İnsan, yurdundan ne kadar uzağa düşerse düşsün, zihni ve aidiyeti terk ettiği toprakların kaderiyle yoğrulmaya devam eder. Bazen hakikati en berrak haliyle görebilmek için o hakikatin uzağına düşmek, meselelere bir “nazar-ı sıla” (gurbetten sılaya bakış) penceresinden bakmak icap eder. 1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyet, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve içtimai hayatında olduğu kadar basın tarihinde…
İnsan, yurdundan ne kadar uzağa düşerse düşsün, zihni ve aidiyeti terk ettiği toprakların kaderiyle yoğrulmaya devam eder. Bazen hakikati en berrak haliyle görebilmek için o hakikatin uzağına düşmek, meselelere bir “nazar-ı sıla” (gurbetten sılaya bakış) penceresinden bakmak icap eder.
1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyet, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve içtimai hayatında olduğu kadar basın tarihinde de dönüm noktalarından biridir. Sansürün kalkmasıyla birlikte başta İstanbul olmak üzere Osmanlı memleketlerinde Türkçenin yanı sıra Rumca, Ermenice, Arnavutça, Kürtçe ve Arapça gibi dillerde yayın yapan gazetelerin sayısında muazzam bir artış yaşanmış; bu çok dilli basın faaliyetleri, toplumsal aydınlanmanın ve siyasi katılımın en önemli aracı hâline gelmiştir.
Osmanlı topraklarında yaşayan Süryaniler de bu yükseliş halkasına dâhil olarak kendi zihin inşalarını matbuat üzerinden şekillendirme çabasına girişmişlerdir. Aşur Yusuf Efendi’nin Harput’ta çıkardığı Mürşid-i Asuriyun (1909-1914) ile başlayan bu ivme; Diyarbakır’da Kewkeb Madenho (1910-1912) ve Şifuro (1910-1914), Harput’ta Kawkbo d Suryoye ve Hayat (1910), Mardin’de ise Hexemto (1913-1914) gibi yayınlarla somut bir aydınlanma hareketine dönüşmüştür.
İşte bu tarihsel arka planın en dikkat çekici ve sınırları aşan halkalarından biri de 1909-1914 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri gibi dönemin yükselen küresel merkezinde neşredilen İntibâh gazetesidir. Diyarbakırlı bir Süryani olan Cebbur Boyacı’nın kurduğu ve ardından Naum Faik’in omuzladığı bu mecmua, 57 sayı boyunca zahirde okyanus ötesinde basılmış olsa da batınında (ruhunda) Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin ve kadim Mezopotamya’nın nabzını tutan devasa bir tarih vesikasıdır.
İntibâh’ı dönemin muasır yayınlarından ayıran ve bugün araştırmacılar için birinci elden kıymetli bir kaynak kılan temel özellik; onun kuru sözlerden, içe kapanık dinî retoriklerden ve hamasetten uzak olmasıdır. Mecmuanın bir diğer özelliği “Garşuni” (Karşuni) geleneğiyle, yani Süryani harfleri kullanılarak Osmanlı Türkçesiyle yayımlanmış olmasıdır. Bu dilsel tercih bile tek başına; ötekinin kendi harfiyle başkasının dilini yazarak hem var olma hem de yurduna, komşusuna, “ötekisiyle birlikte yaşama tecrübesine” sahip çıkma iradesidir.
Ancak mecmuanın asıl ağırlığı, dilsel formundan ziyade muhteviyatında gizlidir. Gazetenin sayfaları aralandığında okur; 20. yüzyılın başlarındaki o çalkantılı dönemin siyasi aksiyonlarını, toplumsal ihtilaflarını, edebiyatını ve içtimai (sosyal) meselelerini son derece analitik bir gözlemle karşısında bulur. Bu mecmua, sadece Süryani toplumuna hizmet maksadıyla çıkarılmış yerel bir bülten değil; Osmanlı Devleti’nin içinden geçtiği o kritik eşiği, dışarıdan ama bir o kadar da “içeriden” bir aidiyetle tahlil eden kapsamlı bir düşünce platformudur.
Bu bakımdan eserin muhteviyatı, muazzam bir “küresel ve yerel” (evrensel ve bölgesel) diyalektiği barındırmaktadır. Gazete, Amerika gibi devasa bir kıtada yayımlanmasına rağmen odağına Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Siverek ve İstanbul gibi Süryani nüfusunun ve Osmanlı modernleşmesinin çekim merkezlerini almıştır. Bu yönüyle İntibâh, küresel bir ölçekte neşredilip yerel ve bölgesel bir kıymeti, bir mizanı inşa etme çabasının en nadide örneklerinden biridir.
Bu inşanın temelinde ise dönemin Süryani münevverlerinin (aydınlarının) ortaya koyduğu derin bir “irfan” yatmaktadır. İntibâh, Süryani toplumunun ileri gelen fikir işçilerini, yazarlarını ve eğitimcilerini tek bir çatı altında toplamış; eğitimden sivil toplum örgütlenmesine, tiyatrodan musikiye kadar bir toplumun “zihin inşasını” ilmek ilmek dokumuştur.
Bugün, 117 yıllık bu nadide arşivi ve Süryanice harfli Türkçe metinleri büyük bir mesleki disiplin ve özveriyle günümüz Türkçesine kazandıran Aydın Aslan ve Mehmet Şimşek’in bu kıymetli çalışması, Red Yayınları vasıtasıyla okura sunulmuştur. Bu eser, yalnızca Süryani matbuat tarihine ilgi duyan akademisyenler için değil; 20. yüzyılın başlarında çok kültürlü yaşam tecrübesinden, küresel ve gri bir sistemin içinde giderek silikleşen Osmanlı toplumsal yapısını, diasporadaki bir halkın anavatanla kurduğu entelektüel bağı anlamak isteyen her araştırmacı ve meraklı okur için temel bir başvuru kaynağıdır.
İntibâh, kendi köklerinin, yitirilmiş aidiyetlerin ve dünün meşakkatli zihin inşasının peşine düşmek isteyen okurlar için bir aynadır. Bu aynaya bakanlar, sadece geçmişin sancılarını değil; farklılıklarıyla bir arada yaşama iradesi gösteren, vatanına okyanus ötesinden vefalı bir gözle bakabilen kadim bir irfanın o sarsılmaz duruşunu göreceklerdir.
Serkan Görgülü
VEFADAN HAFIZAYA, HAFIZADAN HAKİKATE: KARAKOLDAKİ KASETTEN DEVLET AKLINA GERÇEK EN İYİ PROPAGANDADIR
SARAYIN GÖLGESİNDE UNUTULAN TÜRK: YEMEN’DEN FİLİSTİN’E, HİLAFETTEN CUMHURİYET’E KANLA YAZILAN HAKİKAT
Suların Altında Kalan Sır: Eğil
TÜRKÇÜLÜK: HAFIZASINI KAYBETMEK İSTEMEYEN BİR MİLLETİN SON SÖZÜ
OTUZ ÜÇ KURŞUN’DAN HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTIM’E
Yorum Yap