Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

Esfeli Adn: Surların Gölgesinde Bir Cennet Müjdesi

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Dicle’nin serin nefesi, Diyarbakır’ın kara bazalt surlarına çarpıp Hevsel’in derinliklerine süzüldüğünde, zaman henüz icat edilmemiş gibiydi. Esfeli Adn (Cennet’in en alt katı) diye anılan bu uçsuz buçaksız yeşil vaha, binlerce yıldır Mezopotamya’nın kalbinde saklı bir sır gibi nefes alıp veriyordu.

İşte o sabah, güneş Surlar’ın üzerinden henüz bir altın sikke gibi yükselirken, Hevsel’in en kuytu köşesinde bir mucize filizleniyordu: Muhammedî Gül.

Sırrın Doğuşu: Toprağın ve Suyun Aşkı

Hevsel, sadece bir bahçe değil; Hurriler’den Osmanlılar’a kadar her medeniyetin duasını gömdüğü bir hafızaydı. Dicle Nehri, bu bahçelere uzak dağların karlarından süzülen bir ruh taşıyordu. Rivayet edilir ki; Hevsel’in toprağı, Arş’tan yeryüzüne düşen bir damla nurla yoğrulmuştu; bu yüzden burada yetişen her çiçek, başka diyarlarda olmayan bir lisanla konuşurdu.

Bahçıvanın elleri toprağa değdiğinde parmak uçlarında bir ürperti hissetti. O sabah açan gül, bildiği hiçbir çiçeğe benzemiyordu. Rengi, şafak vaktinin mahcubiyeti; kokusu ise tüm dünyayı saracak bir huzurun müjdecisiydi.

Şafak Sırrı: “Gül Seansı” ve Sessizliğin Zikri

  1. yüzyılın puslu sabahında, vadi yeryüzünün gökyüzüne fısıldadığı bir ibadethaneye dönüşürdü. Şehrin en mahir gül yetiştiricileri ve derviş ruhlu attarları, “Gül Seansı” dedikleri o kutsal vakit için bahçelere inerdi.

Bu bir hasat değil, bir ayindi. Güllerin üzerindeki çiğ taneleri, sanki cennetten düşmüş birer inci gibi yapraklarda titrerken, kimse yüksek sesle konuşmazdı. Rivayet edilir ki; gül, Sevgili’nin remzi olduğu için ona yüksek sesle hitap etmek edepsizlikti. Sadece ney sesine benzer bir rüzgar uğultusu ve parmak uçlarının kadife yapraklara dokunuşu duyulurdu. Her koparılan gül için kalpten bir selavat yükselir, “Gül Seansı”nda toplanan her çiçek, bir ruhun parçası gibi sepetlere dolardı.

Zanaatın Simyası: Bakır İmbiklerin Şarkısı

Bahçelerden toplanan bu taze müjdeler, surların dibindeki taş atölyelere taşınırdı. Orada, el işçiliğinin en zarif zanaatı başlardı. Dev bakır imbikler, Hevsel’in odun ateşiyle harlanırken, gülün ruhu gövdesinden ayrılırdı.

Usta attar, ateşin başında bir nöbetçi gibi beklerdi. Buhar yükselir, damla damla o paha biçilemez Gül Yağı ile Gül Suyu birikirdi. Bu, sadece bir koku değil; Diyarbakır’ın toprağının, Dicle’nin suyunun ve insan elinin maharetinin birleştiği bir “simya”ydı. Aynı esnada, güneşin altında kurutulan yapraklar şerbetle buluşur, ortaya o meşhur Gül Şurubu çıkardı. Bu yakut rengi şurup, içen kişinin gönlüne Hevsel’in tüm baharını ve serinliğini akıtırdı.

Hevsel’den Arş’a: Kokunun Yolculuğu

Diyarbakır’ın o devasa Surları, bu gülü dünyadan saklayan birer muhafız gibi dikilse de, bu koku taşla hapsedilemezdi. Rivayet edilir ki; Hevsel’in bu en derin noktasından yükselen rayiha, meleklerin kanatlarına tutunarak bir görünmez köprü kurardı.

“Bu koku,” derdi yaşlı dervişler, “Esfeli Adn’ın toprağından beslenir ama yönü Beytullah’tır.” Koku, Dicle’nin buğusuyla birleşti. Surların üzerinden bir kuş hafifliğiyle havalandı. Sam yeliyle kucaklaşıp Bağdat’ın minarelerinden, Şam’ın çarşılarından geçti. Yol boyunca ona değen her nefes, içindeki öfkeyi unuttu.

Kabe’nin Kapısında Bir Hevsel Esintisi

Mekke’nin kavurucu sıcağında, Kabe’nin siyah örtüsü (Kisve-i Şerif) hafifçe dalgalandı. Hacılar, o an çölün ortasında imkansız bir serinlik ve tarif edilemez bir rayiha duydular. Bu, ne Taif’in güllerine ne de ıtır tütsülerine benziyordu.

Bu koku; Diyarbakır’ın kara taşlı sokaklarından, bakır imbiklerin ateşinden ve Hevsel’in bereketli çamurundan süzülüp gelen **”Muhammedî Gül”**ün kokusuydu. Rivayet edilir ki; Kabe her yıl Hevsel’in bu gülleriyle yıkandığında, Mekke’den yükselen dua ile Hevsel’den yükselen koku gökyüzünde buluşurdu.

Tarihin İçinde Yaşamak

Bugün Hevsel’e inip Surlar’ın gölgesinde yürüdüğünde, o kokunun hala orada asılı olduğunu hissedersin. Bir elinde gümüş zarf içinde sunulan o efsunlu Gül Şurubu, burnunda ise yüzyıllar öncesinden kalan “Gül Seansı”nın ağırlığı… Sen artık sadece bir ziyaretçi değilsin; Kabe’ye kadar uzanan o aşk köprüsünün, imbiklerde damıtılan o kadim zanaatın ve Esfeli Adn’ın gizemli tarihinin canlı bir tanığısın.

Cihat TOPRAK

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
¨Cihat TOPRAK

PROFESÖRLÜK UNVANI KAYNAKÇAYI SUSTURAMAZ

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Bir Hafıza Kırımı Portresi: Kültür Yolu’nda Kaybolan Diyarbakır

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

¨Cihat TOPRAK

Okul Toplumun Aynasıdır: Güvenlik Kamerasıyla Ruh İnşa Edilmez

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

¨Cihat TOPRAK

KANUN MADDELERİ ORTADA: HAVUZ İHALESİNİN HESABINI VERİN!

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Çulli’nin Kayıp Saati: Diyarbakır’ın Taşrasında Bir Matematikçinin İzinde

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

360 Günlük Direnişin Ardından: Bıyıklı Mehmed Paşa Surlarda

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.