Diyarbakır denince akla ilk gelen, ihtişamıyla gökyüzüne meydan okuyan bazalt surlardır. Bu surlar, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun savunma duvarı olarak bilinir . Ancak bu kadim kentin asıl büyüsü, taşların arasına sinmiş, kulaktan kulağa fısıldanan rivayetlerde saklıdır. Her burcun, her sokağın bir hikâyesi vardır. Bugün sizlere, Diyarbakır’ın sokaklarında dolaşan o kedilerin neden bu kadar saygı gördüğünün ardındaki gizemi, çok az kişinin bildiği Kırklar Meclisi efsanesini anlatacağım.

Yıl 1950’ler. Suriçi’nin ara sokaklarında, güneşin batmasıyla birlikte hayat dururdu. O yıllarda surların kapıları akşam karanlığında kapatılır, dışarıda kalanlar sabahı beklemek zorunda kalırdı . İşte böyle bir sonbahar akşamında, Fatihpaşa Mahallesi’nde yalnız yaşayan yaşlı bir adam, sur diplerinde çocukların taşladığı siyah bir kedi gördü. Adam kediyi kurtardı, evine götürdü, yaralarını sardı. Günler geçtikçe kediyle adam arasında tarifsiz bir dostluk kuruldu. Kedi, yalnız adamın tek yoldaşı oldu .
Ancak bir sabah, adam kedisinin tüylerinde gecenin ayazını hissetti. Sanki kırağıda yatmış gibi soğuk ve ıslaktı. Bu birkaç sabah üst üste tekrarlayınca meraklandı. Bir gece, uyuyor numarası yaparak kedisini izlemeye başladı. Gece yarısı olduğunda, kedi yattığı yerden sessizce kalktı, dilinin altından küçük, mavi bir boncuk çıkardı, kulağına yerleştirdi ve ardından kapıdan süzülüp gitti .
Yaşlı adam heyecanla kedisini takip etti. Kedi, surların arasından Mardin Kapı’ya yöneldi, Hevsel Bahçeleri’nin karanlık patikalarından geçti, Dicle’nin kıyısını takip ederek Kırklar Dağı’nın eteklerindeki terk edilmiş bir köşke ulaştı. Adam bir taşın ardına gizlenip izlemeye koyuldu. O anda gözlerine inanamadı: Kara kedi bir anda silkelenerek yakışıklı, genç bir delikanlıya dönüştü. Ardından çevredeki tepelerden, bahçelerden akın eden onlarca kedi de aynı şekilde insan kılığına girdi. Sayıları tam kırka ulaştığında, hep birlikte köşke girip bir meclis kurdular. Bunlar, şehrin görünmeyen koruyucuları, Kırklar Meclisi idi .
Rivayete göre bu meclis, şehrin sorunlarını tartışır, halkın farkında olmadığı tehlikelere karşı önlem alır, şehrin huzurunu sağlardı. Sabaha karşı, horozlar ötmeden önce tekrar kedilere dönüşüp şehrin dört bir yanına dağılırlardı. Yaşlı adam gece boyunca onları izledi, sabah olunca sessizce evine döndü. Ertesi gün kedisine sırrı bildiğini ima edince, kara kedi bir daha geri gelmemek üzere ortadan kayboldu. Anlatılanlara göre, meclisin dağılmasından sonra Diyarbakır’da huzur kaçtı, olaylar arttı. İşte bu yüzden Diyarbakırlılar, sur diplerinde dolaşan kedilere saygı gösterir; belki de o kara kedinin torunlarından biridir, belki de şehrin huzuru onların varlığına bağlıdır .
Bu efsane ne kadar gerçek? Bilinmez. Ama Diyarbakır’ın manevi iklimini anlamak için önemli bir anahtar. Zira bu topraklar, peygamberler diyarı olarak da anılır. Öyle ki Eğil ilçesinde, Zülkifl ve Elyesa peygamberler başta olmak üzere dokuz peygamberin kabrinin olduğuna inanılır . Surların hemen dışındaki Kırklar Dağı’nda ise her perşembe akşamı beyaz güvercinlere dönüşerek mağarada ibadet eden kırk evliyanın varlığına inanılır . Görünen o ki Diyarbakır’da sadece taşlar değil, maneviyat da katman katman.
Tarihçiler, Diyarbakır surlarının hemen altında uzanan ve hala tam olarak keşfedilememiş yeraltı tünellerinden söz eder. Bu tünellerin bir zamanlar savaş anında halkın kaçış yolu olduğu düşünülüyor . Acaba Kırklar Meclisi’nin toplandığı o gizemli köşk, bu tünellerin bir çıkış noktası mıydı? Yoksa Asur döneminden kalma ve güneşin batışıyla birlikte ortaya çıkan o meşhur Kral Kızı rölyefi gibi , bu efsaneler de zamanla kayalara kazınmış birer gerçeklik parçası mı?
Dicle Nehri’nin Tanrı’ya ulaşan yol olduğuna inanılan bu şehirde , her şey birbirine bağlı. Surların kalkan balığı şeklinde olması, balık karnından kurtulan Hz. Yunus’a atfedilir . Balıktan çıkıp bu topraklara gelen bir peygamberin mirasına, şimdi de kedilerin koruyuculuğu ekleniyor.
Şimdi, Diyarbakır’ın ara sokaklarında yürürken önünüzden bir kedi geçse, ona bir kez daha bakın. Belki de sadece bir kedi değildir. Belki de şehrin huzurunu omuzlarında taşıyan, binlerce yıllık bir sırrın bekçisidir. Ve o sır, Zerzevan’ın Mithras tapınağında olduğu gibi kazılarla değil, yüzyıllardır olduğu gibi fısıltılarla, inançla ve rivayetle nesilden nesile aktarılıyor. Diyarbakır’ın asıl hazinesi de işte bu taşlara kazınmamış ama kalplere kazınmış hikayelerde saklı.
Cihat TOPRAK
Yorum Yap