Bir günde iki gencimizin yaşamını yitirdiği haberler artık kanıksanmaya başlandı. Kadınlara yönelik şiddet görüntüleri, kuyumcu soygunları, trafikte yaşanan kavgalar, çete ve tefecilik olayları, motosiklet çeteleri, “irili – ufaklı ” örgütlenen gruplar, uyuşturucu kullanım yaşının çocukluk dönemine kadar inmesi, şüpheli ölümler, kaldırım ve cadde işgalleri, işportacı istilaları…
Bu manzara, toplum olarak ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu açıkça gösteriyor.
Bir gencin hayatını kaybetmesi, bir kadının şiddete uğraması, bir çocuğun uyuşturucunun pençesine düşmesi ya da bir esnafın tefecinin insafına terk edilmesi sıradanlaştırılamaz. Bunlar “olur böyle şeyler” denilerek geçiştirilecek hadiselere dönüşmemelidir. Her biri, toplumsal dokunun yırtıldığı yerleri işaret ediyor.
Yetkililer artık ellerini taşın altına koymalıdır. Sadece olay olduktan sonra müdahale eden değil, olayların meydana gelmesine zemin hazırlayan şartları ortadan kaldıran bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Güvenlik tedbirleri elzemdir; ancak güvenlik, yalnızca barikat ve operasyonla sınırlı kalamaz. Eğitimden istihdama, aileden mahalleye, yerel yönetimden sivil topluma uzanan bütüncül bir yaklaşım şarttır.
Diyarbakır’ın kaderi; şiddetin, uyuşturucunun, tefeciliğin ve umutsuzluğun belirlediği bir şehir olmak değildir. Bu şehir hepimizin evidir. Surlarının taşıdığı bin yıllık hafıza, sokaklarındaki komşuluk kültürü, insanların yüreğindeki direnç, bu şehri mezarlığa çevirmeye çalışan gidişata karşı en güçlü savunmamızdır.
Devletin bütün kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, aileler ve toplumun her kesimi sorumluluk almalıdır. Sessizlik, en ağır suç ortaklığıdır. Sorunları görmezden gelmek, onları büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Diyarbakır’ı bir mezarlığa çevirecek bu gidişata seyirci kalamayız. Çünkü bu şehir, umutsuzluğun değil umudun, şiddetin değil emniyetin, tefeciliğin değil adaletin, uyuşturucunun değil sağlığın hâkim olduğu bir yurt olarak kalmalıdır. Bunun için sözden öteye geçen, kalıcı ve kararlı bir irade şarttır.
Cihat TOPRAK
Önemli konulara parmak bastınız birilerinin çıkarlarına dokundunuz asıl Araştırmacı Gazeteci cesur olmalı sizi tebrik ediyorum
8 Eylül 2026Evet,son zamanlarda yapılması gereken toplumun çilesi olan konularda haber yapıyorsunuz, tebrik ediyorum. birilerini kızdırırım endişesi taşımadan haber yaptığınız için bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum. Toplumu ilgilendiren, ve bilgilendidiren, toplum yararına olan bu tür haberlerin devamını diliyorum. Kaleminize sağlık.
10 Eylül 2026Evet,son zamanlarda yapılması gereken toplumun çilesi olan konularda haber yapıyorsunuz, tebrik ediyorum. birilerini kızdırırım endişesi taşımadan haber yaptığınız için bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum. Toplumu ilgilendiren, ve bilgilendidiren, toplum yararına olan bu tür haberlerin devamını diliyorum. Kaleminize sağlık.
10 Eylül 2026
Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap