Son Dakika !
--:--:--
Mehmet Metiner

Mehmet Metiner: Bir değil bin kez öldük Adıyaman içinde

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Adıyaman (Semsur) yok artık dostlar. Şehir yerle bir. Şehir merkezi tam bir harabistan.

Deprem üssüne yakın ilçelerimiz Gölbaşı’mız Besni’miz köyleriyle beraber hakeza.

Dağ ilçelerimizden Sincik’imiz, Sincik’e bağlı İnlice beldemiz ve köylerimiz yerle yeksan.

Doğduğum büyüdüğüm can Kâhta’m depremden en az etkilenen ilçemiz lakin o da ağır yaralı. Binalardaki hasarlar dolayısıyla insanlarımız dışarıda.

Çadır kentler kuruldu.

Hasarsız okul pansiyonlarımıza ve yurtlarımıza insanlarımız yerleştirildi.

Devlet tüm imkânlarıyla sahada.

Milletimiz seferberlik halinde.

AFAD ve Kızılay her yerde.

Cümle sivil toplum kuruluşlarımız gece gündüz demeden koşturuyorlar.

Başka illerden ve ilçelerden gelen belediyelerimiz bize can suyu oldular.

Tüm araç-gereçleriyle, ekipleriyle ve yardımlarıyla sahanın her yerindeler.

Gönüllüler Türkiye’nin her bir yerinden koşup gelmişler.

Bir görseniz nasıl canla başla koşuşturduklarını…

Kaç gündür banyo yaptıkları yok. Uyku desen hak getire. Bir çadıra baş koymak yetiyor onlara.

Banyo burada en büyük lüks.

Hiç kimsenin şikâyeti yok.

İmanla ve aşkla çalışıyorlar.

Particilik yok burda.

Siyaset tüm anlamını yitirmiş.

Herkesin tek derdi var: Yaraları sarmak, kanayan yaraya merhem olmak ve acıları dindirmek.

Kim ne bulup buluşturmuşsa getirmiş. Arabasına atlayıp gelmiş.

Gönül işi bu.

Memleket sevdası bu.

Hiçbir kelime teşekkür için yeterli gelmez.

Onların bizim için akan o gözyaşlarını bir ömür boyu yüreklerimizde saklı tutacağız.

Dahası gelecek nesillerimize miras olarak bırakacağız, bilsinler.

*

Binalarımız bize kefen oldu dostlar.

O binalarımızın altında cesetlerine ulaşamadığımız canlarımızın yükü artık yüreğimize ağır geliyor.

Her ölüm, yüreğimizin bir yanını vuruyor.

Ölenle ölüyoruz.

Ölüp ölüp tekrar diriliyoruz dostlar.

Acımız tarifsiz.

Kelimelerimiz kifayetsiz.

Her aileden 20-30 kişi yaşamını yitirmiş dostlar.

Herkes yaralı burda.

Herkes derinden acılı.

Adıyaman’ımızın adı Acıyaman oldu.

Ne yaman bir acıdır bu Yarabbi!

Ne ağır bir imtihandır bu Allah’ım!

Bir yanda yerle yeksan olmuş evlerimiz, bir yanda baba, anne, oğul, kardeş, amca, dayı vb yakınlarını yitirmiş insanlarımız…

Bir aileden 30 kişi ölmüşse kendi ailesinden ölen 5 kişinin acısına acı demeyen bir büyük milletiz biz aynı zamanda…

Onu gördüm…

“Bizimki acı mı, onlarınkinin yanında” diyen necip bir milletin evlatlarını gördüm…

“Allah verdi, Allah aldı” diyen o büyük imanı gördüm hemşehrilerimin şahsında…

Onların gözyaşlarına kattığım gözyaşlarımla hem imanımı tazeledim, hem de yeniden güçlendim.

Onların bizi teselli eden sözleri karşısında kelimelerimiz ve davranışlarımız kifayetsiz kaldı.

*

Sincik’in İnlice beldesine bağlı bir köyümüzde evinin enkazı başında o bıçaktan keskin soğuk havada ziyaret ettiğim yoksul ama bir o kadar da onurlu ve başı dik hemşehrimin bize moral aşılayan sözlerini nasıl unutabilirim. Babasını, iki oğlunu kaybetmiş, bir oğlu da Çapa Tıp Fakültesi’nde ağır yaralı yatan o yiğit hemşehrimin asaletle bütünleşmiş tevekkülünü ve metanetini gördüğümde “İşte bizi ayakta tutan iman bu!” dedim.

