İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin Şubat 2026 raporu, Türkiye’deki çalışma hayatının karanlık tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi. Veriler, sadece bir ayda 126 canın yitip gittiğini değil, deprem bölgesindeki “yeniden inşa” sürecinin de adeta bir işçi mezarlığına dönüştüğünü kanıtlıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2026 yılının Şubat ayına ilişkin iş…
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin Şubat 2026 raporu, Türkiye’deki çalışma hayatının karanlık tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi. Veriler, sadece bir ayda 126 canın yitip gittiğini değil, deprem bölgesindeki “yeniden inşa” sürecinin de adeta bir işçi mezarlığına dönüştüğünü kanıtlıyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2026 yılının Şubat ayına ilişkin iş cinayetleri raporunu yayımladı. Rapora göre, Şubat ayında Türkiye genelinde en az 126 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Yılın ilk iki ayındaki toplam can kaybı ise 272’ye ulaştı.
Raporun en sarsıcı bölümünü, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından başlatılan yeniden inşa çalışmaları oluşturuyor. İSİG verilerine göre, depremin üzerinden geçen üç yılda, bölgedeki inşaatlarda en az 296 işçi hayatını kaybetti. Barınma ve güvenlik krizinin sürdüğü bölgede, işçilerin hız baskısı ve denetimsizlik kıskacında can verdiği vurgulanıyor.
Şubat ayında ölümlerin en yoğun yaşandığı iş kolları, güvencesiz çalışmanın kalesi haline gelen sektörler oldu:
Ölüm nedenleri sıralamasında trafik ve servis kazaları (%28) ilk sırada yer alırken, bunu inşaatlardaki en büyük risk olan yüksekten düşme (%15) ve sanayi/maden kollarındaki ezilme/göçük vakaları izledi.
İSİG Meclisi’nin dikkat çektiği bir diğer acı gerçek ise sendikalaşma oranı. Şubat ayında hayatını kaybeden 126 işçiden yalnızca 1’inin sendikalı olduğu tespit edildi. Bu durum, sendikal korumanın olmadığı iş yerlerinde iş güvenliğinin tamamen işverenin inisiyatifine (veya ihmaline) bırakıldığını bir kez daha kanıtladı.
Veriler, iş cinayetlerinin bir “kader” değil; denetimsizlik, sendikasızlaştırma ve maliyet odaklı çalışma düzeninin bir sonucu olduğunu gösteriyor. Özellikle deprem bölgesindeki yüksek ölüm oranı, “hızlı inşaat” politikasının bedelinin işçilere ödetildiğini tescilliyor.
Taşların Arasındaki Göz: Zerzevan’ın Görünmez Efendileri
Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan ile Diyarbekir: Hafıza, Efsane ve Gerçekle Örülü Bir Şehrin Edebî Muhitleri
Sermayenin En Parlak Ambalajı: Nesneleştirilen Kadın ve 8 Mart İllüzyonu
Şehrin Kalbindeki Şeytan ve Dört Ayaklı Sır
Halepçe’nin Acı Hafızası: Tarihin Tozlu Raflarından Bugüne Bir Uyarı
Yorum Yap