) taşıma hamlesiydi. Atatürk’ün Halkevi konuşmasında bahsettiği “Burada modern bir şehir kurduracağım” vaadi, ismin modernleşmesiyle başlamıştı.

İsimler Değişir, Bazalt Susar

Bugün Ulu Cami’nin avlusunda durup gökyüzüne baktığınızda, ne Bekir bin Vail’in çadırlarını görürsünüz ne de sadece bakır işleyen ustaları. Gördüğünüz şey, hepsinin toplamıdır.

1937’de o trenin penceresinden bakıldığında bir “medeniyet projesi” görünüyordu. Bekir gitti, Bakır geldi. Ancak Diyarbakır sokaklarında yürüdüğünüzde, taşların dili size başka bir şey fısıldar. O taşlar hem Bekir’i tanır hem Bakır’ı… Hem Amida’yı bilir hem Diyar-ı Bekir’i.

Devletler şehirlere isim verir, ama şehirlere ruhunu veren o ismin içini dolduran insanlardır. Diyarbakır, ismindeki o tek harf (e – a) değişse de, binlerce yıllık ağırlığıyla Dicle’nin kıyısında, tüm isimlerin ötesinde bir vakarla durmaya devam ediyor.

Belki de en güzeli, şairin dediği gibi; ismin ne olursa olsun, “Sırrını surlarına fısıldayan şehir” olarak kalmasıdır.

Cihat TOPRAK

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
¨Cihat TOPRAK

PROFESÖRLÜK UNVANI KAYNAKÇAYI SUSTURAMAZ

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

¨Cihat TOPRAK

Okul Toplumun Aynasıdır: Güvenlik Kamerasıyla Ruh İnşa Edilmez

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

¨Cihat TOPRAK

KANUN MADDELERİ ORTADA: HAVUZ İHALESİNİN HESABINI VERİN!

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.