Geçtiğimiz günlerde yazılım mühendisi Sammy Azdoufal’ın başına gelenler, teknoloji dünyasında “küçük bir kaza” gibi servis edildi. Mühendis, DJI marka robot süpürgesini bir oyun kumandasıyla kontrol etmek isterken, yanlışlıkla 24 ülkeden 7 bin süpürgenin kamerasına, mikrofonuna ve ev haritasına ulaşıverdi. Bir “tık” ile binlerce insanın mahremiyetine sızdı.
Ancak bu olay, sadece bir “yazılım açığı” değil; modern insanın konfor karşılığında ruhunu ve mahremiyetini teslim ettiği o büyük trajedinin buzdağına çarpan sesidir.

Robot süpürgeler, akıllı buzdolapları, sesli asistanlar… Onları “hayatımızı kolaylaştıran yardımcılar” olarak pazarlıyoruz. Oysa gerçek şu: Evimize aldığımız her “akıllı” cihaz, aslında içeriye kendi rızamızla buyur ettiğimiz birer Truva Atı’dır.
Bugün pek az kişinin bildiği bir gerçek var: “Ultrasonik Takip” (uBeacons). Telefonunuzdaki pek çok uygulama, insan kulağının duyamayacağı frekansta sesler yayar veya çevredeki diğer cihazlardan gelen bu sesleri dinler. Televizyonunuzdaki bir reklam, telefonunuza gizli bir sinyal gönderir; böylece reklamverenler hangi odaya geçtiğinizi, hangi cihazları kullandığınızı ve kiminle yan yana olduğunuzu milimetrik olarak takip eder. Siz süpürgeniz evi temizliyor sanırken, o aslında evinizin sosyal ve ekonomik röntgenini çekip veri borsalarına satıyor.
Filozof Byung-Chul Han, Şeffaflık Toplumu’nda bizi uyarır: “Dijital panoptikonda mahkumlar sadece izlenmez, aynı zamanda kendilerini teşhir ederek bu izleme sürecine aktif olarak katılırlar.” Azdoufal’ın ulaştığı o 7 bin kişi, evlerinde en mahrem anlarını yaşarken, tavandaki lambadan yerdeki süpürgeye kadar her şeyin birer göze dönüştüğünden habersizdi.
Mesele sadece robot süpürge değil. Bugün “Side-channel attacks” (Yan kanal saldırıları) denilen yöntemle, bir laptopun işlemcisinin yaydığı ısıdan veya fanın çalışma sesindeki ritim bozukluğundan bile o bilgisayarda hangi şifrenin girildiği tespit edilebiliyor. Akıllı ampullerinizin ışık titreşimlerinden, odada ne konuşulduğunu deşifre eden algoritmalar geliştirildi.
Bizler, “akıllı” kelimesini “pratik” ile eşanlamlı sanıyoruz. Oysa teknoloji lügatinde “akıllı”, “veri toplayabilen ve manipüle edilebilir” demektir.
DJI şirketi “sorunu giderdik, güncellemeyi yaptık” dedi. Peki, ya fark edilmeyenler? Ya Azdoufal gibi meraklı bir mühendis değil de, niyetini karanlığa adamış bir hacker o kapıyı açsaydı?
Dijital dünyada “mutlak güvenlik” diye bir şey yoktur; sadece “henüz kırılmamış sistemler” vardır. Bizler tabletlerimizi çocuklarımızın eline bir “eğitim aracı” diye verirken, aslında onları dünyanın en büyük veri madeninin birer işçisi haline getiriyoruz. Telefonlarımızın ön kameraları, biz ekrana her baktığımızda göz bebeğimizin nereye odaklandığını, hangi duygu durumunda olduğumuzu analiz ederek bize neyi satabileceklerini hesaplıyor.
Sammy Azdoufal’ın hikayesi bize şunu sormalı: Bir cihazın “akıllı” olması için neden bir kameraya, bir mikrofona ve sürekli internet bağlantısına ihtiyacı var? Bir süpürge, sadece süpürge olamaz mı?
Eğer bir ürün bedavaysa veya size inanılmaz bir konfor vaat ediyorsa, ürün muhtemelen sizin hayatınızdır. Bugün evinizin kat planını bilen süpürge, yarın bu haritayı sigorta şirketlerine satarak “evindeki eşya düzeni riskli” diyerek priminizi artırabilir. Bu bir distopya değil, bugünün gerçeğidir.
Dijitalleşen dünyada en büyük direniş, “çevrimdışı” kalabilme lüksünü korumaktır. Çünkü fişi çekilmeyen her cihaz, bir gün sahibini ele veren bir tanığa dönüşecektir.
Sormamız gereken asıl soru şu: Evimiz gerçekten kalemiz mi, yoksa tüm duvarları camdan yapılmış bir sergileme alanı mı?
Serdar ÖZDEMİR
Yorum Yap