Neden fındık toplamaya gideriz her
sene kadınıyla çocuğuyla tüm aile düşer
yolara. Hiçbir sosyal güvence olmadan
en kötü şartlarda çadır bile sayılmayacak
paçavralarla çevirdiğimiz, dört sopayı ev
yaparak yaşamaya çalışırız aylarca. Fındık
toplarız çoluk çocuk, emziren anne
demeden.. Sadece insanların tatlıları
daha lezzetli olsun diye seyrettikleri film
daha keyifli olsun diye, sohbetleri daha
derin olsun diye fındık toplarız.
Hiç kimseye bir zararımız yoktur. Uzun
zor kış gecelerinde çocuklarımız aç kalmasın
yarın da doyacak kadar ekmeğimiz
olsun diyedir tüm gayretimiz. Hayat
mücadelesi denilince üstümüze bu mücadeleyi
verecek başka kim olabilir ki? Madalya,
plaket bir şey de istemeyiz..Yeter
ki üç kuruşumuzu alalım. Kışları evimiz
ısınsın, çorbamız kaynasın, bebemiz
hastalandığında ölmesin. Tek istediğimiz
yaşamaktır aslında.
Hani derler ya insanca yaşamak.. Yok
yok biz o kadarını istemeyiz. Biz fındık işçileriyiz
tiyatroya gitmek, haftanın bir
günü balık yemek, çocuğumuzun bisikleti
olsun ya da kızım Barbi bebekle evcilik
oynasın yok vallahi yok böyle isteklerimiz.
Bize sadece yaşama şansı verin başka
bir şey istemeyiz. İsteyemeyiz biz fındık
işçileriyiz.
21’inci yüzyıl olmuş artık ülkemiz
dünya ülkelerine diz çöktürüyor. Sağlıkta,
ekonomide, eğitimde devrimler yapmış
bizim devletimiz. Ne ala ne güzel biz de
devrim yaparız kendimize göre, mevsimlere
göre. Baharın domates isçisi oluruz ,
yazın pamuk, sonbaharda fındık, değişir
ismimiz mevsime göre. O zor kış ile mücadele
edelim diye
Vallahi kimse ile yok bir alıp vermediğimiz,
yok bir kavgamız sadece bırakın
yaşayalım insanca olmasa da olur…

Bir tarihî kapının önünden bütün şehre cehalet dağıtmak kolaydır. Hele cümlenin başına akademik unvanı, sonuna da birkaç küçümseyici sıfatı yerleştirdiniz mi, tartışmayı kazandığınızı sanabilirsiniz. Fakat tarih araştırmalarının tatsız bir özelliği...

Ahmed Arif, “Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar…” diye haykırırken bu şehrin ciğerinden konuşuyordu. Şimdi o ciğere, devasa hoparlörler ve plastik bir vitrinle sözde bir “kültür” pompalanıyor. Surların o kapkara,...

Okullarda yaşanan her şiddet ve saldırı olayının ardından aynı sahne tekrarlanır. Kameralar, turnikeler, güvenlik görevlisi sayısı, metal dedektör, çevre duvarı, “önlem paketleri”… Açıklamaların büyük kısmı olayın yalnızca güvenlik boyutuna kilitlenir....

Dicle Üniversitesi yönetimi, 19 Eylül tarihli açıklamasında işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunuyor. O hâlde bu savunmanın karşılığı olan belgeleri de ortaya koymalıdır. İhale dosyası incelenmeden kesinleşmiş bir suç hükmü kurulamaz;...

Diyarbakır’ın kuzeyinde, bugün Tavşantepe olarak bilinen bir köy var. 16. yüzyılın sonlarında bu köyün adı Çulli’ydi ve burada, kerpiç duvarlı bir medresenin avlusunda, günün büyük bölümünü el yazması sayfaların üzerine...

Tarih kitaplarının satır araları genelde saray entrikalarıyla ya da meydanlara dizilen süvari tümenlerinin şatafatıyla doldurulur. Oysa kilitler bazen haritaların en ücra kıvrımlarında, sırtını kara bazalta dayamış bir avuç aç insanın...
Yorum Yap