Son Dakika
--:--:--
YAZARLAR

PÎRÎ REİS’İN HARİTASI, SARAYIN PUSULASI

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Yıl 1513.

Avrupa, okyanusların ardındaki yeni dünyanın coğrafyasını anlamaya çalışıyordu. Gelibolu’da yetişmiş bir Türk denizcisi ise farklı kaynaklardan topladığı bilgileri karşılaştırıyor, kıyıları inceliyor, bilinmeyen denizlerin haritasını çiziyordu.

Adı Pîrî Reis’ti.

Yaklaşık kırk yıl sonra aynı denizci, hizmet ettiği Osmanlı Devleti’nin emriyle Kahire’de idam edildi.

Tarihin acı ironisi!

Dünyanın haritasını çizebilen bir Türk, kendi devletinin siyasî ve idarî hesaplaşmaları arasında hayatını kaybetmişti.

1552 yılında Pîrî Reis, Portekiz kuvvetlerine karşı Hürmüz seferine çıktı. Kuşatma uzayınca, düşman donanmasının müdahale ihtimalini de dikkate alarak geri çekildi. Ardından Basra Beylerbeyi Kubâd Paşa’nın suçlamaları geldi. Rüşvet aldığı, görevini gerektiği gibi yerine getirmediği ileri sürüldü.

Türk tarihçisi Cengiz Orhonlu’nun Osmanlı arşiv belgelerine dayanan araştırması, Pîrî Reis’in kararının askerî gerekçeleri bulunduğunu gösteriyor. Üstelik hakkındaki bazı yağma iddiaları, ölümünden sonra yapılan incelemelerde kanıtlanamadı.

Ancak artık çok geçti.

Pîrî Reis idam edilmiş, mallarına el konulmuştu.

İşte burada canımız ciğerimiz, Türk milletinin gür sesi, merhum Ozan Arif’in o yürek burkan sitemi geliyor aklıma:

“Bu devlete hizmet cezasız kalmaz.”

Ne ağır bir söz!

Pîrî Reis’in akıbetini düşündükçe ozanımızın bu sitemini daha iyi anlıyorum. Onu rahmet, minnet ve özlemle anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Elbette Pîrî Reis’in idamını bilimsel düşüncelerine bağlamak tarihsel bakımdan doğru değildir. Fakat bir komutanın askerî kararları hakkındaki tartışmanın ölümle sonuçlanması, Osmanlı yönetimindeki daha derin bir sorunu gösteriyor.

Osmanlı’da akıl vardı; fakat aklı siyasî otoritenin karşısında koruyacak hukukî ve kurumsal güvenceler yeterince gelişmemişti.

Ali Kuşçu’nun astronomisi, Pîrî Reis’in coğrafyası, Takiyüddin’in gözlemevi çalışmaları, Türklerin bilimsel düşünceye katkılarını ortaya koyuyordu. Sorun bilgi üretememek değildi. Bilginin ve eleştirinin, iktidarın iradesinden bağımsız bir değer kazanabilmesiydi.

Çünkü bir devletin medeniyet seviyesi, yalnızca yetiştirdiği büyük insanların sayısıyla ölçülmez. Gerektiğinde o insanların yöneticilerden farklı düşünebilmesini sağlayan kurumlarla da ölçülür.

Aradan asırlar geçti.

Saltanat kaldırıldı. Cumhuriyet kuruldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde egemenliğin kaynağı hanedandan millete geçti.

Bu değişim, Türk tarihinin yalnızca siyasî değil, zihinsel bakımdan da en büyük dönüşümlerinden biriydi. Artık milletin geleceği, herhangi bir hükümdarın şahsî iradesine bağlı olmayacaktı.

Ne var ki tarih bize öğretiyor: Sarayların kapıları kapanabilir, fakat bazı yönetim alışkanlıkları o kapılardan çıkıp başka çağlara taşınabilir.

Mesela şu meşhur devlet aklı meselesi…

Devlet aklı nedir?

Değişen şartlar karşısında milletin geleceğini korumak için geliştirilen rasyonel bir muhakeme mi, yoksa alınan her kararı tartışılmaz gösterebilen siyasî bir gerekçe mi?

