Bir sabah uyandığımda heryanım işgal altındaydı. Nefesim kesilmişti. Vücudumun her yeri müthiş sızlıyordu. Yataktan dogrulamıyordum.
Nedeni ise televizyonda okunan “Çırpınırdı Karadeniz” şarkısıydı. Kırk yıl öncesine yolculuk yapmıştım. Diyarbakır zindanında bu marş eşliğinde işkence görmüştüm. Bir tutsak yanımda öldürülmüştü. Aylarca kendime gelememiştim. O tutsağın ölmeden önceki benden yardım isteyen son bakışını, ağzından ve kulaklarından akan kan boğazımı sıkmış ve beni soluksuz bırakmıştı. Hep düşünüyorum, o son bakışta neler hissediyordu, ne anlatmak istiyordu? Her anımsadığımda kabus yaşıyorum.
Yataktan zor bir şekilde dogruldum ve bağırarak :
–Kapatın şu televizyonuuuuu !! diyebildim.
Filistin askısında elektriğe verilmiş gibi titriyordu tüm vücudum. Karşımda ölen o tutsağın yardım isteyen bakışlarını görüyordum.
Bu durumumu gören eşim yanıma gelerek, “Seni hastaneye götürelim çok kötüsün ” dedi. Transa girmiş gibiydim ağlıyordum. Bir müddet sonra titremeler ve terlemeler biraz olsun geçmiş ve yavaş yavaş kendime gelmiştim. Kalkıp bir duş aldım ve kahvaltıya oturdum. Ama nafile hiç birşey yiyemeden dışarı zor attım kendimi..
Eşim çocuklara durumumu anlatmış, çocuklar, “Baba hastaymışsın gel bir doktora gidelim” dedilerse de kabul etmedim. Sonra çocuklara, “Karadeniz çırpındıkça ben kötü oluyorum, söyleyin çırpınmasın” demişim..
Şimdi ev halkı benim biraz kafayı sıyırdığımı sanıyor. Öyle sansınlar yeter ki, artık çırpınmasın Karadeniz..
-İsmet dayı ne yapıyorsun? diye sordu -Kürdçe mektup yazıyorum ! Adam alaycı bir dokundurma yaparak: -Yaaa !! Kürdçe yazılabiliyor mu? -Tabii ne sandın ? elbette yazılıyor ! -Bilmiyordum valla !...
Yaşamla bağım gittikçe kopuyor, ben ona gittikçe o uzaklaşıyor. Kendimi ağır yaralı yoğun bakım odasında bitkisel hayatta sanıyorum. Uyanık olduğum halde kabuslar doluşuyor beynime. Uyanır gibi oluyorum kimi vakit.. bir...
Bir gün Kurumuş çamur parçası taş parçasının yanına gitmiş ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış, Taş merakla: –Çamur kardeş neden ağlıyorsun, bir derdin mi var? diye sormuş. Çamur parçası...
Bizim Berber Ehmo’nun çok samimi arkadaşı olan kısaca Oro dedikleri Orhan, onbeş-yirmi günde bir Ehmo’nun berber dükkanına gelerek evde yatalak olan dedesi Hınnuş’u traş edeceğini söyleyerek ondan şarjlı traş makinasını...
Sakın düşme!..Düşersen eğer, merhaba vermeyi bile çok gören olur, başka mecralara yönelir tüm selamlar..Sakın düşme!..Gözbebeği iken, gözlerin sakındığı çöp olursun bir anda.. içine akıttığın göz yaşların başkasının gülen gözlerine dönüşür.....
Çok uzun yıllar önce bizim Diyarbakır’da oldukça cimri bir adam varmış. Eve ekmek almayı bile büyük bir eziyet görür, karısı ondan evin ihtiyaçlarını bile istemekten çekinirmiş. Karısı bir sabah uyandığında...
Yorum Yap