Libya çölünün kavurucu sıcağında bir Bedevi çadırında başlayan hikaye, 20 Ekim 2011’de Sirte yakınlarında bir kanalizasyon borusunda son buldu. Muammer Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi, sadece 42 yıllık bir iktidarın değil, aynı zamanda modern tarihin en tartışmalı liderlik serüvenlerinden birinin de acımasız finaliydi. Peki gerçekte ne oldu? Bir diktatör mü öldürüldü, yoksa sistemli bir hedef mi ortadan kaldırıldı?

Kaddafi’nin yönetim anlayışını anlamak için önce onun siyasi felsefesine bakmak gerekir. 1970’lerde kaleme aldığı Yeşil Kitap’ta, hem kapitalizme hem de komünizme alternatif olarak sunduğu “Üçüncü Evrensel Teori”yi ortaya koydu . Bu teorinin pratikteki karşılığı ise 1977’de ilan edilen Cemahiriye (Arapça: “kitlelerin devleti”) sistemiydi.
Teoride bu sistem, geleneksel parlamenter demokrasiyi reddeden, doğrudan halk yönetimini öngören radikal bir modeldi. Kaddafi’ye göre gerçek demokrasi, halkın doğrudan karar alma mekanizmalarına katıldığı Temel Halk Kongreleri aracılığıyla işliyordu . Ülke binlerce halk komitesi tarafından yönetiliyor, Kaddafi ise kendisini sadece bu devrimin “rehberi” ve “kılavuzu” olarak tanımlıyordu .
Peki pratikte durum neydi? Uzmanların görüşleri bu noktada ayrışıyor. Amerikalı siyaset bilimci Benjamin Barber, Kaddafi’yi “insan olarak bir otokrat için şaşırtıcı düzeyde felsefeye düşkün ve her şeyi ince ince düşünmeyi seven biri” olarak tanımlarken , Libya uzmanı Saad Cabbar onun “söyleminde, davranışlarında, uygulamalarında ve stratejilerinde kesinlikle eşi benzeri olmayan bir lider” olduğunu vurguluyor . Ancak hemen tüm gözlemcilerin ortak kanısı şu: Görünürdeki halk yönetimi söyleminin arkasında, Kaddafi’nin mutlak kontrolü her zaman belirleyiciydi .
Muhaliflere göre bu sistem, karşıt görüşlerin susturulduğu, medyanın sıkı devlet denetimi altında tutulduğu otoriter bir yapıdan ibaretti . Kaddafi ise 2009’da Afrika Birliği zirvesinde yaptığı konuşmada, çok partili demokrasinin Afrika’ya uygun olmadığını, kıtanın kabile toplumlarından oluştuğunu ve siyasi partilerin kabilelere dayalı yapılanmasının katliamları beraberinde getirdiğini savunarak, Libya’da uygulanan halk kongreleri sisteminin en iyi model olduğunu iddia ediyordu .
Kaddafi dönemi Libya’sının en çok tartışılan yönlerinden biri, ülkenin petrol gelirlerinin halka dağıtımıdır. Dönemin rakamları gerçekten çarpıcıdır:
Temel hizmetler: Elektrik, su ve doğalgaz zorunlu ihtiyaç kapsamında görüldüğü için ücretsizdi. Eğitim ve sağlık hizmetleri bedavaydı, tüm hastalara ilaçlar hiçbir ücret talep edilmeden veriliyordu .
Ekonomik göstergeler: Libya ulusal bankaları faiz almıyor, vatandaşlar hiçbir şekilde vergi ödemiyordu. Ülke hem Afrika’da hem de dünyada en borçsuz ülkelerden biriydi. Benzinin litresi yaklaşık 0.80 euro sentti
Sosyal yardımlar: Evlenmek isteyen tüm çiftlere devlet 150 metrekarelik daire veriyor, her aile aylık yaklaşık 300 euro (o dönem Türk lirasıyla 760 TL) yardım alıyordu. Yurtdışında okuyan öğrencilere aylık 1650 euro geri ödemesiz burs sağlanıyor, tüm üniversite mezunları iş bulana kadar maaşa bağlanıyordu .
Petrol gelirlerinin %90’ı doğrudan halka gidiyor, ülke IMF veya Dünya Bankası’ndan kredi kullanmıyordu . Kaddafi’nin öldürülmesinden önce Libya, Afrika’nın en yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip ülkelerinden biriydi ve nüfusun %25’i yüksek tahsilli üniversite mezunuydu .
Ancak bu tablonun bir de gölge tarafı vardı: Bu refah, Kaddafi’ye mutlak itaat koşuluyla sağlanan bir “rant devleti” düzeniydi. Siyasi özgürlükler yoktu, muhalefet bastırılıyor, rejim muhalifleri ağır cezalara çarptırılıyordu .
Kaddafi’nin Batı ile ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. 1969’da iktidara geldiğinde ilk işlerinden biri, ülkedeki İngiliz ve Amerikan askeri üslerini kapatmak oldu . Petrol şirketlerini kamulaştırdı, İtalyan ve Yahudi azınlığın mal varlıklarına el koydu .
Uluslararası militan gruplara destek: Batılı ülkelerin Libya’yı dışlamasının temel nedeni, Kaddafi’nin İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA), Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve çeşitli Avrupa’daki militan gruplara verdiği destekti . ABD Başkanı Ronald Reagan onun için “çılgın köpek” ifadesini kullanmıştı .
Lockerbie Faciası: 1988’de İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde düşen Pan Am uçağının sorumluluğu Libya’ya atfedildi ve bu durum yıllarca süren BM yaptırımlarına yol açtı .