Devletler elbette politikalarını değiştirebilir. Diplomasi bunun örnekleriyle doludur. Dün uzak durulan bir güzergâh, bugün yeni şartlar altında tercih edilebilir. Bir zamanlar kapalı görünen kapılar, başka bir dönemde açılabilir.

Bunda şaşılacak bir şey yoktur.

Asıl düşündürücü olan, birbirine zıt kararların aynı kesinlikle savunulmasıdır.

Dün bir istikamet devletin selameti için vazgeçilmezdir. Bugün başka bir istikamet aynı gerekçeyle tercih edilir. Yarın rota yeniden değişirse yeni güzergâh da tarihî bir zorunluluk olarak anlatılabilir.

Üstelik bütün bunları yaparken insan, geçmişte yanıldığını kabul etmek zorunda da hissetmeyebilir!

İşte burada eleştirel akıl devreye girmelidir.

Çünkü devletin devamlılığıyla siyasî kararların değişmezliği aynı şey değildir. Devleti korumak, her tercihi doğru kabul etmek değil; alınan kararları hukuk, akıl ve millî menfaat ölçüsünde değerlendirebilmektir.

Pîrî Reis’in yaşadığı çağdan çıkarılacak ders budur.

Bir hükümdarın karar vermesi, o kararın mutlaka isabetli olduğunu göstermez. Nitekim Pîrî Reis’in idamı, yüzyıllar sonra tarihçilerin arşiv belgeleriyle yeniden sorguladığı bir hadise olmuştur.

Bir zamanlar hüküm verenler konuşuyordu.

Bugün belgeler konuşuyor.

Tarihin adaleti bazen geç gelir. Üstelik gelen hüküm, kaybedilen hayatı geri getirmez.

Türk devlet geleneğini anlamak isteyenlerin bu ayrımı gözden kaçırmaması gerekir. Devlet, bir hanedanın yahut herhangi bir siyasî kadronun şahsî mülkü değildir. Onun devamlılığı, yöneticilerin bütün kararlarının kusursuz sayılmasına bağlı olamaz.

Osmanlı’nın ihtişamına hayran olmak kolaydır. Asıl mesele, Osmanlı’nın yanlışlarından da ders çıkarabilmektir.

Pîrî Reis’in haritasını övüp idamına giden süreci görmezden gelmek tarihçilik değil, geçmişin yalnızca hoşumuza giden taraflarını seçmektir.

Tarih, hükümdarlara methiye düzmek için değil; devletlerin başarılarını da hatalarını da anlamak için okunmalıdır.

Gelelim işin denizcilik tarafına…

Pîrî Reis, rüzgârların yön değiştirebileceğini biliyordu. Denizcilikte rota değiştirmek ayıp değildi. Bazen fırtınadan kurtulmanın, bazen güvenli limana ulaşmanın tek yoluydu.

Ancak iyi bir kaptan, geminin neden yön değiştirdiğini açıklayabilecek bilgiye de sahip olmalıydı.

Siyasî denizlerde ise yüzyıllardır başka bir seyir yöntemi görülüyor.

Dün gidilmez denilen limana bugün yelken açılınca, haritanın değiştiği söylenmeyebiliyor.

Onun yerine derin bir stratejiden söz ediliyor!

Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok.

Asıl maharet, hem dünkü hem bugünkü rotanın hiçbir zaman yanlış olmadığını anlatabilmekte!

Doğrusu, Pîrî Reis’in denizcilik bilgisi bile böyle bir seyir usulünü açıklamaya yetmeyebilirdi.

Zavallı Pîrî Reis…

Ömrünü denizlerde geçirmiş. Rüzgârları hesaplamış, kıyıları ölçmüş, haritalar çizmiş.

Fakat siyasetin şu büyük sırrını keşfedememiş:

Bazı pusulaların kuzeyi göstermesi şart değildir. Dümeni tutan nereye dönüyorsa kuzeyin de oraya taşındığını ilan etmek yeterlidir!

Adam dünyanın haritasını çizmiş.

Biz ise beş asır sonra haritacılık bilimini bir adım daha ileri taşımışız:

Dünyanın yönünü değiştiremeyince, değişen siyasî rotaya göre dünyayı yeniden tarif etmeyi öğrenmişiz!

