Kartal’ın karga’yı, aslan’ın kedi’yi, horoz’un tavuğu, filin ayıyı, yılan’ın kertenkele’yi taklit etmesi yadırganır, çünkü daha düşük bir profile bürünmesi, kendinden olan beklentileri sıfıra indirir, karizmayı yerle bir eder, Diyarbakırlının söylemi ile hevuz olur. Yani açıkçası hayvanlık şerefini iki paralık etmiş olur…
Bu hayvanlık şerefini tuz-buz eden bir kediden bahsedeceğim. Yıllardır yemedim yedirdim üstüne titredim, sevdim, en pahalı şampuanlarla yıkadım. Kışın sobanın en sıcak yerine minderi attım ve horul horul uyumasını zevkle izledim. kısacası hiç bir şeyini eksik bırakmadım. Neredeyse kendisine facebook ve Twittır’da canı sıkılmasın ve kendi cinsi ile iletişim kurup dünyadaki gelişmelerden haberdar olsun diye sayfa bile açacaktım.
Ama gel gör ki öyle bir bênamus çıktı ki anlatamam.. Ne mi yaptı? Ne yapmadı ki… Kediliğin şerefini ayaklar altına alıp, beni fareler dünyasına madara etti. Kucağıma alıp seviyordum ki kocaman bir lağım faresinin sokakta gezintiye çıktığını görünce hemen kucağımdan indirip fareyi kovalamasını beklerken bênamus kedim hiç oralı bile olmadı. Hatta görmemezlikten geldi. Yerden kaldırıp fareye doğru bakmasını sağladım lakin hiç bana mısın bile demedi. Hani belki anlamamıştır dedim ve, “Oğlum fare ! fareee !!” diye bağırmamı bile umursamadı. Öfkeden deliye dönmüştüm. Bizim lağım faresi ise hiç kimseyi takmayan bir rahatlıkla yavaş yavaş hareket ederek beni ve kedimi şeyine bile takmadı. Kediyi tutup farenin burnunun dibine kadar götürdüm. Bizim kedi korkudan resmen kaçtı. Kediyi bir tekme ile cezalandırıp “Tııfffuuu Şerefsiz !” diyerek tekmelemek istedim. Ama yapamadım..
Moralim allak bullak oldu. Fareden tırsan kedi olur mu? diye düşünürken bir dostla karşılaştım. Bana, “Ne oldu ? moralin niye bozuk?” diye sordu. Ben de olanları kısaca anlattım. Güldü, “Abi seninki de bir şey mi?” demez mi… “Neden?” diye sordum. Anlattı, “Ben iki tavuk bir horoz besliyorum, geçen gün baktım benim tavuklar sırayla horoz’a biniyorlar, horoz da hiç sesini çıkarmayıp tavukların tecavüzüne eyvallah ediyor, hemen horoz’u tutup kestim ve o akşam afiyetle yedim” Hayretten dona kalmıştım.
Arkadaşım anlatmayı sürdürdü: “Keşke yemeseydim!” dedi. “Ne oldu ki?” diye sordum. “Horoz’u yediğim günden beri karımdan her gün dayak yiyorum bênamus biri oldum, kişiliğim değişti. Sen haline şükret ya kedinin eti yenilseydi ve sen de kesip yeseydin dünya aleme madara olurdun” dediğinde halime şükretmekten başka çarem kalmamış ve üstelik sevinmiştim.
Ama söz veriyorum hayvan beslemeye karar verirsem, kesinlikle bu memleketin hayvanları olmayacak; horoz da, kedi de memleketimden yani yiğidin harman olduğu Diyarbekir’den gelecek…
Aziz GÜLMÜŞ
-İsmet dayı ne yapıyorsun? diye sordu -Kürdçe mektup yazıyorum ! Adam alaycı bir dokundurma yaparak: -Yaaa !! Kürdçe yazılabiliyor mu? -Tabii ne sandın ? elbette yazılıyor ! -Bilmiyordum valla !...
Yaşamla bağım gittikçe kopuyor, ben ona gittikçe o uzaklaşıyor. Kendimi ağır yaralı yoğun bakım odasında bitkisel hayatta sanıyorum. Uyanık olduğum halde kabuslar doluşuyor beynime. Uyanır gibi oluyorum kimi vakit.. bir...
Bir gün Kurumuş çamur parçası taş parçasının yanına gitmiş ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış, Taş merakla: –Çamur kardeş neden ağlıyorsun, bir derdin mi var? diye sormuş. Çamur parçası...
Bizim Berber Ehmo’nun çok samimi arkadaşı olan kısaca Oro dedikleri Orhan, onbeş-yirmi günde bir Ehmo’nun berber dükkanına gelerek evde yatalak olan dedesi Hınnuş’u traş edeceğini söyleyerek ondan şarjlı traş makinasını...
Sakın düşme!..Düşersen eğer, merhaba vermeyi bile çok gören olur, başka mecralara yönelir tüm selamlar..Sakın düşme!..Gözbebeği iken, gözlerin sakındığı çöp olursun bir anda.. içine akıttığın göz yaşların başkasının gülen gözlerine dönüşür.....
Çok uzun yıllar önce bizim Diyarbakır’da oldukça cimri bir adam varmış. Eve ekmek almayı bile büyük bir eziyet görür, karısı ondan evin ihtiyaçlarını bile istemekten çekinirmiş. Karısı bir sabah uyandığında...
Yorum Yap