Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesinde yürekleri dağlayan bir trajedi yaşandı. Bir sitede ikamet eden 13 yaşındaki Y.Ç., evlerinin balkonundan aşağı atladı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine hızla polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin olay yerinde yaptığı ilk kontrollerde, küçük kızın hayatını kaybettiği belirlendi. Y.Ç.’nin cenazesi, otopsi işlemleri yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı….
Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesinde yürekleri dağlayan bir trajedi yaşandı. Bir sitede ikamet eden 13 yaşındaki Y.Ç., evlerinin balkonundan aşağı atladı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine hızla polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin olay yerinde yaptığı ilk kontrollerde, küçük kızın hayatını kaybettiği belirlendi. Y.Ç.’nin cenazesi, otopsi işlemleri yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Edinilen bilgilere göre, 13 yaşındaki Y.Ç.’nin hafta sonu girmiş olduğu Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavının kötü geçmesi nedeniyle derin bir bunalıma girdiği ihtimali üzerinde duruluyor. Emniyet güçlerinin olayla ilgili başlattığı geniş çaplı inceleme ve soruşturma ise devam ediyor.
Bu acı olay, sadece Diyarbakır’daki bir yuvaya değil, tüm toplumun vicdanına kor bir ateş gibi düştü. Henüz 13 yaşında, hayatının ve hayallerinin en başında olan bir evladımızın, geleceğini belirleme iddiasındaki bir sınavın ardından yaşamına son vermesi, hepimizi derin bir muhasebeye davet etmek zorundadır.
Mevcut eğitim ve seçme modelimiz, ne yazık ki çocukları yeteneklerine göre yönlendiren bir rehber olmaktan çıkmış, onları tek bir güne ve birkaç saate sıkıştırılmış ağır birer yarışçıya dönüştürmüştür. Pedagojik sınırları ve çocuk psikolojisini zorlayan bu yoğun rekabetçi atmosfer, körpe zihinlerin omuzlarına taşıyamayacakları kaygılar ve “yetersizlik” hissi yüklemektedir.
Anayasamız ve tarafı olduğumuz uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri, kamunun ve sistemin attığı her adımda “çocuğun yüksek yararını” gözetmesini yasal bir zorunluluk olarak şart koşar. Ancak mevcut sınav odaklı yapı, çocukların ruh sağlığını ve gelişimsel huzurunu korumakta yetersiz kalmaktadır. Bir çocuğun toplum gözündeki ve kendi gözündeki değeri, bir optik form üzerindeki net sayısıyla, yanlışların doğruları götürdüğü acımasız bir matematikle ölçülemez.
Bu trajik kayıp, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarının, eğitimde başarıyı yalnızca “eleme ve yerleştirme” olarak gören toplumsal ve sistemsel algının acilen ve kökten sorgulanması gerektiğini gösteren en ağır uyarıdır. Eğitim sisteminin temel amacı çocukları hayata kazandırmak olmalıdır, onları hayatın dışına itecek bir baskı unsuru oluşturmak değil.
Hiçbir sınav, hiçbir lise ve hiçbir kariyer hedefi, bir çocuğun hayatından, yaşama sevincinden daha değerli değildir. Eğitim sistemini çocukların ruh sağlığını koruyacak ve onları birer yarış atı olarak görmeyecek şekilde yeniden yapılandırmak yasal, insani ve ahlaki bir ödevdir. Hayatını kaybeden evladımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve tüm sevenlerine derin sabırlar diliyoruz. Başımız sağ olsun.
VEFADAN HAFIZAYA, HAFIZADAN HAKİKATE: KARAKOLDAKİ KASETTEN DEVLET AKLINA GERÇEK EN İYİ PROPAGANDADIR
SARAYIN GÖLGESİNDE UNUTULAN TÜRK: YEMEN’DEN FİLİSTİN’E, HİLAFETTEN CUMHURİYET’E KANLA YAZILAN HAKİKAT
Suların Altında Kalan Sır: Eğil
TÜRKÇÜLÜK: HAFIZASINI KAYBETMEK İSTEMEYEN BİR MİLLETİN SON SÖZÜ
OTUZ ÜÇ KURŞUN’DAN HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTIM’E
Yorum Yap