Son Dakika !
--:--:--
Muhittin Çaçan

MÜNZEVİ: AYDININ ÇİLESİ Mİ, ÇİLEYİ KUTSALLAŞTIRAN AYDIN MI?

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Bazı kitaplar vardır; size bir şey anlatmaz, sizi bir yere çağırır. Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan’ın Münzevi adlı eseri, tam olarak bunu yapıyor. Okuru ikna etmeye çalışmıyor; onu bir muhasebeye davet ediyor. Bu çağrı, gürültülü bir davet değil; daha çok kapısı aralık bırakılmış bir odadan gelen sessiz bir ses gibi.

Münzevi, adından başlayarak oldukça iddialı. Yalnızlığı bir zayıflık değil, bir tercih; hatta bir ahlak olarak ele alıyor. Sürgün, ötekileştirme, fikrini rahatça ifade edememe, bedel ödeme ve yalnız kalma hali, kitabın ana omurgasını oluşturuyor. Özellikle bu bölümler, günümüzün “her yerde konuşup hiçbir yerde duyulamayan” insanı için fazlasıyla tanıdık. Enaniyet olmasın ama okurken insan yer yer kendini de bu satırlarda yakalıyor.

Bu yaklaşım, İsmet Özel’in meşhur cümlesiyle birlikte okunduğunda daha da sertleşiyor:

“Fikir namusunun gerçekliğine bir ölçü getirilebilir mi? Evet, getirilebilir. Bir mesuliyet yüklenmedi isek fikren namuslu olmamızın da imkânı yoktur.”

Münzevi, fikri mesuliyetten ayırmayan bir kitap. Yazar; aydını yalnızca bilen biri olarak değil; yüklenen, dertlenen, bedel ödemeyi göze alan bir figür olarak konumlandırıyor. Bu noktada Sayın Arslan’ın akademik kimliği, entelektüel birikimi, dili kullanmadaki berraklığı ve fikrî disiplinini özellikle teslim etmek gerekir. Bu kitap, bir “entel vitrin” ürünü değil; belli ki uzun bir fikrî yürüyüşün, iç muhasebenin ve duruşun neticesidir.

Değerli hocanın belagati metni taşıyor. Kavramları gelişigüzel kullanmıyor; ölçülü, yerli yerinde ve iddiasının farkında. Akademik birikimini okurun başına kakmadan, ama ondan da taviz vermeden yazıyor. Bu, her akademisyenin başarabildiği bir denge değildir. Bu yönüyle Münzevi, günümüzün “kolay okunsun diye sığlaşan” metinlerinden bilinçli bir kopuşu temsil ediyor.

Ancak tam da bu güçlü duruşun olduğu yerde, eleştiri ihtiyacı doğuyor. Çünkü fikre ciddiyetle yaklaşmak, onu tartışmayı da zorunlu kılar.

Münzevi, aydın figürünü yer yer fazlasıyla romantize ediyor. Aydınlık ile acı arasında neredeyse ontolojik bir bağ kuruluyor. Sanki hakiki aydın olmak için mutlaka yalnız kalmak, dışlanmak, sürgün edilmek ve bedel ödemek gerekiyormuş gibi bir tablo çiziliyor. Bu, güçlü bir anlatı; evet, ama aynı zamanda tek taraflı. Zira her aydın hikâyesi böyle yazılmıyor. Akademik ve entelektüel çevrelerde; sistemle kavga etmeden fakat teslim de olmadan; üretimle, süreklilikle ve kabul görerek etkili olmuş pek çok isim var. Aydın olmak ile çile çekmek arasına kurulan bu zorunlu kader ortaklığı, gerçeğin sadece bir yüzünü gösteriyor.

Bir başka sorun, kitabın yüksek bir ideal sunarken somut ölçütler konusunda ketum kalması. “Dert sahibi olmak”, “şuurlu olmak”, “imanla başlamak” gibi kavramlar elbette kıymetli; ancak bu kavramlar aydını tanımlamak için yeterince belirleyici değil. Aydının bilgiyi nasıl ürettiği, hangi yöntemle düşündüğü, topluma nasıl temas ettiği ve eleştirel aklı nasıl işlettiği gibi başlıklarda daha net çerçeveler çizilebilirdi. Aksi halde ideal büyüyor ama ölçü belirsizleşiyor.

Bilgi ve tercüme konusundaki sert tutum da ayrıca tartışılmalı. Münzevi, yer yer tercüme okumanın fikrî bağımlılık yarattığına dair keskin bir tavır alıyor. Oysa düşünce tarihi bize başka bir şey söylüyor: Farabi, Gazali ve İbn Rüşd gibi isimler; başka medeniyetlerin metinleriyle temas ederek kendi özgün fikirlerini inşa ettiler. Çeviri fikrin düşmanı değil, çoğu zaman onun mayasıdır. Başkasını okuyarak kaybolan değil, aksine kendini bulan nice düşünür vardır.

Kitabın Doğu-Batı karşıtlığı üzerinden kurduğu anlatı da yer yer fazla idealleştirilmiş duruyor. Doğu’nun geri kalmışlığı “dertsizlikle”, Batı’nın ilerleyişi ise “dert sahibi aydınlarla” açıklanıyor. Oysa tarih bu kadar sade değildir. Geri kalmışlık; yalnızca bireysel aydınların varlığıyla ya da yokluğuyla izah edilemez. Ekonomik yapı, siyasal kurumlar, tarihsel kırılmalar ve kültürel süreklilik bu tablonun ayrılmaz parçalarıdır.

Bütün bu eleştirilere rağmen şunu açıkça söylemek gerekir: Münzevi, çağımızda nadir rastlanan bir fikrî samimiyet taşıyor. Popüler olma derdi yok, okuru pohpohlamıyor, kolay cevaplar sunmuyor. Rahatsız ediyor; ama zaten rahatsız etmeyen metinler düşünce üretmez.

Belki de Münzevi’nin asıl kıymeti tam burada yatıyor. Bu kitap, yalnızlığı yüceltmekten çok, yalnız kalmanın bedelini hatırlatıyor. Aydını kutsallaştırmıyor ama ona ağır bir sorumluluk yüklüyor. Bugünün konforlu suskunluğuna karşı, fikrin hâlâ bir bedeli olabileceğini fısıldıyor.

Son söz olarak şunu demek isterim: Münzevi‘ye katılın ya da itiraz edin, ama yanından öylece geçip gidemezsiniz. Fikir namusunun hâlâ ciddiye alındığına dair güçlü bir işarettir. Hocayı övmek gerekiyorsa bu ciddiyet için övmek gerekir; itiraz etmek gerekiyorsa bu ciddiyeti daha da derinleştirmek için itiraz etmek gerekir.

Haddimi aşmadan, böyle derim.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan KIZIL KAFTAN: BİR KARDİYOLOĞUN TARİHSEL HAFIZAYA TUTTUĞU NABIZ
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan DEVLET GİDERSE, AĞA GELİR
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Bayrak İndirilirken Devleti Sessizce Parçalamak
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Çözüm Arayışları ve Devlet Aklı: Tarihsel Bir Perspektif
Yazarlarımız
Ajans News