Balıkesir’in Edremit ilçesinde 14 yaşındaki bir çocuğun akrabası tarafından istismara uğradığı iddiasıyla açılan soruşturmada, skandal bir karara imza atıldı. Adli görüşmecilerin “beyanları tutarlı ve inanılır” dediği çocuk için savcılık, “yeterli delil yok” diyerek takipsizlik kararı verdi. Olayın Geçmişi: Cesur Bir İtiraf ve Hukuki Mücadele Edremit’te yaşayan 14 yaşındaki mağdur çocuk, geçtiğimiz aylarda bir akrabasının istismarına…
Balıkesir’in Edremit ilçesinde 14 yaşındaki bir çocuğun akrabası tarafından istismara uğradığı iddiasıyla açılan soruşturmada, skandal bir karara imza atıldı. Adli görüşmecilerin “beyanları tutarlı ve inanılır” dediği çocuk için savcılık, “yeterli delil yok” diyerek takipsizlik kararı verdi.
Edremit’te yaşayan 14 yaşındaki mağdur çocuk, geçtiğimiz aylarda bir akrabasının istismarına maruz kaldığını annesine anlattı. Annenin vakit kaybetmeden yargıya başvurmasıyla başlayan süreçte, çocuk Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) bünyesinde uzman psikologlar eşliğinde ifade verdi.
Dosyaya giren en kritik belge, adli görüşme odasında (AGO) hazırlanan uzman raporu oldu. Raporda; çocuğun yaşadıklarını yaş grubuna uygun, kurgudan uzak, tutarlı ve samimi bir şekilde anlattığı, dolayısıyla beyanlarının “inanılır ve itibar edilebilir” olduğu açıkça vurgulandı.
Ancak davanın seyrini değiştirmesi beklenen bu rapor, savcılık makamı için yeterli görülmedi. Savcılık, olayda fiziksel bir bulgu (adli tıp raporu), görgü tanığı veya kamera kaydı gibi “somut delil” bulunmadığı gerekçesiyle “Kovuşturmaya Yer Olmadığına” karar vererek dosyayı kapattı.
Hukukçular ve çocuk hakları savunucuları karara tepki göstererek, cinsel istismar suçlarının doğası gereği kapalı kapılar ardında işlendiğini ve bu tür davalarda çocuğun uzman tarafından onaylanan beyanının en güçlü delil sayılması gerektiğini belirtiyor. 4. Yargı Paketi ile getirilen “somut delil” şartının, istismarcılar için bir zırha dönüştüğü eleştirileri yükseliyor.
Mağdur ailenin avukatları, savcılığın takipsizlik kararına karşı Sulh Ceza Hakimliğine itirazda bulundu. Şimdi tüm gözler, uzmanın “inanılır” dediği çocuğun sesinin yargı tarafından duyulup duyulmayacağına çevrilmiş durumda.
Bu olay, Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi ve Yargıtay’ın “Çocuğun beyanı esastır” ilkesiyle taban tabana zıt bir tablo çiziyor. Uzman raporuyla sabitlenen bir mağduriyetin, “somut delil” formülüne kurban edilmesi, adalete olan güveni zedelerken istismarcılara ise “delil bırakmazsan kurtulursun” mesajı veriyor. Bu dosyanın peşini bırakmamak, sadece bir haber değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Yorum Yap