Ajans News Haber

Hamdi TEMEL: İkinci baharı getiren ilk heyecan

Hamdi TEMEL: İkinci baharı getiren ilk heyecan
Prof. Dr. Hamdi TemelTÜM YAZILARI
77 Okundu Okundu
10 Nisan 2022 - 14:25

Nasıl oldu ise 30 yıllık hayatında Müslüman bir ülkede kendini de Müslüman olarak
tanıtmasına rağmen hiç oruç tutmamıştı. Çevresinde ve ailesinde de ne yazık ki böyle bir ruhu
ve teşviki hissetmemişti. Ama basın ve sosyal medyadaki paylaşımlardan etkilenerek bu sene
ailesinin de anlamsız bakışlarına rağmen oruç tutmaya niyetlenmişti işte.


“Ben bu sene orucumu tutacağım” diyebilmiş ve nefsini de ikna etmişti.
O heyecan ile ilk sahuru için saatini kurmuş olmasına rağmen saatinden önce kalkmış ve
sahura uygun kendine yiyeceklerini hazırlamıştı. Sahurda yemek yerken bir huzur benliğini
kaplamıştı, yemeğini yerken bu zamana kadar hiç hissetmediği bir huzur ve manevi atmosferi
hissediyordu ve için içine sığmıyordu. Çok farklı duygulardı bunlar…
Ezanın okunması ile sahurunu bitirmiş, doğruca anneannesinden kalma seccade ve namaz
örtüsünü çıkarmıştı. Gözlerinden yaşlar damlıyor ve tir tir titriyordu. Adeta sanki yıllar önce
kaybettiği anneannesinin kokusunu hissediyordu.


Küçüklüğünden beri ezberlediği surelerin hiç birisini unutmamıştı çok şükür.
Sabah namazına durması ile dinen gözyaşları tekrar sel olmuştu, iyi ki kimse görmüyordu.
Böyle ağlayarak namaz kıldığını görseler “herhalde utanırım” diye içinden de geçirmiyor
değildi.


Secdeye varırken ise adeta kendinden geçmişti, nasıl bir ibadetti bu, yıllardır neden
yapmamıştı, kimsede namazın bu kadar kendisine huzur vereceğini söylememişti.
Bu zamana kadar niçin namaz kılmadığı, Kuran’ı Kerim’i okumadığı gibi sorular aklında
uçuşuyordu, değişik bir ruh hali içinde idi. Namazdan aldığı tat ayrı ramazanın verdiği huzur
ayrı idi. Hepsi bugün birleşmiş ve yeniden dünyaya geliyor gibi idi.
Yeni bir hayata bürünüyordu sanki ama mutlu ama huzurlu…
Sabah işe giderken ki heyecanı da başkaydı hani, çevresine daha iyi bir bakıyor, insanlara
gülümsüyordu, ayrı bir âlemde yaşıyor gibi idi…


Odasına geçerken “kahvenizi getiriyorum” diyen sekreterinin “bugün niyetliyim” sözleri ile
şaşkınlığa bürünmesini ise hafif bir tebessüm ile karşılık veriyordu. O da haklı idi yıllardır
beraber çalıştığı sekreteri onu ilk defa oruç tutarken görüyordu.
Hiç acıkmamıştı, nasıl bir işti bu, oysa odasına gelen misafirler ve kendisi için inanılmaz bir
yiyecek ve içecek deposu vardı. İşte hiç birini görmüyordu, hatta umursamıyordu, canı da
çekmiyordu.

Rutin işlerine koyulup mesainin bitmesi ile kendini dışarı atmış ve bol ağaçlı ve sessiz bir
park alanında biraz yürümek istemişti.


Arabasını uygun yere park etmiş ve yürüyüş yolunda, iç âleminde hesaplaşmalar yaparak
yürüyordu. Sanki etrafındaki tüm canlılar ve cansız varlıklarda ramazanın o manevi büyüsüne
kapılmışlar ve niyetli idiler. Ağaçlar kendi lisani halleri ile secde ediyordu, kuşlar ilahiler
söylüyordu, çiçeklerde bugüne has en güzel kokularını yayıyorlardı. Demek ki tefekkür
dedikleri bu olsa gerekti.


Çekingen ama gözlerinden muhtaç oldukları belli olan insanlara çaktırmadan ceplerine para
koyması da yardımseverliğin ne kadar güzel bir duygu olduğunu tadıyordu. İlk defa yaptığı
şeylerdi. Daha önceleri korkardı ya da çekinirdi kendisine yabancı birisinin yaklaşmasından.
“Zekâtın önemi burada işte” diye düşündü. Tabi ki elinden geldiğince yardımlar yapıyordu,
yardımcısına bir şeyler veriyor oda yardımlarını dağıttığını söylüyordu, doğrusu kendisi hiç
direkt yardım yapmamış o zevkten hep mahrum kalmıştı.


Ayakları onu ağaçların bittiği gecekondu bir eve doğru götürüyordu, kırık pencereden ağlayan
3 yaşlarında bir çocuk sesi duyuluyordu, bir de yaşlı ninesi idi galiba, onu teskin etmeye
çalışıyordu.
“Evladım biraz daha sabır bugün ramazan, Allah bize birisinin eli ile yiyecek gönderecektir”
diye torunu yaşındaki çocuğa bir şeyler söylüyor, gözleri yaşlı elleri titreyerek dualar
ediyordu.


“Nasıl bu kadar varlıklı olup da bu kadar fakirleri görmemiştim” diye hayıflanarak ilk
markete girip gördüğü ne varsa alması ile çıkması bir olmuş ve o ninenin kapısına dayanmıştı.
“Ninem işte Allah sana bu nimetleri benim elimle gönderttirdi” diyerek hıçkıra hıçkıra
ağlayarak poşetteki yiyecekleri verdi. Günlerce o bebeğin bir şeyler yemediğinden adı gibi
emindi, çünkü o aldıklarına saldırıp yemeye başlamasını seyretmek dünyanın en güzel
yerlerini gezip seyretmekten daha zevkli idi. Nine ise “ ne gerek vardı kuzum” diye mahcup
bir ses tonu ile kendince teşekkürler ediyordu. Evden ayrılırken “Allah sana uzun ömürler
versin, sevdiklerine bağışlasın” duasını duyuyordu ninenin…


Dalgın dalgın oradan ayrılırken hızla gelen otomobili görmemiş ve gözleri otomobilin ona
doğru gelişini seyrederken hayatının sona erdiğini düşünmeye başladı. “Adeta
kıpırdayamıyordu, hayat bu kadar kısa mı idi, oysa daha yapacak çok şeylerim var” diye
düşünürken, gizli bir el onu adeta arabanın önünden almış, ona ilk heyecanını ve ikinci
baharını yaşamasına sebep olmuştu. O heyecana dayanamayıp bayılmış ve gözlerini açtığında,
o yemyeşil gözlere sahip olan ninenin kendisine baktığını görüyordu. “Evladım bu yollarda çok hızlı arabalar geçiyor, lütfen daha dikkatli yürüyüver, senin gibi insanlardan kaç kişi kaldı
ki?” diye şefkatli elleri ile ellerini tutarak ona nasihatler ediyordu”…

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

%d blogcu bunu beğendi: