Son Dakika
--:--:--
USD48,85EUR55,53ALTIN6.725,34Istanbul22° Bulutlu2:23AKŞAM'AKALAN SÜRE
YAZARLAR

Diyarbakır’da Kurumsal Entegrasyon, Kent Organizması ve Kent Hakkı

1 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Diyarbakır’da Kurumsal Entegrasyon, Kent Organizması ve Kent Hakkı

Şehirler de tıpkı bizler gibi canlı organizmalardır. İnsanın sağlıklı yaşaması için kalbinin, beyninin, ciğerlerinin bir saat gibi uyum içinde çalışması gerekir. Biri diğerinin hızına ayak uyduramazsa sistemin işleyişinde aksamalar baş gösterir.

Sosyolojide buna fonksiyonalizm yani işlevselcilik derler. Teorinin kurucu babası Émile Durkheim modern toplumları organik dayanışma kavramıyla açıklar. Durkheim’a göre modern bir kentte hastaneler, okullar, sivil toplum örgütleri, valilikler, belediyeler ve elbette kentin bilimsel aklını temsil eden üniversiteler bu büyük organizmanın hayati organlarıdır. Hepsinin görevi ve uzmanlık alanı ayrıdır ama hepsi yapısal olarak birbirine muhtaçtır. Biri diğerinin rolünü üstlenemez. Baş beyindir, kalp de kalp… Beyin kalbin görevini yapamaz, Ve en önemlisi bu organlar sürekli bir uyum ve koordinasyon halinde hareket etmek zorundadır.

Peki dönüp bugünün Diyarbakır’ına bu pencereden baktığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?

Açık konuşmak gerekirse Diyarbakır bugün kurumsal bir senkronizasyon ve uyum ihtiyacıyla karşı karşıya. Kentin hücreleri olan biz vatandaşlar, kurumlar arası koordinasyon boşluklarının yansımalarını günlük hayatımızda doğrudan hissediyoruz.

Hani bilinen bir söz vardır, filler tepişir olan arada ezilenlere olur diye. İşte bugün kent yönetiminde de benzer bir manzaraya tanıklık ediyoruz. Devasa kamu kurumları, belediyeler ve mülki idareler kendi kurumsal sınırları ve yetki alanları içinde bir uyuşmazlığa ya da bürokratik bir durağanlığa gömüldüğünde bu süreçlerin kazananı olmuyor. Kurumlar yukarıda mevzuat, bütçe ya da yönetimsel öncelikler neticesinde bir ortak zemin bulamadığında, aşağıda hizmet bekleyen, yolu, çöpü, sosyal yardımı ya da hastane sırası geciken sade vatandaş bu tablodan olumsuz etkileniyor.

Bu durum tek taraflı bir aksaklık da değildir üstelik, tıkanıklık her iki yönden de sistemi kilitler. Örneğin belediye kentsel bir ihtiyaç için proje geliştirip bir adım atmak istediğinde, merkezi idarenin taşra teşkilatları veya mülki amirlikler gerekli koordinasyon ve onay desteğini sunmakta gecikebiliyor. Diğer taraftan Valilik ya da merkezi idare kent için kamu yararı taşıyan yeni bir yatırım veya proje planladığında, bu kez belediye tarafında yer ve arazi tahsisi gibi konularda pürüzler çıkabiliyor.

Tam bu noktada kentin kılcal damarları olan sivil toplum örgütlerini, meslek odalarını ve üniversiteyi aynı masa etrafında toplayan Kent Konseyi gibi katılım mekanizmaları da bu ritim eksikliğinden nasibini alıyor. Kent Konseyi kentin sorunlarını üst organlara taşıyacak ana iletişim hatlarından biri olması gerekirken, kurumlar arasındaki uyumsuzluk yüzünden Kent Konseyi’nin ürettiği ortak akıl ve tavsiye kararları bürokratik engellere takılıp kalıyor. Sonuçta her kurum kendi penceresinden haklı gerekçeler sunsa da toplamda koca bir şehir işlevsel bir yavaşlama yaşıyor ve kentsel yaşam kalitesi sekteye uğruyor.

Oysa kentin organları bir ritim tutturabilse üniversitedeki teorik bilgi kentin sokaklarında canlı bir pratiğe dönüşebilir. Mesela Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencileri sınıfları kalabalık olan okullara gidip çocuklara ders desteği verebilir, Tıp Fakültesi öğrencileri sağlık ocaklarıyla mahallelerde aşı ve sağlık taraması yapabilir. Aynı şekilde Mühendislik ve Şehir Planlama öğrencileri sokakların, yolların durumunu sahada inceleyip belediyeye teknik veri sunabilir, Veteriner Fakültesi öğrencileri mahalle mahalle gezip sokak hayvanlarının aşı ve bakımlarını üstlenebilir. Bunlar yapıldığında hem öğrenciler teoride öğrendiklerini pratiğe döker, hem kent nefes alır.

Durkheim’ın teorisinin temel kuralıdır, sistemin sağlıklı yürümesi için kurumsal bir ritim ve uyuşma şarttır. Şehrin hastanesi okuluna, okulu belediyesiyle mülki idaresine, üniversitesi ve Kent Konseyi sivil toplumuna entegre olmak zorundadır. Eğer bir kentte kurumlar arası uyum sağlanamazsa o toplumda anomi yani belirsizlik ve işlevsizlik baş gösterir. Organlar arasındaki bağlar zayıfladığında kentsel organizmanın bağışıklık sistemi de yara alır.

Tam bu noktada sosyolog Henri Lefebvre’in ortaya koyduğu Kent Hakkı kavramı devreye giriyor. Kent hakkı sadece bir şehirde yaşamak ya da onun sokaklarında yürümek demek değildir. Kent hakkı o kentin nasıl yönetileceğinde ve kurumların verimli işlemesinde bir vatandaş olarak hak sahibi olmak demektir.

Dolayısıyla Diyarbakır’da yaşayan her bir bireyin valilikten belediyeye, okullardan üniversiteye ve Kent Konseyi’ne kadar tüm kurumların uyum içinde çalışmasını talep etmesi en temel hakkıdır. Kurumların birbiriyle koordineli çalışması vatandaşa lütfedilen bir şey değil, kent hakkının ve vatandaşlığın doğrudan bir gereğidir.

Sonuç olarak Diyarbakır’ın bugün her şeyden çok kurumlar arası vizyon birlikteliğine ve güçlü bir koordinasyon masasına ihtiyacı var. Yönetimsel öncelikler bu kentin ortak bedeninden daha önemli olamaz. Bu şehirde okullar daha nitelikli işleyecekse, sağlık hizmetleri aksamayacaksa, sokaklar ve çevre canlıları daha iyi bir duruma gelecekse belediye de valilik de üniversite de Kent Konseyi de ortak çalışmak zorundadır.

Unutmayalım ki baş beyindir, kalp de kalp… Beyin kalbin görevini göremez. Fillerin kurumsal sahadaki mücadelesinde zemin çökerse üzerinde yaşayan toplum da yıpranır. Diyarbakır’ın kurumsal organları birbiriyle uyumlu ve birbirini destekleyen bir çalışma modeline geçmediği sürece bu şehir potansiyelini hep eksik açığa çıkaracak, hep bir tarafı duraksamış kalacaktır.

Tam da Aristoteles’in Politika adlı kitabında vurguladığı gibi: “Mademki her kentin bir ortaklık olduğunu ve tüm ortaklıkların bir iyi uğruna kurulduğunu görüyoruz; hepsinin bir iyi hedeflediği en hakim ve en kapsayıcı ortaklığın da en hakim iyi hedeflediği açıktır. Kent denen şey budur: Politik ortaklık. Her insan çokluğu halk değildir, her birlikte yaşama düzeni kent olamaz.” Şehrin tüm organlarının en hakim iyi, yani halkın huzur ve refahı için aynı masada buluşması dileğiyle.

AYFER DİCLE 

Yorumlar

  • C
    CEREN ESEN

    Kaleminize sağlık Ayfer Hanım.

    11 Ağustos 2026

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
Ayfer Dicle

Doğrudan Demokrasiden Altın Kafese: Temsilin ve Siyasetin Bilişsel Çelişkisi

İnsanlığın yönetim arayışında önemli bir adım olan “demokrasi” kavramı, Antik Yunan’da toplumsal krizlere ve soyluların baskısına bir yanıt olarak doğmuştur. Yunanca “demos” (halk) ve “kratos” (güç) kelimelerinden oluşan bu kavram,...

Ayfer Dicle

Madem Barış Olabiliyordu, Neden Bu Acılar?

Siyasette konjonktür değiştiğinde söylem değiştirmek en kolay yoldur. Köşeye mi sıkıştınız, dışarıdan baskı mı arttı? ABD, Avrupa ve İsrail’in Suriye ile Ortadoğu’ya biçtiği yeni haritalara ve politikalara uyum sağlamak için...

Ayfer Dicle

Konut Bir Barınma Hakkı mıdır, Yoksa Sermaye Metası mı?

İnsanın doğa durumundan çıkıp yerleşik hayata geçişi, felsefe dünyasında hep büyük bir “seçim” olarak tartışıldı. Thomas Hobbes’a göre insan, o güvensiz ve kaos dolu doğa durumundan canını kurtarmak, güvenlik bulmak...

Ayfer Dicle

MAKRO YAPILARDAN MİKRO HÜCRELERE ÇATIŞMANIN DİYALEKTİĞİ

Devrimlerin Birleşimi ve Sınıfın Doğuşu Sanayi Devrimi ile üretim biçimi kökten değişti; fabrikaların kurulmasıyla birlikte üretim araçlarına sahip olan Burjuvazi ve emeğini satan Proletarya (işçi sınıfı) ortaya çıktı. Fransız Devrimi...

Ayfer Dicle

Zorunlu Göçün Gölgesinde Diyarbakır: Kimlik, Mekân ve Toplumsal Travmanın Sosyolojisi

Geceden Sabaha Değişen Hayatlar: 1990’ların Zorunlu Göç Dalgası Türkiye’nin yakın tarihinde, özellikle 1990’lı yıllarda Güneydoğu genelinde ve merkez üssü Diyarbakır olan zorunlu göç dalgası, yakın tarihin en derin toplumsal kırılmalarından...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.