Siirt’te infial yaratan ve kamuoyunda yakından takip edilen “korucu tecavüzü” davasında mahkemenin açıkladığı gerekçeli karar, hukukçular ve hak savunucuları arasında büyük tartışma başlattı. DNA raporuyla kanıtlanan istismara rağmen davanın “zamanaşımı” ve “delil yetersizliği” gerekçesiyle düşürülmesi, yargının bu tür dosyalardaki tutumunu yeniden gündeme getirdi. Siirt’te, 2003 yılında başlayan ve sistematik işkence ile cinsel saldırı iddialarını içeren…
Siirt’te infial yaratan ve kamuoyunda yakından takip edilen “korucu tecavüzü” davasında mahkemenin açıkladığı gerekçeli karar, hukukçular ve hak savunucuları arasında büyük tartışma başlattı. DNA raporuyla kanıtlanan istismara rağmen davanın “zamanaşımı” ve “delil yetersizliği” gerekçesiyle düşürülmesi, yargının bu tür dosyalardaki tutumunu yeniden gündeme getirdi.
Siirt’te, 2003 yılında başlayan ve sistematik işkence ile cinsel saldırı iddialarını içeren davada yerel mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Korucu İzzetin Yardım’ın, o dönem 15 yaşında olan gelini Z.Ç.’ye yönelik nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla açılan davada, mahkeme “zamanaşımı” ve “soyut beyan” gerekçeleriyle davanın düşmesine hükmetti.
Dava dosyasına yansıyan bilgilere göre olaylar zinciri 2003 yılında başladı. Mağdur Z.Ç., henüz 15 yaşındayken evde bulunan el bombası ve silahlarla tehdit edilerek sistematik tecavüze maruz kaldığını beyan etti. Bu süreçte hamile kalan Z.Ç.’nin durumu, failin kendi oğlunun (mağdurun eşi) şüphelenmesi üzerine adli mercilere taşındı.
Yapılan DNA incelemesi sonucunda, Z.Ç.’nin dünyaya getirdiği çocuğun babasının, %99,9 ihtimalle kayınpederi olan köy korucusu İzzetin Yardım olduğu kesinleşti.
Siirt Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açıklanan gerekçeli kararda, davanın düşürülmesine dair iki ana unsur öne çıkarıldı:
Zamanaşımı: Mahkeme, suçun işlendiği tarihten itibaren yasal sürenin dolduğunu iddia ederek davanın düşürülmesine karar verdi.
Delil Niteliği: DNA raporunun varlığına rağmen mahkeme, mağdurun beyanlarını “soyut” olarak nitelendirdi. Olayın üzerinden uzun zaman geçmesi, delillerin sıhhatini yitirdiği gerekçesiyle sanık lehine yorumlandı.
Bu davanın düşürülmesi, Türkiye’deki cinsel saldırı davalarında sıkça karşılaşılan “hukuki boşlukları” ve “cezasızlık politikasını” tekrar tartışmaya açtı. İşte bilinmesi gereken ek detaylar:
Hukuk sisteminde DNA raporu, genellikle en güçlü “somut delil” kabul edilir. Ancak bu dosyada mahkeme, cinsel ilişkinin “rıza dışı” olduğuna dair beyanların üzerinden çok zaman geçtiğini ve bu tehdit/zorlama durumunun ispatlanamadığını savunmuştur. Mağdurun o dönem çocuk yaşta (15) olması ve failin silahlı bir kamu görevlisi (korucu) olması, rıza unsurunun yasal olarak geçersiz sayılmasını gerektiren faktörler olmasına rağmen mahkeme heyeti bu noktada takdir yetkisini sanık lehine kullanmıştır.
Dava sürecinde kadın örgütleri, sanığın “korucu” sıfatıyla sahip olduğu silah ve yerel otoritenin, mağdur üzerinde uzun yıllar süren bir baskı mekanizması oluşturduğuna dikkat çekmiştir. “Silahla tehdit” unsuru, davanın “nitelikli cinsel saldırı” kapsamına girmesini sağlasa da, mahkeme bu baskının 21 yıl sonra ispatlanmasını imkansız olarak değerlendirmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) çocukların cinsel istismarı ve nitelikli cinsel saldırı suçlarında zamanaşımı süreleri, suçun işlendiği tarihteki yasaya göre belirlenmektedir. 2003 yılındaki eski TCK hükümleri, bugünkü düzenlemelere göre fail lehine daha kısa zamanaşımı süreleri öngörebilmektedir. Mağdur avukatları, suçun sistematik olduğunu ve son eylemin tarihine göre hesaplama yapılması gerektiğini savunarak kararı üst mahkemeye (İstinaf) taşımaya hazırlanıyor.
Kararın ardından başta bölgedeki barolar ve kadın hakları platformları olmak üzere pek çok kesim, “DNA testiyle sabit olan bir suçun zamanaşımı zırhına büründürülmesinin adalete olan güveni zedelediğini” vurguladı.
Üç cilt bir kader: Anna Karenina ve insanın iç mahkemesi
SÖYLEMDE BİRLİK, UYGULAMADA AYRIŞMA OLMASIN
Maskelerin Ardındaki Cehennem: “Medeniyet” Yalanı ve Yeryüzü Gerçeği
HAÇLI DÜNYASI İSLAM’I YIKMAK İÇİN KİMLERİ KULLANIP DESTEKLİYOR
Tarih Manipülatörlerinin Gölgesinde: Neo-Kadızadelilik ve Türkiye’nin Kaçırma Korkusu
Yorum Yap