Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan kölelik sistemiyle ilgili emsal niteliğinde bir karara imza attı. A/80/L.48 sayılı karar tasarısı ile yüzyıllar boyu süren sistematik kölelik, resmen “insanlığa karşı işlenmiş en büyük suç” olarak tanımlandı. Tarihi oylamada dünya genelinde büyük bir mutabakat sağlanırken, üç ülkenin “hayır” oyu ve Avrupa’nın çekimser…
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan kölelik sistemiyle ilgili emsal niteliğinde bir karara imza attı. A/80/L.48 sayılı karar tasarısı ile yüzyıllar boyu süren sistematik kölelik, resmen “insanlığa karşı işlenmiş en büyük suç” olarak tanımlandı.
Tarihi oylamada dünya genelinde büyük bir mutabakat sağlanırken, üç ülkenin “hayır” oyu ve Avrupa’nın çekimser tutumu diplomatik krizin fitilini ateşledi.
193 üye ülkenin temsil edildiği kurulda, ezici bir çoğunluk köleliğin en ağır suç olarak tanınması yönünde oy kullandı. Ancak harita üzerindeki bölünme dikkat çekiciydi:
| Oy Tercihi | Ülkeler |
| Evet | Ezici Çoğunluk (Çin ve Rusya dahil) |
| Hayır | ABD, İsrail, Arjantin |
| Çekimser | 50’den fazla ülke (Çoğunluğu Avrupa ülkeleri) |
ABD adına söz alan BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi temsilcisi Dan Negrea, ret oyu gerekçelerini ideolojik ve ekonomik temellere dayandırdı. Negrea, bu kararın gelecekte bir “tazminat talebi” mekanizmasına dönüşmesinden endişe ettiklerini vurgulayarak şunları söyledi:
“ABD, tarihi hataların, bugün bu kurbanlarla sadece uzak bağlantısı olan kişilere kaynak aktarımı (tazminat) amacıyla bir baskı aracı olarak kötüye kullanılmasına şiddetle itiraz etmektedir. Ayrıca, insanlığa karşı işlenen suçların herhangi bir şekilde derecelendirilmesi çabasına da karşıyız.”
Karar tasarısının mimarı olan Gana Cumhuriyeti, Batılı ülkelerin “teknik” itirazlarını samimiyetsiz bulduğunu açıkladı. Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa, ABD ve çekimser kalan bloğa şu sözlerle tepki gösterdi:
Kabul edilen tasarı, devletler için bağlayıcı bir maddi tazminat yükümlülüğü getirmiyor. Ancak diplomatik çevrelerde bu durum “Ahlaki ve sembolik bir devrim” olarak görülüyor.
Yorum Yap