…/Sokağımızda daha önce hiç görmediğimiz güzel mi güzel ve asaletli olduğu her halinden belli bir kedi görmüştük. Kimseden kaçmayan samimi ve içten bir kedi..
Diğer kediler onun yanında Afrika’daki yoksullar kadar berbat görünüyordu. Kısa sürede bütün kedilere diz çöktürmüş ve etrafında toplamayı başarmıştı. Biraz da sert mizaç”, oldukça kavgacı, gözünü budaktan sakınmayan bir cesareti vardı. Bazen pencereden saatlerce onu izlerken, kemiklere tenezzül etmediğini, löp etlere daha çok dadandığını gördüm.
Zevkine düşkünlüğünün yanında yardım sever olduğuna da tanık olmuştum. Orada eğer bir et ve kemik varsa diğer kedileri yanaştırmaz özellikle zayıf ve yavru kedilerin yemesini sağlardı. Artanı da diğer kedilerin yemesi için bırakırdı. Bu özelliklerinden dolayı ona “Demokrat” ismini vermeyi düşünüyordum.
Ancak, kabadayı yönüne haksızlık olmasın diye “YEDIBELA HUSNU” Ismi daha uygun düşer diye düşünerek bu isimde karar kıldım. Bizim bu kedinin bir diğer özelliği de geceleri Parkta içki içen gençlerin yanına takılmasıydı. Hatta mahalledekilerin bazıları Kedinin gençlerle beraber içki içtiğini bile görmüşlerdi.
Keyfine son derece düşkün bu kedi, sokak sakinleri tarafından sokağa bırakılmış eski bir koltuk üzerinde uyurdu hep.. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra yaşlı zengin bir kadın Kedinin kendisinin olduğunu, uzun süredir kaybolduğu ve onu aradıklarını söyleyerek yanımıza geldi. Kedi ortalıkta görünmüyordu.
Büyük bir ihtimalle dişi kedilerle gece geç saatlere kadar eğlendiği için uyuya kalmıştı. Sonunda bir köşeden çıkageldi. Kadın onu görünce büyük bir sevinç çığlığı atarak: —Cevaaattti, diye bağırdı. Bizim kedi adeta uçarak yaşlı kadının kucağına atladı. Kedinin bu yaşlı kadına ait olduğunu anlamıştık. —Abla bu kedinin adı Cevat ıııı? diye sorduk. “Evet” dedi ve ardından çok pahalı cins bir kedi olduğunu söyledi.
Kadın giderken, “Çok iyi bakmışsınız hakkınızı helal edin” dedi. Ben, “Olmaz” dedim. “Senin bu Cevat’ın yüzünden geceleri dişi kedilerin bağırtısından uyuyamıyorduk, mübarek mitralyöz sanki takır takır önüne gelen kedileri hallediyordu.” dedim.
Yaşlı kadın, “Sizin için ne yapabilirim?” diye sordu. “Sokağımızda yoksul bir aile var, ona azıcık yardım edersen Cevdyu affederiz. dedim. Kadın kabul etti.
Cevat, nam-ı diğer Yedibela Hüsnü gidince mahallenin tüm kedileri adeta bayram ettiler. Çünkü yeniden güçlülerin zayıfları ezdiği, sokak yasalarının hüküm sürdüğü baskı ve sömürü düzeni geri gelmişti.
Aziz Gülmüş
-İsmet dayı ne yapıyorsun? diye sordu -Kürdçe mektup yazıyorum ! Adam alaycı bir dokundurma yaparak: -Yaaa !! Kürdçe yazılabiliyor mu? -Tabii ne sandın ? elbette yazılıyor ! -Bilmiyordum valla !...
Yaşamla bağım gittikçe kopuyor, ben ona gittikçe o uzaklaşıyor. Kendimi ağır yaralı yoğun bakım odasında bitkisel hayatta sanıyorum. Uyanık olduğum halde kabuslar doluşuyor beynime. Uyanır gibi oluyorum kimi vakit.. bir...
Bir gün Kurumuş çamur parçası taş parçasının yanına gitmiş ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış, Taş merakla: –Çamur kardeş neden ağlıyorsun, bir derdin mi var? diye sormuş. Çamur parçası...
Bizim Berber Ehmo’nun çok samimi arkadaşı olan kısaca Oro dedikleri Orhan, onbeş-yirmi günde bir Ehmo’nun berber dükkanına gelerek evde yatalak olan dedesi Hınnuş’u traş edeceğini söyleyerek ondan şarjlı traş makinasını...
Sakın düşme!..Düşersen eğer, merhaba vermeyi bile çok gören olur, başka mecralara yönelir tüm selamlar..Sakın düşme!..Gözbebeği iken, gözlerin sakındığı çöp olursun bir anda.. içine akıttığın göz yaşların başkasının gülen gözlerine dönüşür.....
Çok uzun yıllar önce bizim Diyarbakır’da oldukça cimri bir adam varmış. Eve ekmek almayı bile büyük bir eziyet görür, karısı ondan evin ihtiyaçlarını bile istemekten çekinirmiş. Karısı bir sabah uyandığında...
Yorum Yap