Sosyal medyada gençler arasında hızla yayılan ve “boğaz sıkma oyunu” (choking game) olarak bilinen tehlikeli bir akım, ciddi sağlık riskleri ve ölümcül sonuçlar doğurma potansiyeli nedeniyle uzmanları ve aileleri alarma geçirdi. Çocukların ve gençlerin, bayılma noktasına gelene kadar birbirlerinin veya kendi boğazlarını sıkarak geçici bir öfori hissi yaşamayı amaçladığı bu “oyun”, beyne giden kan akışını…
Sosyal medyada gençler arasında hızla yayılan ve “boğaz sıkma oyunu” (choking game) olarak bilinen tehlikeli bir akım, ciddi sağlık riskleri ve ölümcül sonuçlar doğurma potansiyeli nedeniyle uzmanları ve aileleri alarma geçirdi. Çocukların ve gençlerin, bayılma noktasına gelene kadar birbirlerinin veya kendi boğazlarını sıkarak geçici bir öfori hissi yaşamayı amaçladığı bu “oyun”, beyne giden kan akışını kritik düzeyde azaltarak kalıcı beyin hasarından ani ölüme kadar bir dizi feci sonuca yol açabiliyor.
Bu tehlikeli akımda, şah damarına uygulanan baskı ile beyne giden oksijenli kanın akışı engelleniyor. Baskının kaldırılmasıyla kanın aniden beyne hücum etmesi, baş dönmesi ve geçici bir “kendinden geçme” hissine neden oluyor. Ancak uzmanlar, bu durumun saniyeler içinde geri döndürülemez hasarlara yol açabileceği konusunda net bir uyarıda bulunuyor. Oksijensiz kalan beyin hücreleri hızla ölmeye başlar ve bu durum, hafıza kaybı, öğrenme güçlükleri, nöbetler ve kalıcı beyin hasarı gibi ciddi nörolojik sorunlara neden olabilir. En kötü senaryoda ise, özellikle tek başına denendiğinde, kişi bilincini kaybederek boğulma veya kalp durması sonucu hayatını kaybedebilir.
Uluslararası veriler, bu “oyunun” masum bir eğlence olmadığını gözler önüne seriyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yapılan araştırmalar, “boğaz sıkma oyunu” nedeniyle çok sayıda çocuğun ve gencin hayatını kaybettiğini ortaya koymuştur. Bu ölümlerin birçoğu, aileler tarafından intihar olarak yanlış değerlendirilebilmektedir.
Uzmanlar Uyarıyor: “Bu Bir Oyun Değil, Ölümcül Bir Risk”
Konuyla ilgili görüş bildiren çocuk psikologları ve tıp uzmanları, bu tür akımların gençler arasındaki yayılma hızına dikkat çekiyor. Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin, akran baskısı, merak, farklı deneyimler arama ve tehlike algısının tam olarak gelişmemiş olması gibi nedenlerle bu tür riskli davranışlara daha yatkın olduğu belirtiliyor. Sosyal medyada bu anların kaydedilip paylaşılması, gençler üzerinde “popüler olma” ve “cesur görünme” gibi algılar yaratarak tehlikenin normalleşmesine yol açıyor.
Uzmanlar, ailelerin ve eğitimcilerin bu konuda son derece dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Çocuklarda görülebilecek bazı belirtiler, bu tehlikeli oyuna dahil olduklarına dair bir işaret olabilir:
Aileler ve Okullar Ne Yapmalı?
Uzmanlar, yasaklayıcı bir tavır yerine açık ve dürüst bir iletişimin önemine dikkat çekiyor. Ailelere ve okullara şu adımları atmaları tavsiye ediliyor:
Yetkililer, sosyal medya platformlarını da bu tür tehlikeli içeriklerin yayılmasını önlemek için daha proaktif ve sorumlu davranmaya davet ediyor. Unutulmamalıdır ki, sosyal medyada bir “akım” olarak başlayan bu tehlikeli eylemler, gerçek hayatta bir neslin sağlığını ve geleceğini tehdit eden ciddi bir tehlikedir.
Haber: Cihat TOPRAK
Sessizlik Duvarı ve Nevzat Bahtiyar Bilmecesi: Narin Dosyası Gerçekten Kapandı mı?
KÖY ENSTİTÜLERİNDEN TEKİNSİZ OKULLARA: DEVRİN KİNYAS KARTALLARI KİMLERDİR?
AİLEYE YÖNELİK SALDIRILAR
Amida’dan Diyarbakır’a: Bir Şehrin Taşa Yazılmış Hikâyesi
Memleketin Kalbinden Ufka Bakış: Devletin Vakarı ve Hakikat Terazisi
Yorum Yap