Son Dakika !
--:--:--
Muhittin Çaçan

Halepçe’nin Acı Hafızası: Tarihin Tozlu Raflarından Bugüne Bir Uyarı

1 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

​Bu sabah gazetelere göz gezdirirken İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın sert açıklaması dikkatimi çekti. Kalibaf, ABD’nin İran’a karşı silahlı Kürt gruplarını sahaya süreceğine dair iddialar üzerine; “ABD, suçlu İsrail rejimini savunmak için tüm varlıklarını kumara yatırmak istiyor. Akıllı olan hiç kimse bu mezbahaya girmez,” ifadelerini kullandı.

​Bu cümleleri okurken zihnim, Orta Doğu’nun yakın tarihindeki en kanlı sahnelerden birine, İran-Irak Savaşı’na gitti.

​Kazananı Olmayan Bir Savaşın Perde Arkası

​1980 yılında bölgenin iki güçlü devleti olan İran ve Irak arasında yaklaşık sekiz yıl sürecek, ancak kazananı olmayacak o yıkıcı savaş patlak verdi. Savaşın hemen ardından Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), güçlerini birleştirerek Irak hükümetinin karşısında yer aldı. Peşmergeler; Duhok, Erbil ve Süleymaniye kentlerinin bir bölümünde kontrolü sağladı.

​Kürtler bu mücadelede Irak’a karşı İran ile iş birliği yaparak onlardan silah ve mühimmat desteği aldılar. Bu stratejik ortaklık, 1983 yılında İran ordusunun Irak’a karşı daha güçlü bir saldırıya geçmesini sağlarken, Irak ordusunu iki cephede savaşmak zorunda bırakarak oldukça zorladı. Dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin, Kürtleri kendisine “ihanet etmekle” suçlayarak en ağır şekilde karşılık vereceğini ilan etti.

​Enfal Operasyonu ve Barzani Ailesinin Dramı

​1986’dan itibaren Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere karşı “Enfal Operasyonu” adı verilen geniş kapsamlı bir harekât başlatıldı. Askerî hedef gözetilmeksizin gerçekleştirilen bu bombardımanlarda en ağır darbeyi Barzani ailesi aldı. Üç yıl içinde aileye mensup yaklaşık sekiz bin erkek tutuklandı, işkencelerden geçirildi ve yüzlercesi hayatını kaybetti.

​Savaşın bilançosu ise her iki taraf için de korkunçtu:

  • ​Her iki ordudan yaklaşık 500 bin asker hayatını kaybetti.
  • ​Maddi kayıp 150 milyar doları aştı, her iki ülkenin para birimi değer kaybetti.
  • ​Irak Hava Kuvvetleri o kadar pilot kaybetti ki, Saddam Hüseyin çevre ülkelerden kiralık pilot tutmak zorunda kaldı.

​”Anne, Elma Kokusu Geliyor”

​1988 yılına gelindiğinde savaş artık bir imha savaşına dönüşmüştü. Mart ayında İran güçleri, peşmergelerin de desteğiyle stratejik öneme sahip Derbendihan Barajı ve Dokan Gölü’ndeki santralleri ele geçirmeyi hedefledi. Bu operasyonun başarısı, Saddam Hüseyin’i öfkeden çılgına çevirdi. Başarısızlıktan sorumlu tuttuğu subayları idam ettirdikten sonra, “Kimyasal Ali” lakaplı Ali Hasan el-Mecid’e o korkunç emri verdi:

“Bizi arkadan vuran Kürtlere karşı kimyasal silah kullanın.”

​16 Mart 1988 günü Halepçe semalarında beliren uçaklar, önce konvansiyonel bombalarla evlerin camlarını indirdi. Ardından hardal, sarin ve VX gazı içeren kimyasal bombalar atıldı. Hayatta kalanlar, havaya yayılan o keskin kokuyu elma kokusuna benzetti. Kokuya doğru koşan çocukların son sözleri, hafızalardan silinmeyecek olan o cümleydi: “Anne, elma kokusu geliyor!”

​O gün Halepçe’de önce çocuklar, sonra yaşlılar, kadınlar, hayvanlar ve nihayetinde insanlık öldü. 5 binden fazla insan hayatını kaybetti, 15 binden fazlası yaralandı.

​Tarihin Tekerrür Etmemesi İçin…

​Canını kurtarabilen on binlerce insan Türk sınırına doğru kaçtı. Irak ordusunun yolları kesmesine rağmen sınırı geçebilen 36 bin Iraklı Kürt, Büyük Türk’ün asil devleti Türkiye Cumhuriyeti tarafından sığınmacı olarak kabul edildi.

​20 Ağustos 1988’de biten bu savaşın ardında bir milyon ölü ve milyonlarca mülteci kaldı. Enfal Operasyonu’nun toplam bilançosu ise 182 bin Kürt’ün hayatına mal oldu. Katliamın sorumluları Saddam Hüseyin ve Ali Hasan el-Mecid, yıllar sonra yargılanarak idam edildiler; ancak Halepçe’nin sessiz çığlığı hâlâ duyulmaya devam ediyor.

​Bu acı hatıra sadece geçmişin bir kaydı değil, bugünün aktörlerine de sert bir uyarıdır. Orta Doğu’da büyük güçlerin hesapları değişse de yöntemleri değişmiyor. Etnik fay hatları kaşınmaya, halklar birbirine kırdırılmaya devam ediliyor. Tarihin bu kanlı sayfaları, özellikle Kürt kardeşlerimiz için açık bir ders niteliğindedir:

Başkalarının savaşında piyon olanlar, o savaş bittiğinde ilk terk edilenler olur.

​Büyük Türk devletinin bir vatandaşı ve bir Kürt olarak naçizane fikrim şudur: Başkalarının kirli hesaplarına maşa olanlar, sadece kendi halklarının mezarını büyütürler. Halepçe’nin sessizliği, bugün hâlâ bu gerçeği haykırıyor.

Yorumlar

  • F
    Fırat

    Tebrik ederim kalemine sağlık muhittin hocam

    6 Mart 2026

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan ile Diyarbekir: Hafıza, Efsane ve Gerçekle Örülü Bir Şehrin Edebî Muhitleri
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Bir Paylaşımın Hatırlattığı Asırlık Miras: Türkoloji Kurultayı ve Hocalarımızın İlmî Nöbeti
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan ​Üç cilt bir kader: Anna Karenina ve insanın iç mahkemesi
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan Tarih Manipülatörlerinin Gölgesinde: Neo-Kadızadelilik ve Türkiye’nin Kaçırma Korkusu
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan MÜNZEVİ: AYDININ ÇİLESİ Mİ, ÇİLEYİ KUTSALLAŞTIRAN AYDIN MI?
Muhittin Çaçan
Muhittin Çaçan KIZIL KAFTAN: BİR KARDİYOLOĞUN TARİHSEL HAFIZAYA TUTTUĞU NABIZ
Yazarlarımız
Ajans News