Türkiye siyasetinde bazen öyle anlar yaşanır ki, yıllardır ezberlediğimiz bütün denklemler bir anda altüst olur. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin; Öcalan’a yönelik “Gelsin Meclis’te konuşsun, PKK’nın lağvedildiğini haykırsın” çıkışı tam da böyle bir andı. Kimsenin beklemediği, siyasetin bütün kartlarının yeniden dağıtıldığı, riskli ama bir o kadar da tarihi bir hamle…
Tam “Acaba bu sefer kan duracak mı?”, “Silahlar gerçekten gömülecek mi?” diye umutlanırken, o bildik, o karanlık senaryo yeniden devreye girdi.
Biz bu filmi daha önce de izledik. Ne zaman barış ihtimali ufukta belirse, ne zaman anaların gözyaşı dinecek dense, sahneye hemen o “görünmez eller” çıkıyor. Bahsettiğim şey sadece siyasi rakipler değil; sürecin bozulması için pusuya yatmış, irili ufaklı o meçhul “X elemanlar”.
Provokasyonun Matematiği ve Bayrak Oyunu
Bahçeli’nin tarihi çağrısının hemen ardından yaşananlara bir bakın. PKK’nın kendini feshetme ihtimali konuşulurken, bir anda sahada tansiyonu yükseltecek en hassas sinir uçlarına dokunulmaya başlandı. Bayrak indirme girişimleri gibi, Türk insanının en kutsalına, damarına basan eylemler tesadüf olabilir mi? Asla.
Bu provokasyonların tek bir amacı var: Süreci zehirlemek.
Bu zehri akıtanlar iki koldan çalışıyor:
Bunlar, süreci zora sokmak için ellerindeki her türlü “aparatı” sahaya sürdüler. Bir bakıyorsunuz bir yerde bir mayın patlıyor, bir yerde bayrağa el uzatılıyor, bir yerde milliyetçi hassasiyetler kaşınıyor. Amaç belli: Toplumu tekrar kutuplaştırıp, masayı devirmek.
Bedeli Kim Ödüyor?
İşin en acı tarafı da burası. Bu tezgâhı kuranlar, o provokasyon emrini verenler veya süreci baltalamak isteyen dış güçler; sıcak koltuklarında, konforlu ofislerinde oturmaya devam ediyorlar. Onların çocukları ölmüyor. Onların evlerine ateş düşmüyor.
Olan kime oluyor? Yine Türkiye’de yaşayanlara oluyor.
Doğusuyla batısıyla, ölen biziz. Bedel ödeyen, ekonomik sıkıntı çeken, huzursuz olan biziz. Ama bir kesim var ki; onlar kandan, kaostan ve çatışmadan besleniyorlar. Barış gelirse “işsiz” kalacaklarını, rantlarının kesileceğini, o konforlu alanlarının bozulacağını çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden, PKK’nın kendini feshetme ihtimali, Türkiye’deki barışsever insanlardan çok, bu “kandan beslenen baronları” korkutuyor.
Sağduyu Zamanı
Tam da bu noktada, Türkiye’nin sağduyulu vatandaşlarına, yani “bunalmış ama umudunu kaybetmemiş” o sessiz çoğunluğa büyük bir iş düşüyor.
Bu oyuna gelmemeliyiz. Bahçeli’nin açtığı o kapı, siyasi bir manevranın ötesinde, bu topraklarda silahların susması için atılmış cesur bir adımdır. Provokatörlerin, bayrak düşmanlarının veya savaş baronlarının attığı yemleri yutmamalıyız.
Kandan beslenenlerin rahatını bozmak istiyorsak, onların kurduğu tuzaklara düşmeyip, inatla kardeşliği ve çözümü savunmalıyız. Çünkü bu topraklarda yaşayanlar olarak birbirimizden başka gidecek yerimiz, barıştan başka sığınacak limanımız yok.
Artık yeter demenin, provokasyonlara “dur” demenin vakti geldi de geçiyor.
Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap