Bu konu, sadece arkeolojik bir keşif değil; tarihin tozlu sayfalarından sızıp modern dünyanın en karanlık koridorlarına kadar uzanan devasa bir yapbozun parçası gibi. Diyarbakır’ın bereketli topraklarında, sessizce bekleyen Zerzevan Kalesi, bugünlerde yalnızca Roma’nın sınır garnizonu olarak değil, “dünyayı yönetenlerin” gizli rotası olarak anılıyor.
Güneydoğu’nun kalbinde, Çınar ilçesinin suskun tepelerinde bir dev uyanıyor. Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki en uç kalesi olan Zerzevan, 1800 yıldır sakladığı sırları yeryüzüne kusmaya başladı. Ancak bu kez ilgi duyanlar sadece arkeologlar değil; isimleri fısıltıyla anılan aileler, büyükelçiler ve karanlık dosyalarla tanınan isimler… Peki, neden herkes bu yeraltı tapınağına bakıyor?

Mithras, sadece bir “Güneş Tanrısı” değildi. O, Pers topraklarında doğup Roma’nın en seçkin askerlerinin ruhuna sızan, “Yenilmez Güneş” (Sol Invictus) idi. Onun dini, bugün bildiğimiz hiçbir inanca benzemiyordu. Tapınakları yerin altındaydı; çünkü Mithras’ın kendisi de dünyayı bir mağarada, bir boğayı kurban ederek kurtarmıştı.
Rivayete göre Mithras, boğayı kurban ettiğinde dökülen kandan yaşam fışkırmış, kuyruğundan başaklar doğmuştu. Zerzevan’daki tapınakta bulunan kan kanalları ve bağlama yerleri, binlerce yıl önce burada yapılan o dehşetli ama “arınma” vaat eden ritüellerin sessiz şahitleri. Katılımcıların yedi aşamadan geçmek zorunda olduğu bu kült, Merkür’den Satürn’e uzanan kozmik bir yolculuğu temsil ediyordu.
Bugün Zerzevan’ı bu kadar “tehlikeli” ve “çekici” kılan şey, Rothschild ve Rockefeller gibi hanedanların temsilcilerinin burayı ziyaret etmesi. Hatta Jeffrey Epstein gibi isimlerin, sahte kimliklerle bu dehlizlerde ne aradığına dair iddialar… İlluminati gibi gizli yapıların kökeninin bu tapınak ritüellerine dayandığı tezi, komplo teorisinden öte bir “tarihsel devamlılık” sorusu olarak karşımızda duruyor.
Mithras kültünde kadınlara yer yoktu. Sadece seçkin erkekler, askerler ve aristokratlar kabul edilirdi. 12 eziyetli sınavdan geçen kişi, “Işığın Kardeşliği”ne kabul edilirdi. Bugünün “kapalı kapılar ardındaki” elit kulüplerinin, bu antik hiyerarşiyi model almadığını kim söyleyebilir?
“Karanlıkta yapılan her şey, bir gün ışığa çıkar; ancak bazı sırlar, ışığın altında bile gölge kalmaya devam eder.”
Tapınağın tavanındaki o dört delik… Boğanın ayaklarından asıldığı, kanının aşağıda bekleyenlerin üzerine süzüldüğü o an. İnanışa göre, boğanın kanıyla yıkanan kişi “yeniden doğar” ve tanrısal bir güce erişirdi. Epstein ve çevresinin bu arkaik ritüellere duyduğu iddia edilen ilgi, belki de binlerce yıllık bir “güç devşirme” arzusunun modern bir yansımasıdır.
Zerzevan Kalesi, sadece bir savunma hattı değil, aynı zamanda gökyüzünü izleyen dev bir gözlemeviydi. Mithrasçıların yıldızlara olan tutkusu, burayı astrolojik bir güç merkezi haline getirmişti. Hristiyanlığın gelişiyle yeraltına iyice gömülen bu inanç, belki de hiç yok olmadı; sadece isim değiştirdi, yer değiştirdi ve bugün dünyanın en güçlü isimlerinin ajandalarında tekrar belirdi.
Bugün Diyarbakır’ın bu kadim kalesine baktığımızda gördüğümüz şey sadece taş ve toprak değil. Gördüğümüz şey; gücün, gizemin ve insanoğlunun “tanrılaşma” arzusunun hiç değişmeyen, binlerce yıllık karanlık senaryosu.
Zerzevan fısıldamaya devam ediyor; duymaya cesareti olan var mı?
Yorum Yap