Öncelikle ve önemlilikle şunu belirtmek isterim:
Elinizde iken sizi memnun eden ama başkalarının eline geçtiğinde sizi memnuniyetsizliğin ötesinde mağduriyete sevk eden bir sistem iyi ve adil bir sistem değildir. Dahası, başkalarının elindeyken kendinizi dışlandığınızı hissettiğiniz ve bu bağlamda devlete aidiyet bağınızı zayıflatan bir sistem de hem toplumsal barış hem de devletin bekası adına riskler taşıyan bir sistemdir.
AK PARTİ SİSTEMİN PARTİSİ DEĞİL SİSTEM İNŞA EDEN BİR PARTİDİR…
Söylediklerimizin doğru anlaşılabilmesi için AK Parti’nin en temel karakteristiğinin bilinmesinde mutlak yarar var.
AK Parti statükonun partisi değildir. AK Parti kendi statükosunu oluşturup onu ilişilmez ve dokunulmaz gören bir statükocu parti hiç değildir. Tersine AK Parti ülke için gerekli olduğuna inandığında kendi oluşturduğu sistemi dahi değiştirip yerine daha iyisini ve yenisini ikame eden bir partidir. Başka bir deyişle, inşa ettiği sistemin partisi değil sistemi gerektiğinde yenileyen değişimci ve yenilikçi bir partidir. Hatta gerekli olan her yerde devrimci bir partidir. AK Parti uygulamada sistemin doğurduğu sorunları, yanlışları ve eksikleri gördüğünde değiştirmekten de yenilemekten de çekinmeyen bir partidir. Bu anlamda AK Parti ülke ve demokrasi için en iyi ve en adil sistem arayışını sonlandırmadan sürdüren anlayışın partisidir. AK Parti bu karakterini kaybettiği andan itibaren varlık nedenini de sonlandırmış olur.
Bizim sistem tartışmalarına dair görüşlerimiz ve nasıl bir sistem sorusuna verdiğimiz cevaplar AK Parti’mizin işbu karakteriyle alakalıdır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ortaya çıkan veya çıkma ihtimali olan sorunlar muvacehesinde tadil etmek gerektiğini savunmak, ülkemizin ve hepimizin yararına olabilecek iyi niyetli bir arayış olarak değerlendirilmelidir.
Getirdiğiniz sistemin esiri olup statükoculuğa evrilenler kaybederler.
Değişime ve yeniliğe açık olanlar kazanırlar.
Sistem önerilerimizi günlük/gündelik siyasi polemiklerin kurbanı edenler, kendilerine ve ülkelerine yazık ederler.
İŞTE YENİ SİSTEM ÖNERİLERİMİZ…
-Yönetimde istikrar için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden yanayım.
-Cumhurbaşkanıyla birlikte yardımcısı doğrudan millet tarafından seçilmelidir. CB yardımcısının “atanmış bürokrat” olması, sistemin ruhuyla bağdaşmaz. Cumhurbaşkanının atadığı biri, Cumhurbaşkanlığı makamı için gerekli olan iradeyi gösterme gücüne sahip olamaz.
-Bakanlar Meclis içinden belirlenmelidir. Bakan olarak atanan milletvekillerinin vekillikleri düşürülmemelidir. Bakanlık görevi sona erdiğinde tekrar milletvekilliği görevlerini sürdürmelidirler. Meclisin denetim görevi daha işlevsel olmalıdır. Bu sistemde kabine Millet Meclisiyle hem güçlü bir biçimde bağını sürdürmüş olur, hem de milletin taleplerinin diğer vekiller tarafından kendilerine taşınması sürecini kolaylaştırmış olur. Eski sistemde olduğu gibi yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı dilerse dışarıdan da uygun gördüğü kişileri bakan olarak atayabilir. Ama ağırlıklı olarak kabine üyelerinin Meclisin içinden seçilmesi, meclisin gücünü ve saygınlığını daha bir arttıracağı gibi siyasetin de itibarını yükseltir. Yürütmede seçilmiş güçlü isimlerin olması, bir tür siyasi balans işlevi de görür.
-Cumhurbaşkanlığı bünyesinde oluşturulan kurullar tamamen istişarî nitelikte olmalıdır. Cumhurbaşkanı resmiyette her kurulun başkanı olmamalıdır. Kurullar raporlarıyla Cumhurbaşkanlığı makamına sadece hizmet sunmalıdırlar.
-Cumhurbaşkanlığı tarafından atanan memurlar konumları ne olursa olsun siyasi aktör değillerdir. Atanmışların siyasi aktör gibi davranıp gündelik siyasi polemiklerin bir tarafı haline gelmeleri, demokratik siyasete zarar verir ve sistemin herkes tarafından benimsenmesini de engeller. Siyaseti yalnızca siyasi partiler ve siyasi aktörler kendi aralarında birbirlerine karşı yaparlar ve yürütürler. Cumhurbaşkanının atadığı bürokratlar Cumhurbaşkanı adına genel ülke siyasetine ve hizmetlere dair Cumhurbaşkanının görüşlerini makam adına bildirme görevine sahip olmalıdırlar. Zira atanmışları seçilmişlerden üstün kılan sistem algısı, demokrasiyi ve demokratik siyaseti tahrip eder.
CUMHURBAŞKANI PARTİ GENEL BAŞKANI OLMALI MI?
-Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olmamalıdır. Parti genel başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamının bir kişide olması, beraberinde telafisi zor üç soruna yol açabilir. Birincisi, parti devleti algısının oluşması. İkincisi, Cumhurbaşkanının parti genel başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmalar veya verdiği demeçlerle sert siyasi tartışmaların tarafı haline gelmesi ve bu durumda kendisine oy vermeyen vatandaşlardan kopması. Bu durumda bir kısım vatandaşların devlete aidiyet bağının zayıflaması. Üçüncüsü, gündelik siyasi tartışmaların ve kavgaların tarafı olan Cumhurbaşkanının ülke meseleleri söz konusu olduğunda diğer muhalefet partilerini bir masa etrafında bir araya getirmekte yaşayacağı psikolojik ve siyasal zorluklar.
Cumhurbaşkanının sadece kendisine oy veren vatandaşların/partililerin Cumhurbaşkanı, devletin de bir partinin devleti olduğu algısı, devletin bekası ve milletin birliği adına ciddi risklere yol açabilir.
Cumhurbaşkanlığı makamı herkese ait olan devletin ve bir bütün olarak da milletin gerçek anlamda temsil makamı olarak işlev görmelidir.
ÖZÜR
Bugün bitireceğimi söylediğim yazı önemine binaen salıya kaldı.

Bu sorunun doğrudan cevabını vermeden önce bir girizgâh şart. Evvela AK Parti’yi Reis’ten koparmaya çalıştılar. “Erdoğansız AK Parti” böyle bir projeydi. Milletin güçlü desteğiyle iktidarda olan AK Parti’yi ele geçirebilmek...
Reis değişimin gerekliliğine inanıyor.Çünkü milletin tercihlerini en iyi bilen lider o.AK Parti’nin milletin istediği doğrultuda kendini değiştirmemesi halinde milletin gözünden ve gönlünden düşüp eriyeceğini gören ve bunu da bir özeleştiri...
11 ilimizde iki büyük deprem felaketi yaşanmış. On binlerce canımız gitmiş. Şehirlerimiz yerle yeksan olmuş. Gözpınarlarımız ağlamaktan kurumuş. Siz kalkıp acımızı fırsat bilip siyasi kininizi kusuyorsunuz. Yalanların arkasına sığınıp yeni...
Adıyaman (Semsur) yok artık dostlar. Şehir yerle bir. Şehir merkezi tam bir harabistan. Deprem üssüne yakın ilçelerimiz Gölbaşı’mız Besni’miz köyleriyle beraber hakeza. Dağ ilçelerimizden Sincik’imiz, Sincik’e bağlı İnlice beldemiz ve...
Atasözlerimiz yaşanmış bilgeliğin ifadesidir. Sizin binlerce kelimeyle ifade edemediğinizi atasözlerimiz bir cümleyle ifade eder. Hem öyle bir ifade eder ki bir daha da hiç aklınızdan çıkmaz. Bugünün entelektüel dünyasının süslü...
Ne zaman Türkiye’nin malum terör örgütüne yönelik operasyonu olsa, hemen o örgütün üst düzey yöneticileri veya örgütün siyasi sözcüleri tarafından bu operasyon, “Türklerin, Kürtlere düşmanlığı” biçiminde yorumlanıp uluslararası güçlere servis...
Yorum Yap