Çok zor şartlar altında hayatlarını hiçe sayan, metrekaresine 6 bin merminin harcandığı o kaosta; toplara karşı tüfeğiyle, mermisi bitince süngüsüyle kora kor karşılık veren ve tarihe şerefle not düşen bütün askerlerimizi ve komutanlarımızı gurur, rahmet ve minnetle anıyorum. Lakin bu zor günleri seneler öncesinden düşünerek top, tabya, batarya ve kalelerini tahkim ederek hazırlayan; 18 Mart Deniz Zaferi’nin hakiki mimarı, ulu insan ve siyasi deha Abdülhamid Han’ı da ayrıca yâd ediyorum.
Katil İngilizler, tarihlerinde Kut’ül Amâre Savaşları’nda verdikleri 12 general ve 13 bin esirle tarihinin en büyük birinci mağlubiyetini Irak’ta almışlardır. Bundan bir sene geçmeden ikinci mağlubiyetini ise “yenilmez” denilen donanmalarıyla Çanakkale’de almışlardır. Bugün; yine dünyanın en güçlü hava ve deniz ordusu olduğu bilinen vahşi dünya katilleri ABD-İsrail ile İslamiyet’le ilgisi olmayan yönetimiyle İran, hâlen yeni bir savaşla karşı karşıyadır. Şeytanların çatışması desem de bir tarafta yönü Kâbe olan insanların da olması dengeyi bozmaktadır. Bu harpte karşılıklı zayiat oranı maalesef 1’e 1.000 gibi korkunç bir farkla İran aleyhine devam etmektedir.
1915 Çanakkale’de; yine benzer güçteki İngiliz, Fransız, İtalyan ve Anzak birleşik ordusu ile Osmanlı ordusunun karşılıklı zayiat oranı bire birdir, yani eşittir. Ve savaş sonunda 250 bin leşleri dahil her şeylerini Gelibolu’da bırakarak sessizce defolup kaçmışlardır… İşte bizim ecdadımızın topa karşı tüfekle verdiği mücadeledeki cesaret, yiğitlik ve ruh farkı! Önce vatan, bayrak, İslam ve iman dediler. Uğruna milyonlarca şehit verdiğimiz, 1071’de Türkleşen Anadolu; Çanakkale sonrası İstiklal Savaşı ile de verilmemiş ve sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalmasının tapusu bu iki harple alınmıştır.
Lakin masada ayak oyunları ve basiretsizliklerle kaptırılan Musul-Kerkük ile 3 bin Ege Adası’nın en az yarısı; 1974 Kıbrıs Harekâtı gibi denize döktüğümüz Yunan’dan ve Anadolu mezaliminden ileride mutlaka telafi edilmelidir. Benzer başarıyı umarım İran da alır. Rejimindeki zehirli fikir ve uygulamaları da artık ayıklar. Aksinde, İran’ın dıştan ya da içten çöküşü kaçınılmazdır! Türkiye’nin bu vahşi savaştaki dengeli duruşuyla da gurur duyuyorum. Ve tabii ki uçak, uzay ve savunma sanayine de devam… Hedefte ulaşmak üzere olduğumuz nükleer enerji ve onun devamı olan nükleer silah üretiminin de gerçekleştirilmesi şarttır. Siyonistler ve Haçlılar sözden değil, silahtan korkarlar…
Son söz olarak; 1985-90 arasında Bölük Komutanı olarak görev yaptığım Çanakkale şehitlikleri o yıllarda çamur deryasıydı. Görülecek bir Türk Şehitliği yoktu. Ne kadar üzülürdük. Lütfen şimdi yeniden geziniz…
Selam ve saygılarımla…
Yorum Yap