O halde bile kendisi için değil, kendisinden daha zor durumda olanlar, acısı daha fazla olanlar için isteyen bir iman bu. Kardeşinin nefsini kendi nefsinden önce gören müthiş bir dayanışma örneği bu.

Gölbaşı ilçemizde ziyaret ettiğimiz bir evde çocuk yaştaki gencecik bir annenin dinmek bilmeyen gözyaşları karşısında sorarım size hangi kelime yeterli gelir?

“Ben dışarıya salmaktan kaçınırdım evladımı; onun cesedini çıkardılar enkaz altından” diyen bir annenin yürek paralayıcı sözlerine eşlik eden hıçkırıklarımızı da kelimeler anlatmakta yetersiz kalır elbette.

“Anneler ölsün evlatlar ölmesin” diyen o gencecik annemiz yaşayan bir ölüden farksızdı. Bizim yaşadığımız o anlık duygunun yüreğimizde oluşturduğu tahribatın da tarifi yok dostlar, bilesiniz.

Yaşayanların ölüden farksız olduğu, acının herkesi kapsayan bir derin duygu tabakası oluşturduğu Adıyaman’ımızın adı o yüzden gayrı Acıyaman’dır.

*

Meğer ne çok canlar kaybetmişiz.

Her gün yeni ölüm haberleriyle yıkılıyoruz.

Meğer çok sayıda dostumuz, arkadaşımız enkazın altında can vermiş.

Hangi birini diyeyim ki…

Milletvekilimiz Yakup Taş ve ailesini mi, aynı mahallede büyüdüğümüz can kardeşim Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İrfan Torunoğlu’nu ve ailesini mi, gazeteci kardeşim Zübeyir Pektaş’ı ve ailesini mi, süt ardeşim Zekiye Erdem ve iki oğlunu mu, kirvemiz hısmımız güzel insan Müslüm Toprak ve 28 kişilik ailesini mi, hangisini diyeyim dostlar, o kadar çoklar ki, bu köşeye sığmazlar, unutup yazmadıklarımdan dolayı da haklı olarak siteme muhatap kalırım…

Taziyelere yetişmek o yüzden ne mümkün dostlar…

Bir yanda yaraları sarmaya, öbür yanda acıları dindirmeye çalışırken o birilerinin oturdukları sıcak mekânlarından bize edepsizce saydırmaları, hakaretler ve küfürler savurmaları bizi derinden yaralasa bile asıl onları küçültüyor dostlar…

Buyurun gelin diyoruz, birlikte olalım, birlikte onaralım, birlikte ağlayalım, birlikte enkazı kaldıralım, ama onlar bize laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Gün laf günü değil icraat günü. Gün birbirimizle didişme günü değil dayanışma günü.

Genel başkanlığını yaptığım derneğimiz/vakfımız DEMBİR-DER 700 yataklı bir çadır kenti, içinde banyosu, tuvaleti, hastanesi, eczanesi vs olan bir yaşam kentini dün bitirip hizmete açtı. Üç öğün yemeğin verileceği bu yaşam kentimizde çocuklar için de oluşturduğunuz alanlar var. Buyurun siz de gelin, bir ucundan tutun diyoruz.

Acımızı paylaşan herkesin başımızın üstünde yeri var. Biz onları kendimizden biliriz. Ama acılı günlerimizde yanımızda görmediklerimizi de kendimizden bilmeyiz, biline!

*

Deprem illerimizde bakanlarımız var, koordinatör valilerimiz ve kaymakamlarımız var. Canla başla çakışıyorlar. Yattıkları yerler, çalışma ofisi olarak kullandıkları yerler. Geceleri gündüzleri birbirine karışmış.

Adıyaman’da üniversitenin içinde kriz merkezi olarak kullanılan yere gittiğimde koordinatör Valimiz Tuncay Sonel’in (Ordu Valisi) bir odada kaç kişiyle beraber nasıl canhıraş çalıştığını gördüğümde hangi ara uyuduğunu sormuştum. Zira gece 02.00’de kendisiyle yazışmıştım bir konuyla ilgili ve sabahın erken saatinde de kendisini ziyarete gitmiştim. Sabah kahvaltıları bir simitle çay.

