Ajans News Haber

Devletin Dini Adalettir!

Devletin Dini Adalettir!
¨Nurullah YİĞİTTÜM YAZILARI
986 Okundu Okundu
20 Ağustos 2021 - 14:16

“DEVLETİN DİNİ ADALETTİR”

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd-ü senalar olsun ki; bir kez daha beraberiz. Bu yazımda insanlığın ekmek ve su kadar muhtaç olduğu bir kavramı ele alacağım.

Kavramımız: Adalet
“Adalet nedir?” İslam bilginlerine göre “Adalet dengedir” .Bunu iki temel husus üzerine izah etmişlerdir. Biri bireysel diğeri ise toplumsaldır.
Felsefeciler, hukuk felsefecileri, hukukun en temel esası olarak niteledikleri adaletin tanımlanmasının zor, hatta imkânsız olduğunu söylemişlerdir. Ancak müslüman bilginler açısından ise adalet esas itibariyle tanımlanabilir ve gerçekleştirilebilir bir olgudur.
Dikkat edin, nerede kavga varsa, kaos varsa, ekonomik sorunlar varsa orada mutsuzluk vardır, huzursuzluk vardır, sıkıntı vardır. Nerede adalet hâkimse orada mutluluk vardır. Sulh ve sükûnun adaleti temsil ettiğini, kavganın, kaosun da adaletsizliği temsil ettiğini biliriz. Allahû Tealâ peygamberlerinin gelmesiyle beraber Adalet sahibinin geleceğini, adaletin tescelli edeceğini söylüyor. Kavga varsa, kargaşa varsa, kaos varsa orada adalet yoktur olamaz; Orada haksızlık vardır. Allah’ın 2 esması çiğnenmektedir; El Adl esmasıyla El Hakk esması. Dikkat edin, Allahû Tealâ bu 2 esmanın da sahibidir; El Hakkın da El Adl’ın da.Öyleyse bütün insanlar için söz konusu olan şey, Allahû Tealâ’nın indinde adaleti tesis etme hedefine ulaşmaktır. Adaleti Allah dağıtır, insanlar Allah’ın dağıttığı adaleti ya yerine getirirler ya da onu tersine çevirirler. Eğer yerine getirirlerse Allah’ın salih kullarındandırlar, Allah’a hizmet etmiş olurlar. Allah’ın El Adl esmasının işlemesine yardımcıdırlar. Eğer adaleti paralize ederlerse o zaman Allah’ın değil şeytanın dostudurlar. Allahû Tealâ’nın kişiye ihsan ettiği, O’nun statüsü içinde, Allah’ın statüsü içinde değerlenen bir muhtevadır. Ama bu hakkın kişiye verilmesi sırasında, Allahû Tealâ tarafından verilmesi sırasında adaletsizlik söz konusu değildir. Ne zaman ki insanlar devreye girer; insanlar başlarlar nefsleri sebebiyle birbirinin hakkına tecavüze yeltenirler. İşte burada hakkın haleldar olması söz konusudur. Hak müessesesi çiğnenmektedir. Neden çiğnenmektedir? Çünkü nefsler var. Bu sebeple kadılar vardır. Bu sebeple zamanımızda polisler vardır, karakollar vardır, mahkemeler vardır, hâkimler vardır, savcılar vardır. Bunların varlığının sebebi, insan haklarının nefsler elinde hep haleldar olmasıdır. Bu haleldar olan hakların iade edilmesi, hakkı sahibine iade etmek; ancak adaletle karar veren bir karar mekanizmasının varlığına bağlıdır.
Bugün bütün dünyada adaletin çiğnendiğini, insanların haklarının haleldar edildiğini görüyoruz. Adaletin çiğnenmesiyle insan haklarının haleldar edilmesi aynı şey midir? İki aşamalı bir menfeze düşünün. 1. menfezede 2 tane insan var. Taraflardan biri nefsinin tesiri altında, ötekinin haklarını çiğniyor. Hakkı çiğnenen, adaletin tecellesi için adalet dağıtan müesseseye gidiyor. Burada 2. aşamaya geldik. Adalet dağıtan müessese ya kıstla hareket edecektir; haklının hakkını, haksız olan; gasp edenden alıp haklıya iade edecektir, teslim edecektir. O zaman adalet yerine gelecektir. Kıstla hareket edilmiş olacaktır. Kıst, adalet müessesesi yerini bulacaktır. Veya adaleti dağıtan kişi şeytandan yanadır. Kendisine verilen rüşvet gereğince adalet dağıtmak yerine, adaleti temsil eden kişi adaletsizliği dağıtacaktır. Dağıttığı şey adalet olmayacaktır. Rüşveti aldığı anda adalet müessesesi zaten zedelenmiştir. Bu rüşvetin karşılığında adaletsizliği oluşturan, bu adalet timsali kişi, adaleti temsil eden kişi bir defa daha adaleti yok sayacak ve zulüm edecektir. Evvela rüşveti alırken kendine zulüm etmiştir…

Osmanlı’nın rüşvete niçin o kadar şiddetle ceza vermiştir. Osmanlı denince neyi düşüneceksiniz? Her şeyden evvel adaleti düşüneceksiniz. Hangi açıdan? Objektif açıdan; âfâki açıdan. Bütün Avrupa’da Osmanlı’ya verilen değer neden o kadar üst seviyedeydi? Çünkü Osmanlı kadıları, adaletin ateşten bir gömlek olduğunu en iyi idrak eden insanlardı. Onların gözünde, Allahû Tealâ’nın karşısında herkes adalet açısından eşitti. Eğer bir padişah, bir kral, halktan herhangi bir kişinin hakkını haleldar etmişse, o hakkı hakkın sahibine iade etmek kadıların temel göreviydi ve o görev Hiç şaşmaz. Oysaki Avrupa’da hâkimlerle halk arasında bir uçurum vardır. Eğer bir asil yolda giderken kazayla halktan birini atıyla çiğnemişse onun hesabını kimseye vermezdi. Vermeye gerek görmezdi. O asildi, ötekilerde halktı. Osmanlı’da da asiller vardı. Beyler, beylerbeyleri bunlar asaletin temsilcileriydi. Ama adalete geldiği zaman konu, beyler ve beylerbeyleriyle, padişahla halk arasında en ufak bir farklılık gözetilmezdi. İşte adalet bu demektir. Bu sebeptendir ki Osmanlı padişahları kendilerine “Osmanlı ”demek yerine “Devleti aliye” demişlerdir. Şunu iyi bilmek gerekir Birlik olursa dirlik olur. Birlik ise adalet ile sağlanır.
Adaletin sağlanması konusunda doğru ve dürüst olan insanların iş başında olması duası ile sizleri en güzele “ALLAH “cc emanet ediyorum.
Selam ve dua ile.

Nurullah YİĞİT

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

%d blogcu bunu beğendi: