Son Dakika !
--:--:--
Muhittin Çaçan

Adaletin Maşerî Vicdanı ve Kerpiçten Sarayların Mukadder Zevali

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

İnsanlık tarihinin tozlu, kanlı ve ibret dolu sayfalarını ağır ağır karıştırdığımızda, karşımıza çıkan en yalın, en çıplak ve en dehşetli gerçek şudur: Devletler kılıçla kurulur, adaletle ayakta kalır; fakat zulümle, adam kayırmayla ve liyakatsizlikle mutlaka yerle yeksan olur. Tarihin bu değişmez, bu şaşmaz ve bu sarsılmaz yasası, bugün Tunceli’nin sarp dağlarından yükselen o vakur ve kararlı adalet çığlığında yeniden tecelli etmektedir. Çok uzun zamandır, zihnini ve vicdanını başkalarına ihale etmeyip sorunu manipüle etmek, örtbas etmek veya sadece günü kurtarmak yerine neşteri anında vurarak çözüm üreten, disiplinli, iyi kalpli ve her şeyden önce adil bir idareciye rastlamamıştık; ta ki Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Hanımefendi’nin o abidevi duruşuna kadar.

​Keşke elimde bir imkân olsa da “Ben yaptım oldu” diyerek kurumların temeline dinamit koyan, güç sarhoşluğuna teşne, sorumsuz ve keyfî yöneticilere bu duruşu somut, yaşanmış ve ders çıkarılması gereken bir “devlet adamlığı” örneği olarak sunabilsem. Zira biz biliyoruz ki; şayet bir yerde adil, kararlı ve dürüst bir yönetici varsa, onun gölgesinde çaba sarf edip yüreğini ortaya koyarak çalışan, vatanına ve milletine dürüstlükle hizmet eden memur da mutlaka mevcuttur. İdarecinin gölgesi nereye düşerse, memurun istikameti de kaçınılmaz olarak oraya döner.

​Cihadın En Büyüğü: Zalim Karşısında Hak Sözü Haykırmak

​Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in asırları delip geçen o sarsıcı hadis-i şerifiyle amel etmek bugün her zamankinden daha büyük bir nasip ve onurdur: “Cihadın en büyüğü, zalim idareci karşısında hak sözü söylemektir.” Bu aziz söz, cami kürsülerinde dile getirilen kuru bir nasihat veya kitap sayfalarında unutulmaya terk edilmiş soğuk bir satır değildir. Bu söz; idareciliğin omuzlara bindirdiği o ağır mesuliyeti, kutsal emanet yükünü, kaçınılmaz hesap gününü ve bitmek bilmeyen vicdan muhasebesini en sert şekilde hatırlatan ilahi bir ikazdır. Allah’ım, bizlere zalim karşısında hakkı haykıran, her ne pahasına olursa olsun adaleti önceleyen ve kendisine teslim edilen emanete asla ihanet etmeyen kullar olmayı nasip eyle.

​Ahlak Kuramlarının Seyrinde: İdareciliğin Ağır ve Kutsal Mesuliyeti

​Tarih boyunca ahlak kuramları, idarecinin konumunu bir güç gösterisi, bir şahsi saltanat veya kişisel menfaat devşirme aracı olarak değil; aksine ağır bir emanet, derin bir vicdani sorumluluk ve toplumsal ahlakın temel taşı olarak tanımlamıştır. Hristiyan geleneğinde, Hz. İsa’nın (a.s.) öğretileri merhameti, adaleti ve zulme karşı sarsılmaz bir duruşu merkeze alır. “Komşunu kendin gibi sev” emri toplumsal barışın anahtarıyken, “Düşmanını sev, öbür yanağını çevir” çağrısı bağışlamanın zirvesidir.

​Ne var ki tarih, Engizisyon mahkemeleri gibi bu kutsal ilkelerle taban tabana zıt olan karanlık lekelere de şahittir. Kilise’nin kendi otoritesini korumak adına kurduğu o karanlık mekanizmalar; işkence, idam ve sistematik zulümle Hz. İsa’nın merhamet mesajını Engizisyon ateşlerinde yakıp kül etmiştir. Bu, din adına dine ihanet eden, vicdanı kanla boğan bir tiranlık örneğidir. Tarih bize göstermiştir ki dinin özünü kendi ikballeri için çarpıtanlar, aslında kendi elleriyle kendi medeniyetlerini yıkmışlardır.