Adıyaman’ımızda görevli bakanlarımızdan Adil Karaismailoğlu ve Mehmet Muş’un canla başla çalıştığına herkes şahit. Sağ olsunlar var olsunlar.

Kâhta ilçemizin koordinatör Kaymakamı ilçe müftülüğündeki bir odada yatıp kalkıyor.

Gölbaşı ilçemizde şu an Tokat Valisi olan Valimiz koordinatör vali olarak, Besni ilçemizde de Çankırı Valimiz koordinatör vali olarak görev yapıyor.

Diyeceğim o ki devletimiz-hükümetimiz millet beraber tüm imkânlarıyla seferber olmuş durumda.

İlk iki günkü hava ve kara ulaşımından kaynaklı sorunlar yüzünden yaşanan olumsuzluklar çok şükür giderildi.

Zor bir mücadele bu dostlar. İnsan bizzat görmeyince anlayamıyor.

Zira depremin etki alanı çok geniş derin ve büyük. Hepsine bir anda yetişmek sanıldığı kadar kolay değil.

Karla kaplı Sincik ilçemize askeri helikopterlerle bırakılan yardımları ulaştıracak kimse bulmak bile zordu.

Çünkü devlet görevlilerinin bir kısmı da enkazın altında kalmıştı. Kurtulanların da enkaz altında kalan yakınları dolayısıyla dertleri başlarından aşkındı. Yardıma koşacak olanların kendileri yardıma muhtaç haldeydi. Hava koşulları dolayısıyla uçaklar inemiyordu. Otobanlar kullanılamaz halde olduğu için kara yoluyla ulaşım adeta imkânsız hale gelmişti. Görmeyenin bilmeyenin oturduğu yerden “devlet yok!” deyip durmaları, hakikaten acıyı sömürmekten öte bir anlamı yok.

Gün, depremi ganimet bilip siyaset yapma günü değil, lütfen herkes acımıza saygı duysun, daha bir duyarlı olsun.

Daha yaramız kanıyorken seçim yapılır mı yapılmaz mı tartışması açanları da ibretle ve üzüntüyle izlediğimizi herkes bilsin.

Çok yazık!

İnsanlar burada can derdindeyken birilerinin hâlâ siyaset ve siyasi ikbal düşünmeleri emin olun ki deprem kadar acıtıcı ve yıkıcı.

*

Genç sanatçı Kadir Hanbay’ın güftesi ve bestesi kendine ait olan ve kendisinin seslendirdiği türküsünde dediği gibi “Bir değil, bin kez öldük Adıyaman içinde “ dostlar! Yaşayanlarımızın her gün öldüğü günlerden geçiyoruz dostlar!

O yüzden acımıza saygı bekliyoruz, özellikle de siyasetçilerimizden…

Ya gelip yanımızda dursunlar, acımıza ortak olsunlar ya da sussunlar!

ACİL ÇAĞRI

Her gün insanlarımıza üç öğün yemek veriliyor. Kâhta ilçemizden biliyorum. Kuru gıda takviyesini eksik etmeyin dostlar. Her gün binlerce insanımızın karnının doyması lazım. Zira kimse evine giremiyor. O yüzden ilk haftaya yoğunlaşan yardımlarınız ne kadar canımıza can olduysa, asıl bundan sonra belirli aralıklarla yapacağınız kuru gıda yardımları daha bir önem arz edecek. Sakın bizi o sıcak acılı günler geçtiğinde unutmayasınız. Kâhta ilçemizin kuru gıdaya ihtiyacı var. Duyurmuş olayım.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Metiner: AK Parti elitlerin ve oligarkların partisi midir?
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Metiner: AK Parti’de hangi alanlarda nasıl bir değişim?
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Mehmet Metiner: Siz ne biçim insanlarsınız ya
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Metiner: Horozu çok olan köyün sabahı geç olur
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Mehmet Metiner: Türkler, Kürtleri düşman olarak mı görüyor?
Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Mehmet Metiner: PKK, çözüm süreci ve silah meselesi
Yazarlarımız
Ajans News