Diyarbakır’ın dar küçelerinden (sokaklarından) geçerken, bazalt taşlarının siyahlığı sadece güneşi değil, binlerce yıllık sırları da emer. Herkes Çin Seddi’yle yarışan surları, Hevsel’in bereketini ya da Ulu Cami’nin heybetini bilir. Ancak çok az kişi, bu şehrin kalbinde, Amida Höyük’ün derinliklerinde atan “mekanik bir kalbin” hikâyesini duymuştur.
Bugünkü köşe yazımda, sizi tarihin tozlu sayfalarından ziyade, toprağın altındaki o karanlık ve tıkırtılı dehlizlere davet ediyorum.

Şehrin en yüksek noktası olan İçkale’ye çıktığınızda, ayaklarınızın altında sadece toprak olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 800 yıl önce, Artuklu Sarayı’nın görkemli günlerinde, bu tepenin altında dünyanın ilk robotlarını yapan dahi El-Cezeri yürüyordu. Ancak efsane o ki; Cezeri sadece su saatleri ya da abdest aldıran otomatlar yapmamıştı.

Diyarbakır’ın yaşlılarının, gece yarısı sur diplerinden gelen metalik tıkırtılarla ilgili anlattığı bir hikâye vardır. Rivayete göre, Amida Höyük’ün (Virantepe) altından Dicle Nehri’nin kıyısına kadar uzanan devasa, gizli bir tünel şebekesi bulunur. Bu tüneller sadece birer kaçış yolu değildir; burası Cezeri’nin “Efsunlu Muhafızları” için inşa edilmiş bir labirenttir.
Az bilinen ve kan donduran o detay şudur: Artuklu Sultanı, şehri kuşatmalardan korumak için Cezeri’den “hiç uyumayan bir bekçi” istemiştir. Cezeri, bugün modern sibernetiğin atası sayılan dehasını kullanarak, tünellerin girişine su gücüyle çalışan, devasa pirinç çarklardan oluşan ve yaklaşan yabancının ayak sesindeki titreşimi algılayıp harekete geçen mekanik bir sistem kurmuştur.

Asıl ürpertici olan ise şudur: Ne zaman Dicle Nehri alışılmadık bir şekilde yükselse ve surların altındaki dehlizlere su dolsa, surların en derin noktalarından bir “çark sesi” geldiği söylenir. Sanki Cezeri’nin o meşhur “Fil Saati” gibi, şehrin altındaki gizli bir mekanizma hâlâ zamanı değil, şehrin kaderini saymaktadır.

Diyarbakır, üstündeki insanlardan çok altındaki hikâyelerle yaşar. Bugün o tünellerin çoğu güvenlik ya da çökme riski nedeniyle kapalı. Ancak Amida Höyük’te devam eden kazılar, her geçen gün Cezeri’nin o meşhur sarayının kalıntılarını gün yüzüne çıkarıyor. Kim bilir, belki bir gün o “paslı devin” kalbiyle gerçekten karşılaşacağız.
Bir dahaki sefere İçkale’de yürürken adımlarınıza dikkat edin; zira bastığınız her taşın altında, 800 yıldır tıkır tıkır çalışan bir tarihin nabzı atıyor olabilir.
Cihat TOPRAK

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap