Çocukluğumuzdan beri bize anlatılan bir masal var: Dünyanın, iyiliğin ve güzelliğin nihai zaferine doğru ilerleyen bir “medeniyet” projesi olduğu masalı. Bize okullarda, kürsülerde ve ekranlarda sürekli olarak demokrasiden, eşitlikten ve dokunulmaz insan haklarından bahsedildi.

Ancak bugün, önümüze dökülen dosyalar ve şahit olduğumuz küresel çürümüşlük, bu parlak ambalajı yırtıp atmıştır. Epstein dosyası gibi olaylar, sadece münferit birer suç değil; dünyanın aslında sandığımız gibi bir yer olmadığının, kutsal metinlerin tasvir ettiği o “aşağıların aşağısı” katmanlardan biri olduğunun kanıtı niteliğindedir.
Buz Dağının Görünmeyen Yüzü
Yıllardır bize “insanlık dersi” veren, demokrasi nutukları atan, takım elbiseleri içinde dünyayı yöneten o “seçkin” zümrenin, kapalı kapılar ardında nasıl bir karanlığı beslediğini artık daha net görüyoruz. Onların “özgürlük” dediği şey, aslında güçlünün zayıfı ezdiği, masumiyetin ise bir meta gibi alınıp satıldığı vahşi bir düzenden ibaretmiş. Epstein olayı, bir buz dağının sadece su yüzüne çıkan küçük bir kısmıdır. Suyun altında ise; açlığa mahkum edilen coğrafyalar, çıkar savaşlarında yok olan nesiller ve sistematik bir yozlaşma yatmaktadır.
Bu güruh, “insan hakları” kavramını sadece kendi çıkarlarını kamufle etmek için bir kalkan olarak kullanıyor. Eğer bu kavramlar gerçek olsaydı, bugün dünyanın bir ucunda çocuklar açlıktan ölürken, diğer ucunda o çocukların masumiyeti üzerinden pazarlıklar yapılır mıydı? Eğer demokrasi bir erdem olsaydı, savaş baronları barış güvercini maskesiyle dolaşabilir miydi?
İyiler İçin Bir Cehennem
Belki de yüzleşmemiz gereken en acı gerçek şudur: Dünya, hassas kalpler, iyi insanlar ve bilhassa çocuklar için bir tür cehennemdir. Kutsal kitapların bahsettiği o azap dolu katmanlar, belki de öte dünyada değil, bizzat bu sistemin çarkları arasındadır. Gücü elinde tutanlar, adeta kötülüğün yeryüzündeki gölgeleri gibi hareket ederken; merhamet, vicdan ve adalet sadece yoksulların birbirini teselli etmek için kullandığı kelimelere dönüşmüştür.
Bugün “gelişmişlik” denilen şey, teknolojik bir ilerlemeden ibaret olup, ahlaki bir çöküşle eş değerdir. Modern dünya, insanın ruhunu emen, onu bir üretim ve tüketim nesnesine indirgeyen, en kutsal varlık olan çocuğun bile güvenliğini sağlayamayan devasa bir illüzyondur.
Sorgulamak Bir Başlangıçtır
Artık bu illüzyona kanmamalıyız. Bize sunulan “değerler sistemi”nin, aslında o karanlık buz dağını gizlemek için uydurulmuş birer makyaj olduğunu fark etmek zorundayız. Gerçek demokrasi, gerçek adalet ve insanlık; ancak bu maskeler düştüğünde, sistemin çürümüş dişlileri görüldüğünde ve insan, insana “eşya” muamelesi yapmaktan vazgeçtiğinde konuşulabilir.
O zamana kadar, bu düzenin bize sunduğu her “yüce” kavrama şüpheyle yaklaşmak, görünenin ardındaki o karanlık niyeti aramak, bir insanlık borcudur. Çünkü cehennemin kapıları dışarıdan değil, içerideki sessizlikten ve kabullenişten açılır.
Serdar Özdemir
https://serdarname.blogspot.com/?m=1
Yorum Yap