​Benzer bir gerçek, bugün maalesef kendisini “Müslüman” olarak pazarlayan ama pratiğinde zulümden başka bir şey barındırmayan bazı süslü Müslüman idarecilerin uygulamalarında da boy göstermektedir. Kur’an-ı Kerim’de idarecilik açıkça bir emanet olarak nitelenir: “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ Suresi, 58). Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise her yöneticinin “çoban” olduğunu ve sürüsünden bizzat sorumlu tutulacağını buyurarak hesap gününün kaçınılmazlığını vurgulamıştır. Bir civara baş olmak, duvarın taşı olmayı yeğleyecek kadar ağır bir mesuliyettir. Makam, dünya için mansıp (şahsi menfaat) değilse idareci ancak adaletle anılır; aksi halde zulüm sadece maddi enkaz değil, manevi bir çöküş ve toplumsal yaralar bırakır.

​Kerpiçle Süleymaniye Kurulmaz: Son 24 Yılın Ham ve Çürük İnşaatı

​Büyük mütefekkir Cemil Meriç’in o derin ve uyarıcı feryadı hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor: “Kerpiçle Süleymaniye kurulmaz.” Pişmemiş ham kerpiçle, hiçbir mühendislik hesabı gözetilmeden, sadece kalitesiz, defolu ve çürük malzemeyle abidevi eserler, sağlam devlet yapıları ve müreffeh bir gelecek asla inşa edilemez. Ülkemizde son 24 yılda yaşanan, maalesef tam olarak bu acı ve karanlık tablonun kendisidir.

​“Kaht-ı rical” yani adam kıtlığı döneminin zirve yaptığı bu süreçte; sadakatin liyakatten üstün tutulduğu, vasatlığın altın tepside ödüllendirildiği, üçüncü sınıf insan malzemesiyle harmanlanmış bir “yeni düzen” binası dikilmeye çalışıldı. Bu eğreti binanın harcına bakalım:

  • Çamurunda: CIA bağlantılı karanlık unsurlar ve dini istismar eden yapılar,
  • Samanında: Kızıl zombi yapıların, FETÖ artıkları ve her devrin dönmeleri,
  • Cilasında: Ülkücü veya muhafazakâr kisvesine bürünmüş fırsatçılar,
  • İnşaatında: Ahlaksızlar, hırsızlar, vurguncular, riyakârlar ve her kesimden yalakalar, solcu-sağcı liboşlar…

​Bu kerpiç yığını, büyük bir depreme bile hacet kalmadan; kendi içindeki çürüklüğü, harcındaki ihaneti ve temelsiz plansızlığı nedeniyle çökmeye mahkûmdur. Nitekim o enkazın tozları bugün her yeri kaplamaya başlamıştır. İnşaat sürecinde çok canımızı feda ettik; şimdi ise bu devasa enkazın altında daha fazla ruhu kaybetme riskiyle yüz yüzeyiz.

​Kurumsal Zorbalık: “Rektör Bana Abi Der” Kibri

​Bu çürük inşaatın en büyük hasarı, kamu bürokrasisinin genetik kodlarıyla oynanmasıdır. 18 yıllık şerefli kamu hayatım boyunca, kendilerini “Zillullâh-ı fi’l-âlem” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) sanan o sözde yöneticilerin keyfî zulümlerine, haksız sürgünlerine ve ihraç tehditlerine bizzat şahitlik ettim. O kibir kulelerinin içinden yükselen sesler hâlâ kulaklarımda: Yıllar önce bir dekanın makamında, adaleti ve hakkı savunduğum için yüzüme karşı savrulan o sefil tehdit… “Rektör bana abi der, seni ihraç ettiririm!”

​Bu söz, sadece şahsıma yapılmış bir saldırı değildir; bu, devletin liyakatine, kurumların ciddiyetine ve akademik ahlaka sıkılmış bir kurşundur. Arkasına aldığı kirli “abi”lik münasebetlerini devletin gücünden üstün gören bu müptezel zihniyet, kurumların altını oyan o dinamitin fitilidir. Çevremdeki dostlarımın, mesai arkadaşlarımın o günlerdeki sitemkâr fısıltıları hâlâ hafızamda: “Üzülme, sürülmek sadece solculara has bir kader idi; sözde sağ görüşlü olana ilk defa şahit olduk…” dediler.

