Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan’ın “Diyarbakır’da Edebî Muhitler” Eseriyle Yeniden Okumak – II

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Sevgili Diyarbakır sevdalıları, kıymetli okurlar,

İlk yazımdan sonra gelen yorumların seyrinde; surların Mardin Kapısı’ndan esen rüzgâr gibi coşan yankıları, nargile dumanı kokulu nostalji selini; “Medreseleri uzat, konak serdaplarını soluk soluğa betimle, Dicle’nin süt ırmaklarını hissettir, kahvehane muammalarını çözdür, sur kitabelerini tek tek say, âşıkların saz nağmelerini kulaklarımızda çınlat!” çağrıları kalemimi Dicle seli gibi coşturdu, Hevsel’in bahar rüzgârı gibi taşıdı.

Sayın Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan Hoca’nın “Diyarbekir’de Edebî Muhitler” eseri, gönlün bâkî hazine-i âlîsidir. Sizlerin sesleriyle bu cevheri eritip mahcubiyetle yoğurup minnetle nakışlayıp hayranlıkla çağlayan bir musahabe meclisine, ebedî bir gazel antolojisine dönüştürdüm. Haddimi aşmadan, sabır ve hoşgörünüze sığınarak!

Daha yüzlerce sayfa yazabilirim fakat üçüncü bölüm yok. Bu nehir; surların her tuğlasından, kahvehane dumanından, medrese ateşinden, Hevsel yaprağından, 47 divanın nakışından akarak uzadı ve bâkî kaldı.

Haydi; bazaltın soğuk damarlarında yatan sıcak gönül lübbesini, taşların sessiz haykırışını ve Dicle’nin süt ırmaklarını kalbimize kazıyıp Diyarbakır’ı yeniden okuyalım, yeniden sevelim, yeniden yaşayalım.

Surların Ebedî Haykırışı: Bazalt Damarlarda Bin Yıllık Gönül Nakışı

Ey Diyarbakır surları…

Siz ki Mezopotamya’nın en köklü, en yara bereli, en destan yüklü muhafızlarısınız. Dünyanın Çin Seddi’nden sonra en uzun ve en eski surlarından biri olan bu bazalt devler;

  • 5,5 kilometrelik kalkan balığı silueti,
  • 10–12 metre yüksekliği,
  • 3–5 metre kalınlığı,
  • 80’den fazla burcu ile yalnızca bir savunma hattı değil; insanlığın hafıza mabedidir.

Hurrilerden Roma’ya, Bizans’tan Arap fethine kadar her medeniyetin hatırası bu taşların damarlarına işlemiştir. Mardin Kapısı’ndan Roma lejyonlarının vakarlı adımları, Dağ Kapı’dan Hz. Ömer devrinin sulh fethinin coşkusu, Rum Kapısı’ndan Bizans entrikalarının fısıltısı, Su Kapısı’ndan Dicle’nin serin nefesi yükselir. Her kapı bir çağın kalbine açılan bâb-ı muhabbet, her burç bir medeniyetin hafıza kulesidir.

Ulu Cami’nin doğduğu Mar Toma Kilisesi’nden başlayarak bu şehir; Meryem-i Dârâ’nın direnişini, Yahudi hahamın hikmetli arabuluculuğunu ve farklı dinlerin birlikte yaşama kültürünü aynı taşlarda barındırmıştır. Bugün selfie çubuklarının gölgesinde kalan bu bazalt devler hâlâ haykırıyor:

“Burada Arapça, Kürtçe, Farsça kitabeler var. Roma askerlerinin adımları var. Fetih gazilerinin duaları var. Bir şehrin çok dilli hafızası var.”

Sayın Hoca’nın kalemi, bu taşlara yeniden ses verir.

