”Ölüm bu!.. Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti,
ya akşamüstü.
Ya da seher, mahmurlukta.
Bakarsın, olmuş olacak…”
diye yazmış üstat Ahmed Arif.
Ölümün kol gezdiği bir coğrafyada yaşamak… Ölümün kaçınılmaz bir son olduğu tartışmasız. Kimi inançlara göre ise o, aynı zamanda tabii bir başlangıç; öteki yakanın varlığıyla anlam bulan bir geçiş. Ama her durumda değişmeyen bir gerçek var ki tartışma götürmez: Her ölüm erkendir ve her ölüm acımasızdır.
Bazen çok sevdiğindir; yaşamına renk katandır, senden koparılandır. Bazen uzaktan bir selamındır; belki de hiç selamlaşmadığındır. Ama sonuç değişmez… Ölüm, ağırlığını kaçınılmaz bir şekilde hissettirir. Bir kuşun ölümüne de üzülmeli insan. Bir bitkinin solmasına, bir derenin kurumasına da… Sonuçta yaşam, herkese ve her şeye haktır.
Son yıllarda Orta Doğu kan tarlasına dönmüşken; insanlar yurtlarından edilirken, açlıktan bebekler, soğuktan çocuklar, kahrından yaşlılar ölürken; umuda ve yaşama sahip çıkmak için genç kadınların ve genç erkeklerin toprağa düştüğüne tanıklık ederken… Ölüme yabancı değil artık kalbinde merhamet taşıyan hiç kimse.
Kan emicilerin hüküm sürdüğü bu zamanlarda, ölüm gündelik bir haber başlığına, sıradan bir sayıdan ibaretmiş gibi sunulsa da; vicdanı olanlar için her ölüm hâlâ ağırdır, hâlâ sarsıcıdır. Bilinmesi gereken şudur: Yaşanılan her anın kıymetini bilmek gerekir. Sevdiklerine sarılmak, kırgınlıkları bir kenara bırakmak gerekir. Ve öteki yakaya göç edenleri unutmadan, onları yâd etmek gerekir.
Çünkü bazı göçler geri dönüşsüzdür ve bazı ihmallerin telafisi yoktur.
Not: Göç edişinin 40. gününe atfen yazılmıştır.
İbo ağam…
Yıllarca yaşadığın coğrafya birgün bakıyorsun yaşanmaz, nefes alınmaz olmuş. Köklerin orda yılların çınar ağacı düşünüyorsun gelecekte umut yok. Bütün sevdiklerini arkada bırakıp, kırkından sonra yeni bir ülkede tekrardan çınar olmaya çalışıyorsun. Şartlar zor statün farklı ne gelir ki elden. Sende Ahmet Telli'den bir alıntı yapıp çıkıyorsun yollara, " Soluk soluğa yaşamalı insan"
10 Şubat 2026
“Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun…” — A. Arif 10 Ekim 2015 sabahı Ankara Garı önünde insanlar barışın, kardeşliğin ve güzel bir geleceğin umuduyla...

Sus, Kimseler Duymasın… “Sus, kimseler duymasın,Duymasin, ölürüm ha…”Bazı okuyucular için Leyla’ya duyduğukarşılıiksız aşka rağmen hiç bitmeyensevgisiyle tanınır. Bazıları için ise bitmeyenumudun ve mazlumdan yana duruşunsimgesidir. Kimden bahsettiğimiz elbettemalum: 35 yıl...

Diyarbakır Kitap Fuarı, yalnızca bir kitap etkinliği olmanın ötesinde, toplumsal ve kültürel bir canlanma platformu olarak büyük bir önem taşıyor. Şehrin kitaba olan ilgisi, fuar boyunca gözlemlenen yoğun katılım ve...

Mirabal Kardeşler, kadın mücadelesinin evrensel simgelerinden biri olarak tarihteki yerlerini almışlardır. 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Rafael Trujillo’nun baskıcı rejimine karşı direnişlerinden dolayı katledilen Patria, Minerva ve María Teresa...

Son günlerde siyasetin gündemi hayli hararetli. Uzun süredir dile getirilmeyen toplumsal barış, Kürt sorunu çözümü, imralidaki tecrit politikası sorunları görmezlikten gelinen yokmuş gibi tutunulan tavır birden gündemin ana konusu olacak...

Modern çağın zebanileri dediğimizde, aslında kastettiğim, gelişen bilim ve teknolojinin ışığında ilerleyen dünyada, akılcılık ve bilgiye dayalı bir hayat sürdürmek yerine, geri kalmış zihniyetlerin peşinde koşan insan görünümlü varlıkları kast...
Yorum Yap