​Hayır! Sürülmek, ihraçla tehdit edilmek veya mobbinge maruz kalmak; ne solun ne sağın tekelindedir. Bu, zalim karşısında eğilmeyen, “elinden geleni ardına koyma” diyerek dik duran her namuslu vatan evladının şeref madalyasıdır. Çünkü biz biliyoruz ki, yönetici adil olduğunda çalışanlarının kalbine hâkim olur; zulmettiğinde ise sadece riyakâr ve yalakalara hükmedebilir.

​Tuncay Sonel ve Gülistan Doku: Kerpiç Binanın Kan Donduran Enkazı

​Bu kurumsal kibrin ve liyakatsizliğin en somut, en kan dondurucu ve en vicdan yaralayıcı enkazı ise Gülistan Doku dosyasıdır. Tunceli’de 5 Ocak 2020’de başlayan bu dram, yıllarca sistematik olarak örtbas edilmeye çalışıldı. Eski Vali Tuncay Sonel’in mülki idaresi altında; arama çalışmaları, somut deliller, kamera kayıtları ve şüpheli ilişkiler yumağı adeta bilinçli bir sis perdesinin arkasına saklandı. Bir valinin asli görevi korumakken “delil karartmak” suçlamasıyla tutuklanması, o kerpiç binanın nasıl çatırdayarak çöktüğünün resmidir.

​Dönemin başhekiminin “hastane kayıtları silindi” itirafları, POLNET verilerinin imha edilmesi; devletin içine sızmış o “abi-kardeş” cuntasının, suç ortaklığının ifşasıdır. Bir genç kızın hayatı, bir ailenin acısı ve büyük Türk devletinin onuru; liyakatsiz kadrolaşmalar ve sadakat odaklı atamalarla hiçe sayıldı. “Ben yaptım oldu” mantığıyla Gülistan’ın akıbetini karanlığa gömenler, şimdi o karanlığın içinde boğulmaktadırlar. Şüpheli Tuncay Sonel’in tutukluluğu, aslında bir zihniyetin enkaz altında kalışıdır.

​Adil Bir Zamana Doğru Vicdan Muhasebesi

​Gönüldaşlarım, bizler makamı mansıp (şahsi rant) değil, ağır bir mesuliyet gören idarecilere hasret kaldık. Yetkiyi bir sopa gibi kullanan “abi”lerin değil, sorumluluğu bir namus borcu bilen gerçek devlet adamlarının özlemini çekiyoruz. Tarih bize göstermiştir ki kerpiç bina çökerken enkazın altında sadece suçlular değil, o zulme sessiz kalanlar da kalır.

​Çok sevdiğim Mustafa Özel’in yönetici derslerinde vurguladığı gibi: Yönetici değil icracı olmak, yetki devri değil sorumluluk bilinci taşımak esastır. Aksi halde sistem kör sağır bir döngüye girer. Platon’un ideal devletinde filozof-krallar adil ve bilge olur; yoksa melun-u melaîn (lanetlenmişlerin lanetlisi) hâline gelirler.

​Şimdi vakit, liyakat ve adalet vaktidir. Tunceli Başsavcısı’nın açtığı o yol; tüm kurumlardaki zorbalara, “seni attırırım” diyen kibir budalalarına ve delil karartan tiranlara verilmiş en sert cevaptır. Gülistan’ın ailesinin ve büyük Türk milletinin yaralı vicdanı artık huzur bulmalıdır. Zalim idareci karşısında hakkı söyleyenlerin çoğaldığı adil bir geleceğe doğru…

​Adaletin tecelli ettiği, hakkın yerini bulması ümidiyle. “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, cahillikle bir topluluğa kötülük etmemek için onu iyice araştırın; sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât, 6)

​Duyduğuna değil, doğruladığına inan.

​Gönlü adaletle atan tüm dostlara baki selamlar…

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan KÖY ENSTİTÜLERİNDEN TEKİNSİZ OKULLARA: DEVRİN KİNYAS KARTALLARI KİMLERDİR?
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Memleketin Kalbinden Ufka Bakış: Devletin Vakarı ve Hakikat Terazisi
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan İRAN COĞRAFYASINDA TÜRK VARLIĞI: TARİHİN SUSTURULAN HAFIZASI VE BUGÜNÜN SESSİZLİĞİNE BİR İTİRAZ
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Orta Doğu Çıkmazı: Filistin’in Kanlı Döngüsü
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Viyana Önlerinde Devlet Aklı Celladını Kendi Elleriyle Boğazladı
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan’ın “Diyarbakır’da Edebî Muhitler” Eseriyle Yeniden Okumak – II
Yazarlarımız
Ajans News