Son Dakika !
--:--:--
¨Cihat TOPRAK

Ben u Sen (Ben ve Sen) Burcu’nun hikayesi

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Diyarbakır’ı anlatırken kelimeler çoğu zaman yetersiz kalır; çünkü bu şehir kelimelerle değil, taşlarla konuşur. O simsiyah, mağrur ve vakur bazalt taşlar… Yazın sıcağı, kışın ayazı, tarihin kanı ve gözyaşı bu taşların gözeneklerine sinmiştir.

Çoğumuz Diyarbakır Surları’nın Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun ve korunaklı yapılarından biri olduğunu biliriz. UNESCO mirası olduğunu, Hevsel Bahçeleri’ne (esfel-i Adn) tepeden baktığını da… Ama o surların arasında, yan yana duran iki devasa burcun, Yedi Kardeşler ve Evli Beden (ulu beden) burçlarının harcına karışan o derin “yas”ı çok az kişi bilir.

Rivayet odur ki, dönemim baş mimarı, surların en görkemli burcunu (bugünkü Yedi Kardeşler Burcu) inşa etmeye başlar. Sanatının zirvesindedir, kibirlidir ve kendisinden daha iyi bir taş ustası olmadığına emindir. Ancak yanında yetiştirdiği bir kalfası vardır ki, yeteneği ustanın dikkatinden kaçmaz.

Aynı dönemde, şehrin yöneticisi surların başka bir noktasına daha burç yapılmasını ister. Usta, Yedi Kardeşler ile meşgulken, bu yeni görevi kalfasına verir. “Git” der, “Hünerini göster.”

Kalfa işe koyulur. Bugün Evli Beden (ulu beden) olarak bilinen burcu ilmek ilmek örmeye başlar.

Günler, aylar geçer. İki yapı da yükselir. Usta, kendi eserini bitirdiğinde gururla arkasına yaslanır. Muazzam bir iş çıkarmıştır. Sonra merak eder, “Bakalım bizim çırak ne yapmış?” der ve kalfasının eserini görmeye gider.

Kalfa, ustasını saygıyla karşılar. Ancak usta, kalfasının yaptığı burca baktığında donup kalır. Taş işçiliği, estetik, heybet… Kalfanın yaptığı burç (Evli Beden), ustanın yaptığı burçtan (Yedi Kardeşler) çok daha zarif, çok daha kusursuzdur. O meşhur sözün vücut bulduğu andır bu: “Boynuz kulağı geçmiştir.”

Usta, sanatın zirvesine çıkmış birinin yaşayabileceği en büyük çöküşü yaşar. Kalfasının kendisini aştığını, sanatının tükendiğini hisseder. O anki buhranla, kendini kalfasının yaptığı o muazzam burcun tepesinden aşağı bırakır.

Bunu gören kalfa, zaferin sarhoşluğunu yaşayamadan, ustasının ölümüyle sarsılır. “Ustamın ölümüne sebebiyet veren bu sanat, benim felaketimdir” diyerek, o da aynı yerden kendini boşluğa bırakır.

İşte o günden sonra, bu iki yapının ve bulunduğu vadinin adı, halk arasında “Ben u Sen” (Kürtçe’de “Ben ve Sen”) olarak anılmaya başlar.

Bugün Diyarbakır’a yolunuz düşerse, surlara sadece bir savunma duvarı olarak bakmayın. O taşlara dokunduğunuzda, yüzyıllar önce birbirine karışan o iki kanın sıcaklığını, sanatın bedelini ve “Ben ile Sen”in o ebedi ayrılığını hissedersiniz.

Diyarbakır, sırrını herkese açmaz; sadece o taşların dilinden anlayanlara fısıldar: “Burada ustalık ve çıraklık değil, aşk ve hüzün yan yana gömülüdür.”

Bu rivayet, Diyarbakır’ın sadece mimari bir şaheser değil, aynı zamanda derin bir insanlık hikayesi barındırdığını gösterir. Bir sonraki seyahatinizde Evli Beden Burcu’nun önünde durup yukarı baktığınızda, o kalfanın ustalığına ve ustanın çaresizliğine bir selam gönderin.

Cihat TOPRAK

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK Gölge Efendilerin Zerzevan Seferi: Epstein’den Rothschildlere Mithras Sırrı
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK Kara Taşın Hafızası ve Bir Telgrafın Ucundaki Şehir: ‘Bekir’den ‘Bakır’a Gizli Tarih
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK Deri Koltuklar ve Beton Odalar: Vekaletin Gerçek Sınavı
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK Kandan Beslenenlerin Konforuna İnat: Bize Düşen Sağduyu
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK Cihat TOPRAK: Diyarbakır’ın Gerçek “Yerlisi” Kimdir?
¨Cihat TOPRAK
¨Cihat TOPRAK -16 Derecede Çalan Zil: Diyarbakır’da Eğitim mi, Hayatta Kalma Sınavı mı?
Yazarlarımız
Ajans News