Pîrî Reis yaşasaydı belki yeni bir Kitâb-ı Bahriyye yazardı.

Adı da herhâlde şöyle olurdu:

“Siyasî Denizlerde Seyir Rehberi: Dün Yasak Olan Limana Bugün Devlet Aklıyla Nasıl Varılır?”

Bir de son sayfasına küçük bir not düşerdi:

“Denizlerde fırtınadan, siyasette ise dün çizdiği rotayı bugün inkâr eden kaptandan sakınınız!”

Ve son sözümüz de tarihin derinliklerinden bugüne olsun:

Siz seren direğindeki baykuşu uğursuz sayabilirsiniz. Oysa baykuşun suçu uğursuzluk değil, sizin göremediğiniz uzağı görmesidir. Biz de o baykuş misali, yaklaşan fırtınayı görüp susmayanlardanız. Unutmayın, gemiye uğursuzluk getiren baykuşun ötüşü değil, ufuktaki tehlikeyi görmezden gelen kaptanın körlüğüdür!

Muhittin Çaçan

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
Muhittin Çaçan

ALİ KEMAL ÖLDÜ, TESLİMİYETİN KALEMİ HÂLÂ YAZIYOR!

Tarih, 14 Kasım 1907. Yer, Diyarbakır Telgrafhanesi. Hamidiye Alayı komutanı Millî İbrahim Paşa’nın uygulamalarından şikâyetçi olan halk, sesini İstanbul’a duyurmak için telgrafhaneyi işgal ediyor. Eylem tam on bir gün sürüyor....

Muhittin Çaçan

SOFRAYA DEĞİL, MUTFAĞA BAKIN!

SOFRAYA DEĞİL, MUTFAĞA BAKIN! İnsanlık tarihi yalnızca söylenen sözlerin değil, o sözlerin arkasına saklanan maksatların da tarihidir. Nice doğru söz yanlış bir maksada hizmet etmiş, nice güzel vaat beklenmedik felaketlerin...

Muhittin Çaçan

GALİBA BİZİ EFSUNLADILAR!

1579 yılında Fransa’nın Bordeaux kentinde bir kitap ateşe verildi. Daha doğrusu, Étienne de La Boétie’nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev adlı eserini de içeren bir derlemenin baskısı yakıldı. Genç yaşta kaleme...

Muhittin Çaçan

DEVLETİN HAFIZASI SLOGANLA BAŞLAMAZ

‘Terörsüz Türkiye devlet projesi’ imiş! Peki, öncesinde devletin tersi bir yaklaşımı mı vardı? Yani terör olsun mu istiyordu?” dedi, kurmay aklın sahibi, tecrübesine kıymet verdiğim değerli bir büyüğüm. Cevabı bellidir:...

Muhittin Çaçan

AKLINI KİRAYA VERENİN İSTİKLÂLİ OLMAZ

İnsanın en ağır esareti, kendi hükmünü vermeyi bırakıp bunu fazilet sanmasıdır. Korkusunu ihtiyat, çıkarını sadakat, düşünme tembelliğini teslimiyet diye adlandıran kişi, zamanla kendi iradesine yabancılaşır. Neye inanacağını, kime kızacağını, hangi...

Muhittin Çaçan

DÜNYA DEĞİŞİRKEN TÜRK MİLLETİNİN TARİHÎ SORUMLULUĞU

Bir milletin geleceği, kendi kendini avutmakla yetinenlerin rahatına bırakılamaz. Hakikat, gözümüzü kapattığımızda ortadan kalkmaz; yüzleşmeyi ertelediğimiz her gün, ödeyeceğimiz bedeli büyütür. İnsan, korktuğu gerçeği küçümseyerek kendine sahte bir güvenlik duygusu...

Yazarlarımız
© 2026 Ajans News. Tüm Hakları Saklıdır. ajansnews.com.tr üzerinde yayımlanan özel haber, röportaj, analiz, fotoğraf ve video içeriklerinin tüm yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden ve ilgili habere aktif link verilmeden kopyalanması, dağıtılması veya farklı mecralarda yayımlanması kesinlikle yasaktır. Sitemiz 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi yasasına uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yer alan harici bağlantıların sorumluluğu ilgili kaynaklara aittir.