Kahvehane Panayırları: Nargile Dumanında Yükselen Gönül Meclisleri

XVI. yüzyılda cami avlularında başlayan sohbetler zamanla kahvehanelere taşındı. XIX. yüzyılda bu mekânlar tahta sandalyelerle doldu; duvarlara fermanlar, portreler asıldı. 1930’larda ise kahvehaneler:

  • Gazete okunan,
  • Âşıkların koşma söylediği,
  • Siyasetin fısıldandığı şehir meclisleri hâline geldi.

Hasretî’nin 1776’daki kıraathanesinde nargile dumanı semaya yükselir; oğlu Ruhsatî ve Hacı Civân sazla gazel okurdu. Muamma, lugaz ve koşma yarışmaları adeta bir edebiyat panayırına dönüşürdü.

Terakki Kıraathanesi, Havuzlu Kahve, Fethi Acet’in çay evi, Afganlı Hacı’nın nargilesi, Ali Çavuş’un kahvesi… Hepsi Diyarbakır’ın edebiyat nabzını tutan mekânlardı. Gençler bugün “check-in” ile surlardan geçerken biz nargile dumanında kaybolup bir muamma çözebiliriz.

Dükkânlar, Konaklar, Köşkler: Esnafın Şiirle Konuştuğu Şehir

Diyarbakır’da dükkânlar yalnızca ticaret yeri değildi. Hamdi’nin dükkânında Nâbî, Âgâh ve Emîrî nazireler okur, sohbetler gönül nehrine dönüşürdü. Çâkerî’nin mücellit dükkânı tezhip kokan bir sanat atölyesiydi. Hadidî demirci gündüz çekiç vurur, gece zarif beyitler söylerdi. Civân basmacı kumaşlara şiir nakşederdi. Her dükkân bir zanaat gazeli, her esnaf bir hikâye ustasıydı.

İskender Paşa Külliyesi’ndeki Hamamlı Konak, Nâbî’nin ziyaretleriyle efsaneleşti. Gazeller Irak ve Acem makamlarında okunur; gece “dillerde destan” olurdu.

Medreselerin Harbiye-i İrfanı

Mesûdiyye, Zinciriye, Hüsreviyye, Dilaveriyye ve diğer medreseler yalnızca ilim değil; edebiyat ve musiki merkezleriydi. Bu medreseler; tefsir, fıkıh, kelâm öğretirken aynı zamanda şair ve bestekâr yetiştirirdi.

Zinciriye Müderrisi Hâmidî, zulme karşı direnişiyle şehit oldu. Kadın şairler Şırri, İffet ve Fatma Bacı; gayrimüslim şairler Mesihî ve Lutfî, aynı şehirde aynı edebî iklimi paylaştı.

Mesire Ritüeli: Dicle Kıyısında Şiir

Dicle kıyısı, Hevsel Bahçeleri ve Kırklar Dağı… Bahar rüzgârı yaprakları hışırdatırken şairler beyit doğururdu. Evliya Çelebi’nin sözleriyle: “Diyarbakır küçük bir İstanbul’dur.” Ali Emîrî ise Dicle’yi şöyle anlatır: “Süt ırmağı gibi akan bir nehir.” Hevsel’da yazılan gazeller, Kırklar Dağı’nın rüzgârında şehre yayılırdı.

Sanat Zirvesi ve Kütüphane Hazineleri

  • Ulu Cami ve Behram Paşa Camii’nin çinileri,
  • Hattat Şaban Kâmî’nin kalemi,
  • Seyyid Nuh’un besteleri Diyarbakır’ı gerçek bir sanat merkezine dönüştürdü.

Nisanoğulları ve Ragıbiyye kütüphaneleri binlerce kitapla şehrin ilim hazinesiydi.

Modern Köprüler

Bugün Ahmed Arif Müzesi genç şairleri yeniden buluşturuyor. Şuarâ Kafe’de ise Sayın Hoca’nın dizeleri yankılanıyor:

“Biz Şuarâ Kafe’de bülbül-i şeydâ olmuşuz, Dicle’ye nazire çeker, surlara selâm söyleriz.”

47 Divan Nakışı

Diyarbakır’da yazılmış 47 divan; Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe şiirle örülmüş bir edebiyat atlasıdır. Cahit Sıtkı’nın yalnızlığı da Ahmed Arif’in hasreti de bu bazalt şehirde kök salmıştır. Sayın Hoca’nın ifadesiyle: “Metrekareye en çok şair ve âlim düşen şehir.”

Sert Eleştiri

Bugün Diyarbakır yalnızca; ciğer kebap, sur fotoğrafı, turistik selfie ve kadayıf ile anılıyor. Oysa bu şehrin asıl hazinesi edebiyatıdır. Hâmî Bulvarı, Vali Caddesi, Nâbî Sokağı, Ali Emîrî Parkı gibi isimler şehrin hafızasına kazınmalıdır.

Minnet Nehri

Taşını unutursak kendimizi unuturuz. Sayın Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan Hoca’ya minnet borçluyuz. Bu şehrin hafızasını yeniden konuşturdu. Genç şairler sur dibinde yazsın, kahvehanelerde okusun, Hevsel’de nefes alsın. Çünkü bu nakış birlikte tamamlanır.

Sevgili okuyucular,

Yorumlarınız kalemi yeniden coşturdu. Kalpler taşlarla, taşlar ruhlarla konuşsun.

Surların selâmı, Dicle’nin bereketi ve Sayın Hoca’nın ışığıyla…

Muhittin ÇAÇAN

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
Muhittin Çaçan

DEVLETİN HAFIZASI SLOGANLA BAŞLAMAZ

‘Terörsüz Türkiye devlet projesi’ imiş! Peki, öncesinde devletin tersi bir yaklaşımı mı vardı? Yani terör olsun mu istiyordu?” dedi, kurmay aklın sahibi, tecrübesine kıymet verdiğim değerli bir büyüğüm. Cevabı bellidir:...

Muhittin Çaçan

AKLINI KİRAYA VERENİN İSTİKLÂLİ OLMAZ

İnsanın en ağır esareti, kendi hükmünü vermeyi bırakıp bunu fazilet sanmasıdır. Korkusunu ihtiyat, çıkarını sadakat, düşünme tembelliğini teslimiyet diye adlandıran kişi, zamanla kendi iradesine yabancılaşır. Neye inanacağını, kime kızacağını, hangi...

Muhittin Çaçan

DÜNYA DEĞİŞİRKEN TÜRK MİLLETİNİN TARİHÎ SORUMLULUĞU

Bir milletin geleceği, kendi kendini avutmakla yetinenlerin rahatına bırakılamaz. Hakikat, gözümüzü kapattığımızda ortadan kalkmaz; yüzleşmeyi ertelediğimiz her gün, ödeyeceğimiz bedeli büyütür. İnsan, korktuğu gerçeği küçümseyerek kendine sahte bir güvenlik duygusu...

Muhittin Çaçan

TARİHİN TERAZİSİNDE ADALET VE LİYAKAT

Tarih, bir toplumun adalet arayışını ve bu arayış sırasında karşılaştığı güçlükleri birlikte kaydeder. Osmanlı tecrübesi de hukuk, ehliyet ve sorumluluk kavramları üzerine düşünmek için zengin bir birikim sunar. Bu birikimi...

Muhittin Çaçan

TAŞ YERİNDE, AKIL FİRARDA!

Salah, Kurtdere Yaylası’nda bir taşa oturup fotoğraf paylaşıyor. Ardından aynı noktada fotoğraf çektirmek isteyenler geliyor; “Salah Yaylası” tabelası beliriyor, belediye taşın yanına bank yerleştiriyor. Bir futbolcunun dinlenme molasından bu kadar...

Muhittin Çaçan

PLATON, GEL DE MAĞARA GÖR

Sosyal medyada “Platon, gel de mağara gör…” diye yazmıştım. Sendikamızın Muğla İl Başkanı Fatih Şaylan, “Bunu kaç kişi anlayacak sence?” diye sormuştu. O soru zihnimde kaldı. Çünkü anlamak, insanın yalnızca...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.