1986 Trablus-Bingazi bombalaması: ABD, Libya’nın Avrupa’daki saldırılarda parmağı olduğu iddiasıyla Trablus ve Bingazi’yi bombaladı. Kaddafi’nin evlat edindiği kızının da bu saldırıda öldüğü söylenir .
Petrol ve para politikası: Kaddafi’nin ölümcül hatalarından biri, OPEC ülkelerine petrol satışlarında dolar ve euro yerine altın para birimine geçilmesini önermesiydi. Saddam Hüseyin’in de benzer bir girişimi, Batılı ülkeler tarafından doğrudan ekonomik savaş ilanı olarak yorumlanmıştı .
2003 sonrası dönemde Kaddafi batıyla uzlaşma yoluna gitti: Lockerbie için tazminat ödemeyi kabul etti, kitle imha silahları programından vazgeçtiğini duyurdu ve BM yaptırımları kalktı . Ancak bu “pişmanlık” onu kurtarmaya yetmedi.
Arap Baharı Tunus ve Mısır’ı vurduğunda, Kaddafi uzun süre direneceğini düşünüyordu. Nitekim başlangıçta Batı’daki Trablus, Zintan ve Zaviye gibi bölgelerde kontrolü sağlamayı başarmıştı . Ancak 19 Mart 2011’de Fransa ve ABD öncülüğünde başlayan NATO hava harekatı, dengeleri tamamen değiştirdi .
ORSAM analizine göre, Libya toplumsal yapısı kabileler arası uzlaşıya dayanıyordu. Kaddafi, Warfallah, Tarhuna, Zintan gibi büyük kabilelerin desteğiyle iktidarını sürdürmüştü. Ancak NATO müdahalesi ve muhaliflerin karadan ilerlemesiyle birlikte batıdaki kabileler de Kaddafi’den yüz çevirdi .
Ölüm anı: 20 Ekim 2011’de Sirte’de yakalanan Kaddafi, herhangi bir yargılamaya tabi tutulmadan linç edilerek öldürüldü. Görüntüler dünyada infial yarattı: Kaddafi’nin “Allahüekber” diyerek bağırdığı, yüzüne vurulan darbelerle kanlar içinde kaldığı anlar…
Gazeteci Nuh Yılmaz’ın yorumuyla: “Kaddafi’nin öldürülme biçimi ve cesedine davranılma tarzı, Arap Baharı’nın nereye gideceği konusunda ipuçları verebilir.”
Kaddafi’nin ölümüyle ilgili çeşitli komplo teorileri dolaşmaktadır:
Petrol ve para tezi: Kaddafi’nin altın para birimine geçiş önerisi, ABD dolarının petrol ticaretindeki hakimiyetini tehdit ettiği için ortadan kaldırıldığı iddia edilir .
Afrika hırsı: Kaddafi’nin pan-Afrikanist politikaları ve Afrika Birliği başkanlığı döneminde kıtada artan nüfuzu, Batı’nın çıkarlarıyla çelişiyordu .
Özelleştirme tezi: Blog yazarlarından birinin ifadesiyle: “Global ekonomik krizden yara alan ülkeler petrol gelirlerinden pay alarak sorunlarını çözmeliydi. Artık karar verilmişti” .
Ancak daha dengeli analizler, Arap Baharı’nın başlangıçta bir “Batı komplosu” olmadığını, ancak Libya özelinde sürecin yönlendirildiğini söylüyor. Nuh Yılmaz’ın analizine göre: “Arap Baharı bu yönüyle yaratılmış ya da komplo teorileriyle ortaya çıkartılmış bir siyasi dalga değildi. Ancak Arap Baharı’nın Libya müdahalesi ile birlikte kontrol altına alınarak yönlendirildiği söylenebilir” .
Kaddafi, ölümünden 14 yıl sonra hâlâ tartışılan bir figür. Ona atfedilen tanımların hiçbiri tek başına yeterli değil:
Diktatör müydü? Evet, muhalefete izin vermeyen, medyayı sıkı denetim altında tutan, 42 yıl boyunca iktidarı elinde toplayan otoriter bir liderdi .
Halkına refah sağladı mı? Evet, petrol gelirlerini halka dağıtan, eğitim ve sağlığı ücretsiz kılan, dünyanın en borçsuz ülkelerinden birini yaratan bir sosyal devlet inşa etmişti .
Batı tarafından hedef alındı mı? Evet, anti-emperyalist söylemleri, uluslararası militan gruplara desteği, petrol politikaları ve Afrika’daki artan nüfuzuyla Batı’nın çıkarlarıyla sürekli çatışma halindeydi .
Belki de en doğru tanım, Libya uzmanı Saad Cabbar’ın sözlerinde gizli: “Söyleminde, davranışlarında, uygulamalarında ve stratejilerinde kesinlikle eşi benzeri olmayan bir lider… Ancak uyanık bir siyaset adamı, ona hiç şüphe yok. Her devirde hüküm nasıl sürdürülür, en güzel örnek” .
Kaddafi’nin trajedisi, kendisini “halkın rehberi” olarak tanımlarken halkının bir kesiminin desteğini kaybetmesi, Batı ile uzlaşmaya çalışırken eski müttefiklerini yabancılaştırması ve en sonunda kendi yarattığı sistemin çarkları arasında ezilmesiydi. Sirte yakınlarındaki o kanalizasyon borusu, sadece bir liderin değil, bir dönemin de acımasız sonuydu.
Libya bugün Kaddafi sonrası dönemde kabile çatışmaları, iç savaş ve kaosla boğuşuyor. Birçok Libyalı, Kaddafi dönemindeki “istikrar ve refahı” özlemle anarken, diğerleri özgürlükleri kısıtlanmış bir düzene geri dönmek istemiyor. Tarih, Kaddafi’nin mirasını yargılamaya devam ediyor.
Serdar Özdemir
Yorum Yap