Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

DÜNYA DEĞİŞİRKEN TÜRK MİLLETİNİN TARİHÎ SORUMLULUĞU

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Bir milletin geleceği, kendi kendini avutmakla yetinenlerin rahatına bırakılamaz. Hakikat, gözümüzü kapattığımızda ortadan kalkmaz; yüzleşmeyi ertelediğimiz her gün, ödeyeceğimiz bedeli büyütür. İnsan, korktuğu gerçeği küçümseyerek kendine sahte bir güvenlik duygusu verebilir. Bu alışkanlık topluma yayıldığında kayıtsızlık olgunluk, eylemsizlik sabır diye sunulmaya başlar. Geçmişin zaferlerini bugünkü ihmallerimize örtü yapmak, millî hafızaya saygısızlıktır. Türk milletinin asırlık devlet tecrübesi, kimseye sorumluluktan kaçma imtiyazı vermez. Dünya yeniden şekillenirken kendi geleceğimize seyirci kalmanın bedelini düşünmek zorundayız. Tarih, atalarının yaptıklarıyla övünüp kendi yapmadıklarının hesabından kaçanlara merhamet borçlu değildir.

Irak’ın siyasi ve toplumsal yapısını derinden değiştiren 2003 müdahalesinin ardından ABD, Eylül 2026 sonunda ülkedeki IŞİD karşıtı koalisyon görevini sona erdirerek kalan kuvvetlerini çektiğini açıkladı. Eğitim ve istihbarat desteğinin süreceği de bildirildi. Bu gelişmeyi, askerlerin ayrılmasının bölgedeki bütün güç ilişkilerini sona erdirmeyeceğini dikkate alarak okumak gerekir. Coğrafyamızdaki her değişim, Türkiye açısından üzerinde düşünülmesi gereken yeni sorular doğuruyor.

ABD’nin Çin’e karşı askerî caydırıcılığı güçlendirmesi, dünyanın başka bir bölgesinde de ciddi bir rekabetin sürdüğünü gösteriyor. Askerî hazırlıkları savaşın kesinleştiği şeklinde yorumlamak doğru olmaz; ancak çatışma ihtimalinin enerjiye, ticaret yollarına ve teknolojiye etkilerini düşünmek zorundayız. Uzak görünen bir gerilimin sonuçları, gündelik hayatımıza kadar ulaşabilir.

Armagedon, mesihçi beklentiler, Fırat, Amik Ovası ve Kudüs etrafında kurulan büyük savaş anlatılarına da aynı dikkatle yaklaşmalıyız. Bu anlatılar, geleceğin kesin bilgisi sayılamaz. Şii-Sünni veya İran-Kürt çatışması gibi başlıklarla dile getirilen senaryoların düşündürmesi gereken husus, kimlikler üzerinden yayılabilecek gerilimlerin insani sonuçlarıdır. Halkları birbirinin değişmez düşmanı olarak görmek, çözüm imkânlarını daraltır. Bölgenin geleceği, savaşın kaçınılmazlığına teslim edilemeyecek kadar değerlidir.

Su meselesi ise başlı başına uzun vadeli bir sorumluluktur. Fırat ve Dicle’nin taşıdığı hayat, tarımdan yerleşime kadar geniş bir alanı besler. Su kaynakları üzerindeki baskılar, bölgesel gerilimleri artırabilecek riskler olarak değerlendirilmelidir. Bu ihtimal karşısında tasarruf, bilimsel havza yönetimi ve komşularla iş birliği birlikte düşünülmelidir. Suyun geleceğini konuşmak, gelecek nesillerin hayat şartlarını konuşmaktır.

Dünyada böylesine büyük meseleler tartışılırken kendi aramızdaki anlaşmazlıklara bütün enerjimizi harcamamamız gerekir. Ortak meseleler üzerine konuşmak, sürekli son sözü söyleme yarışına dönüştüğünde düşünce yorulur, çözüm arayışı zayıflar. Bazen tartışmalarımız uzayıp giden bir âşık atışmasını andırıyor; oysa orada sözün bir ahengi, inceliği ve dinleme terbiyesi vardır. Birbirimizi dinlemeye ayırmadığımız zamanın bedelini, birbirimizi anlamakta zorlanarak ödüyoruz.

Türk milletinin binlerce yıla uzanan kültür birikimi ve köklü devlet tecrübesi, bize geniş bir bakış açısı kazandırmalıdır. Orhun Yazıtları’ndan Selçuklu ve Osmanlı tecrübesine, oradan Cumhuriyet’e uzanan miras; teşkilatlanma, ortak hayat kurma ve güçlükler karşısında yeniden ayağa kalkma iradesini düşünmemize imkân verir. Bu mirasın bugünkü karşılığı, bilgiye ve emeğe dayanan bir gelecek hazırlamaktır.

Devlet geleneğinin değerini anlamak için feodal bağlılıklarla ortak hukuk arasındaki farkı da görmek gerekir. Aşiret veya dar grup sadakatinin insanların haklarının önüne geçtiği yapılarda, birlikte yaşamanın kurumsal zemini zayıflar. Bu sorun, herhangi bir halkın değişmez özelliği olarak görülemez. Türk tarihinden çıkaracağımız sorumluluk, ortak hukuku, toplumsal dayanışmayı ve insanın onurunu güçlendirmektir. Millet olma bilinci, farklı kökenlerden insanları ortak gelecekte buluşturabildiği ölçüde derinleşir.

İbn Haldun’un asabiyet üzerine düşünceleri de dayanışmanın taşıdığı gücü anlamamıza yardımcı olur. Ortak bir amaç etrafında birleşebilmek, topluluklara hareket kabiliyeti kazandırır. Bugün bu düşünceden çıkarabileceğimiz ders, birbirimizin emeğini tamamlamanın önemidir. Birlik duygusu, öğrenmeye ve birlikte üretmeye yöneldiğinde kalıcı sonuçlar doğurur.

Temmuz 1921’i hatırlayalım. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sürerken Ankara’da Maarif Kongresi toplandı. Mustafa Kemal, açılış konuşmasında millî eğitimin geleceğini ele aldı. Henüz savaşın sonucu belli değilken öğretmenlerle eğitim meseleleri görüşülüyordu. Ülkenin varlık mücadelesi verdiği günlerde çocukların nasıl yetişeceğinin düşünülmesi, geleceğe duyulan inancın somut bir ifadesiydi. Bu örnek, zor şartlarda bile yarını hazırlamanın mümkün olduğunu gösterir.

Diyarbakır’ın da bu sorumluluğu hatırlatan güçlü bir örneği var. Ziya Gökalp, 5 Haziran 1922’de Diyarbakır’da Küçük Mecmua’yı yayımlamaya başladı. Millî Mücadele devam ederken, sınırlı matbaa imkânlarıyla çıkarılan dergide felsefe, sosyoloji, dil ve Türk medeniyeti tarihi üzerine yazılar yayımlandı. Bu örnekten çıkaracağımız ders açıktır: Diyarbakır’ın tarihî ağırlığına sahip çıkmak, şehrin düşünce ve kültür hayatına yeni çalışmalar kazandırmayı gerektirir. Hatırayı yaşatan, onun etrafında üretilen emektir.

Türk milleti yeniden tarih yazmak zorundadır. Bunun bugünkü karşılığı; bilimi geliştirmek, üretmek, dilimizi ve kültürümüzü yaşatmak, toprağımızı ve suyumuzu korumaktır. Savunma gücümüzü besleyen nitelikli insan da bu emeğin içinde yetişir. Bir öğretmenin öğrencisine kazandırdığı düşünme alışkanlığı, bir araştırmacının sabırlı çalışması, ülkenin geleceğine yapılan gerçek bir katkıdır.

Ümitsizliği azaltacak olan, yapabileceklerimizi somutlaştırmaktır. Kendi alanımızda tamamladığımız her iş, yetişmesine katkıda bulunduğumuz her insan, ortak geleceğin imkânlarını artırır. Tarih şuuru, geçmişin hatıralarını bugünün sorumluluklarıyla buluşturduğunda canlı kalır. Vatan sevgisi de insanın işine, çevresine ve birlikte yaşadığı insanlara gösterdiği özenle görünür olur.

Elbette bütün bunlar biraz zahmetli. Gökalp Diyarbakır’da dergi çıkarmış; biz de adını büyük harflerle paylaşınca aynı hizmeti gördüğümüzü sanıyoruz! Kitabını açmadan fikrini savunuyor, ne söylediğini öğrenmeden onun adına son sözü söylüyoruz. Sonra da tarih önündeki vazifemizi gönül rahatlığıyla tamamlıyoruz: Paylaştık, beğendik, pek de duygulandık! Haşa, çalışmadığımızı kim söylemiş? Ecdadın emeğinden kendimize özgeçmiş hazırlamak da az mesai istemiyor doğrusu!

Muhittin Çaçan

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
Muhittin Çaçan

TARİHİN TERAZİSİNDE ADALET VE LİYAKAT

Tarih, bir toplumun adalet arayışını ve bu arayış sırasında karşılaştığı güçlükleri birlikte kaydeder. Osmanlı tecrübesi de hukuk, ehliyet ve sorumluluk kavramları üzerine düşünmek için zengin bir birikim sunar. Bu birikimi...

Muhittin Çaçan

TAŞ YERİNDE, AKIL FİRARDA!

Salah, Kurtdere Yaylası’nda bir taşa oturup fotoğraf paylaşıyor. Ardından aynı noktada fotoğraf çektirmek isteyenler geliyor; “Salah Yaylası” tabelası beliriyor, belediye taşın yanına bank yerleştiriyor. Bir futbolcunun dinlenme molasından bu kadar...

Muhittin Çaçan

PLATON, GEL DE MAĞARA GÖR

Sosyal medyada “Platon, gel de mağara gör…” diye yazmıştım. Sendikamızın Muğla İl Başkanı Fatih Şaylan, “Bunu kaç kişi anlayacak sence?” diye sormuştu. O soru zihnimde kaldı. Çünkü anlamak, insanın yalnızca...

Muhittin Çaçan

CETVELİN YALANI, TAŞIN HAFIZASI: DİYARBAKIR TÜRK YURDUDUR

Bazılarının tarih bilgisi yok ama renkli yazıcısı var. Önlerine boş bir Anadolu haritası açıyor, Hakkâri’yi, Van’ı, Erzurum’u, Diyarbakır’ı aynı renge boyuyor; sonra da cetvelle vatan kurduklarını sanıyorlar. Sanki devlet tonerle,...

Muhittin Çaçan

TARİH, MASADAN SONRASINI DA YAZAR

Kamuoyunda, yüksek güvenlikli bir ceza yerleşkesindeki bir hükümlünün infaz koşullarına ilişkin birtakım iddialar dolaşıyor. Bu iddiaların doğruluğunu bilmiyoruz. Teyit edilmemiş bir bilgiyi kesin gerçek gibi sunmak nasıl yanlışsa, toplumda karşılık...

Muhittin Çaçan

DİL, LEVHA VE GEÇ UYANANLAR

Tarih, geçmişte kalmış hadiselerin soğuk bir dökümü değildir. Tarih, unutan milletlerin önüne yeniden konulan, vadesi gecikmiş bir faturadır. Bu faturayı okuyamayanlar, geçmişte yaşananları birbirinden kopuk hadiseler zanneder; bir milletin nasıl...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.