Son Dakika !
--:--:--
serdar özdemir

İran Devrimi’nin Kanlı Arşivi: Sine Havaalanı Katliamı ve Saklanan Gerçekler

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Tarih, bazen tek bir kareye sığar. O karede ne bir kahramanlık destanı ne de görkemli bir zafer vardır; sadece toz, duman, namludan çıkan ateş ve ölüme saniyeler kalmış insanların çaresizliği bulunur. 1979 yılının Ağustos ayında, İran’ın Kürdistan eyaletindeki Senendec (Sine) Havaalanı’nda çekilen o fotoğraf, modern tarihin en karanlık anlarından birini dondurarak ölümsüzleştirdi.

Devrimin Kanlı Şafağı ve Kürtler

1979 yılı, İran için devasa bir dönüşümün yılıydı. Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ve Ayetullah Humeyni’nin 14 yıllık sürgünden dönmesi, ülkede yeni bir dönemin kapılarını aralamıştı. Ancak bu yeni dönem, her kesim için özgürlük getirmeyecekti. Özellikle özerklik talepleriyle öne çıkan Kürt halkı, kısa süre içinde kendisini yeni rejimin hedef tahtasında buldu.

18 Ağustos 1979 tarihinde Humeyni, Kürtlere karşı bir “cihat” fetvası yayınladı. Bu fetva, sadece siyasi bir karar değil, aynı zamanda Kürdistan köylerine ve kasabalarına yönelik sistematik bir şiddet dalgasının fitiliydi. İki yıl içinde yaklaşık 10 bin Kürt rejim güçleri tarafından katledilecek, binlercesi ise “yargısız infaz” mekanizmalarının kurbanı olacaktı.

Havaalanında Bir Öğle Vakti: Yargısız İnfaz

Senendec Havaalanı’nda diz çöktürülen 11 mahkumun hikayesi, bu şiddet politikasının en somut örneğiydi. Ateşli silah kaçakçılığı, cinayet ve isyan kışkırtma gibi ağır suçlamalarla itham edilen bu kişiler, savunma hakları ellerinden alınarak, göstermelik “devrim mahkemeleri” tarafından idama mahkum edildiler.

O an, Ettela’at gazetesinin fotoğrafçısı oradaydı. Deklanşöre bastığı saniye; tüfeklerden dumanın yükseldiği, mermilerin bedenlere ulaştığı ama kurbanların henüz yere düşmediği o dehşet anıydı. Fotoğraf, şiddetin tüm çıplaklığını ve “devrimci adaletin” soğuk yüzünü dünyaya haykırıyordu.

İsimsiz Bir Pulitzer ve 28 Yıllık Sır

Fotoğraf, ilk olarak İran’ın günlük gazetesi Ettela’at‘ta isimsiz olarak yayınlandı. Dönemin baskıcı atmosferinde, bu kareyi yayımlamak büyük bir cesaret örneğiydi. İslam Devrim Konseyi, fotoğrafçının ismini öğrenmek için gazeteye baskı yapsa da editörler meslektaşlarını korumak adına bu bilgiyi vermeyi reddetti.

Fotoğrafın negatifleri gizlice UPI haber ajansına ulaştırıldı ve kısa sürede tüm dünya basınında yankı buldu. 1980 yılında bu kare, Pulitzer Ödülleri kapsamında **”Anlık Haber Fotoğrafçılığı Ödülü”**ne layık görüldü. Ancak Pulitzer tarihinde bir ilk yaşandı: Ödül, fotoğrafçının can güvenliğini korumak amacıyla “Anonim” bir isme verildi.

Gerçeğin Peşinde: Jahangir Razmi’nin Ortaya Çıkışı

On yıllar boyunca bu ikonik fotoğrafın arkasındaki göz merak konusu oldu. 2002 yılında Wall Street Journal muhabiri Joshua Prager, bu “anonim” kahramanın peşine düştü. Yıllar süren araştırmalar ve ikna çabaları sonucunda, fotoğrafçının Tahranlı Jahangir Razmi olduğu anlaşıldı.

Razmi, 1979’un o tozlu gününde çektiği kareleri ve kontak baskıları evindeki bir dolapta tam 28 yıl boyunca saklamıştı. Ancak ailesinin onayını aldıktan sonra kimliğini açıklamayı kabul etti. 21 Mayıs 2007’de Columbia Üniversitesi’nde düzenlenen törenle, geç de olsa ödülüne kavuştu. Törende sadece bir fotoğrafçı onurlandırılmıyor; aynı zamanda o infazda hayatını kaybedenlerin anısı da tescilleniyordu. İnfaz edilenlerden ikisinin annesi ve kız kardeşi olan Monir ve Roya Nahid’in törendeki varlığı, bu kareden fışkıran acının hala taze olduğunu hatırlatıyordu.

Tanıklığın Gücü ve Bitmeyen Döngü

Jahangir Razmi’nin fotoğrafı, bugün sadece bir gazetecilik başarısı değil, bir halkın yaşadığı trajedinin en güçlü kanıtıdır. Bu kare; gücün, adaletin yerini aldığında neler yaşanabileceğini gösteren zamansız bir uyarı niteliğindedir. Tetik çekilmiş, duman tütmüş ve insanlar düşmüştür; ancak o anı yakalayan deklanşör, adaletsizliği sonsuza dek tarihin vicdanına not düşmüştür.

Dipnot:

Bu fotoğrafın bize hatırlattığı en büyük gerçek; savaşların ve çatışmaların ideolojiler ötesi kirli doğasıdır. Tarih boyunca görüldüğü üzere, ister bölgesel olsun ister küresel, savaşlar hiçbir zaman mazlumların lehine sonuçlanmaz. Bugün coğrafyamızda tanık olduğumuz ABD-İsrail eksenli gerilimler ve İran üzerindeki savaş senaryoları da bu kanlı döngünün bir parçasıdır.

Aslında hiçbir savaşın savunulacak bir tarafı yoktur; çünkü savaşlar, kendi çıkarlarını ve servetlerini korumak isteyen güç odaklarının, zenginlerin ve elitlerin kurgusudur. Bu “vampir” zihniyet, kendi çıkarları uğruna yoksul halkların ve masumların kanını emerek varlığını sürdürür. 1979’da o havaalanında kurşuna dizilenler de, bugün savaş tamtamları eşliğinde hedef gösterilenler de aynı kaderin kurbanlarıdır:
Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.

Serdar ÖZDEMİR

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
serdar özdemir
serdar özdemir Sermayenin En Parlak Ambalajı: Nesneleştirilen Kadın ve 8 Mart İllüzyonu
serdar özdemir
serdar özdemir Kaddafi Neden Öldürüldü!
serdar özdemir
serdar özdemir Eski Dünyanın Sonu: 3. Dünya Savaşı ve Yeni Küresel Mimari
serdar özdemir
serdar özdemir Şarj Ünitesindeki Göz: Gardiyanını Bizim Satın Aldığımız Bir Dijital Hapishane
serdar özdemir
serdar özdemir Maskelerin Ardındaki Cehennem: “Medeniyet” Yalanı ve Yeryüzü Gerçeği
serdar özdemir
serdar özdemir İnsan yaşadığı yerin toprağına benzer
Yazarlarımız
Ajans News