MÜSTAKÎM OL HAZRET-İ ALLÂH UTANDIRMAZ SENİ
Sen usandırma eli el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
Dest-i a’dâdan soğuk su içme ki kandırmaz seni
Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Halk arasında adâvet sû-i zandandır bütün
İhtilâl-i mülket-i âlem fitendendir bütün
Öldürenden bilme cürmü suç ölendedir bütün
Ne fenâlık görsen elden sanma sendendir bütün
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
İster isen hıfz ede ırzın Hudây-ı lem-yezel
Irzına a’dây-ı bed-hâhın bile verme halel
Tâ ezelden söylenir halkın dilinde bu mesel
Celb eder elbette insana mükâfatın amel
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Halkı tahrîb eyleyib de kendin âbâd eyleme
Bu cihânda ev yapıp ukbâyı berbâd eyleme
Nef’in için zâlim-i bîrahme imdâd eyleme
Âlemi tenfîr eden ahvâli mu’tâd eyleme
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Seyyiât insana nefs-i kemterîninden gelir
Her hacâlet âdeme sû-i karîninden gelir
İzzet ü zâtı mekâna hep mekîninden gelir
İstikâmet müstâkimü’l-hâ dininden gelir
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Düşmanı tezlîl için hîleyle etme iştigâl
Hüsn-i efkâra olur hâil cihanda sû-i hâl
Yüz suyu dökme teessüf çekme etme kîl u kâl
Sen sakîm olma verir maksûdun elbet Zül-celâl
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
At riyâyı elden islâha çalış ahvâlini
Boşboğazlık etme ta’dil eyle kîl u kâlini
Sen ne dürlü saklayım dersen de sû-i hâlini
Hak Taâlâ senden a’lemdir senin ahvalini
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Haline şeytân güler gördükde sende gafleti
Üstüne güldürme öyle düşmen-i bed-sireti
Hâin olma ver emânetle cihâna şöhreti
Herkesin destindedir âlemde züll ü rıf’atı
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Zâmin olan ey Saîd erzâka Hâlikdir sana
Mâsivâye serfürû etmek ne lâyıkdır sana
Iztırâbı celb eden meyl-i alâikdır sana
Gayr için düşme lisân-ı nâsa yazıkdır sana
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni
Diyarbakırlı Said Paşa

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap